Toplumun beden ölümü gerçekleşti mi?
RAHMİ ÖĞDÜL RAHMİ ÖĞDÜL
Bir beden asla bir biçim değil; kudrettir, biçiminden taşandır; yaşamın kudreti. Biçim olsaydı, despot için her şey çok kolay olabilirdi. Toplumsal bedenin sınırının nerede sonlanacağını ancak kudreti belirler. Bu kudret, toplumsal dalganın kudretidir

Önce tek tek intiharlar görüldü. Çıkış yolu, bir kaçış çizgisi icat edemeyecek kadar kopkoyu bir kederin içine gömülü bedenler, yaşamsal bağları zayıflamış ve dünyadayken yavaş yavaş ölenler, acı çeken bir biçim olduklarını deneyimleyenler, dünya katlanılmaz hâle geldiğinde kendi elleriyle canlarına kıyıp ölümün hiçliğini gömüldüler. Sonra toplu intiharlar görüldü.

Toplumsal bağları birer birer koptukça ev denilen biçimin içine kapananlar, kederleri duvarların içinde yoğunlaştıkça daha fazla ölmemek için toplu hâlde bir kerede öldüler. Münferit olaylar diyenler olacak. Her koyunun kendi bacağından asıldığı bir toplumda ‘münferit’, can yakıcı bir sözcük. Münferit deyip işin içinde sıyrılmanın kolaylığı hepimize bulaştığında, herkes kendi bacağından asılmayı bekleyen koyunlara dönüşmüştür. Ve asılmayı bekleyenler, yaşayan ölülerdir.

Kendinizi bedeninizin anatomik biçimi içine kapatmış ve bekliyorsanız, beyin ölümünüz çoktan gerçekleşti bile. Ve ruhunuz durmadan keder üretecek, bedeniniz ise kederinizi yoğunlaştıran bir lahite dönüşecek. O zaman, bedenin ruhun hapishanesi olduğunu söyleyen Platon’a hak verecek ve sonunda bedeninizden bir an önce kurtulmak isteyeceksiniz. Gerçekleşen, toplumsal bedenin ölümüdür.

“Ellerimin, ayaklarımın sınırlarından taşmak istedim... Öldüm, şimdi kendi sınırlarımı biliyorum artık” (D. H. Lawrence, Ölen Adam, Can). Lawrence’ın kahramanı yaşarken bedenin sınırlarından taşmak istemiş, öldüğündeyse bedenin anatomik sınırlarına kapanmıştır, sınırlarını bilir. “Sınır, biçimin hudududur, ... biçimin hududuna her durumda sınır denilecektir” (Deleuze, Spinoza Üzerine On Bir Ders, Öteki). Kendinizi bir biçim olarak tanımlayabilir misiniz? Yaşam biçimin içine kapatılamaz; sınırlarından taşacak, mevcut biçimi bozacaktır. Yaşarken kendilerini bir biçim olarak tanımlayanlar ve norm biçime bürünmek için kendilerini kalıba sokanlar ya da sokturanlar çoktan ölmüş olabilir. Ve biçimlerin yüceltildiği bir kültür, olsa olsa ölüler kültüdür; biçimlere tapınıldığı, bedenlerin salt bir biçim olarak görüldüğü nekropolis kültürü. Kültür sözcüğü, tarımsal faaliyetleri tanımlayan Latince ‘cultura’ sözcüğünden geliyor. İktidar, arazisinde yetiştirdiği topluma tanımladığı sınırlar içinde bir biçim dayattıkça toplumsal bedenin ölümünü gerçekleştiriyor. Ve elbette despot için en iyi toplum, ölü bir toplumdur.

Ölüyoruz, önce birer birer; ardından toplu hâlde. Birey denilen çok sayıdaki parçaçıktan oluşmuş toplumsal bedenin, parça parça ölümü gerçekleşiyor. Deleuze, Spinoza üzerine derslerinde, “Nasıl oluyor da iktidar sahibi insanlar, hangi alanda olursa olsunlar, bizi kederli bir tarzda duygulandırmaya, etkilemeye ihtiyaç duyuyorlar?” diye soruyor. Ve ekliyor “kederli tutkular tattırmak iktidarın işleyişi için zorunludur.” Spinoza despot ile rahibi birbirine bağlayan derin bağı keşfetmiştir: Her ikisi de kederli bir tebaaya ihtiyaç duyuyor. Keder ya da üzüntü, sıradan bir duygu değil, aksine varolma kuvvetinin, eyleme gücünün azalması. Bacaklarından asılmak üzere bekleyenler, sadece keder üretir. Despotun istediği de bu, toplumsal kudretin sıfırlanması. Münferitleştirdiği topluma dayattığı biçim, bize hep ölümü tattırıyor. Kendimizi münferit bir biçim olarak tanımladıkça asla yaşamın kudretini tadamayız. Ve eyleme gücümüz giderek zayıflıyor, ölüyoruz.

Bir beden asla bir biçim değil; kudrettir, biçiminden taşandır; yaşamın kudreti. Biçim olsaydı, despot için her şey çok kolay olabilirdi. Spinoza’ya göre, bedenler başka bedenlerle karışan ve ortak mevhumlar altında birleştiklerinde birlikte güçlenen parçaçıklardan oluşmuşlardır. Olay aramızda gerçekleşir, etkiler ve etkileniriz. Parçalarımız sayesinde başka bedenlerle karışarak yeni karışımlar, toplumsal kuvveti arttıran iksirler icat edebiliriz. Toplumsal bedenin sınırının nerede sonlanacağını ancak kudreti belirler. Ve bu kudret, dalganın kudretidir, toplumsal dalganın. Kudretimizi azaltmak için bize biçim dayatan iktidar, “bedenleriniz hapishanenizdir, ölümü tadın” diyor. Sakın kanmayın, toplumsal bedenin cenazesini kaldırmak istiyor.

cukurda-defineci-avi-540867-1.