birgün

15° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 21.12.2019 11:22
author

“Toprağı aç, hayvanı aç, insanı aç bir ülkeden…”

1989 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Camilo Jose Cela, “On Bir Futbol Öyküsü” kitabında olağanüstü bir mizah gücüyle futbolcu, antrenör ve taraftarların gizemli dünyalarını ele alırken büyülü gerçeklik dokusunu hiç kaybetmez. Kitaptaki epigraflardan biri hâlâ aklımda öylece durur: “Ölüm yaşlıları kapılarının önünde, gençleri ise sokakta avlar.” Ülkemizin karanlık tarihi ile Latin Amerika’nın alacalı günleri üzerine yeniden tekrara düşüp koşutluk kurmak niyetinde değilim. Ama ölümün soğuk mevsimini baharında yaşayan gençleri yahut en kıvamlı çağlarında yüzü toprağa erken düşen aydın ölümlerini hatırlayınca Camilo Jose Cela beni kıskıvrak yakalayıveriyor.

Yıl: 18 Aralık 1978. Tam 41 yıl önce… Akşam saatleri. Yer. Adana. Köy – Koop Adako Birlik Genel Müdürü ile TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Adana Bölge Şube Başkanı Akın Özdemir eşi Mine Özdemir’le evine gitmeye hazırlanıyor. Mine Özdemir arabaya doğru ilerlerken bir karaltı hissediyor. Hemen ardından da üzerine kurşun yağmaya başlıyor. Belki o anda Akın Özdemir kızı Deniz’i düşünüyor… Belki Ziraat Mühendisleri Odası olarak Akdeniz Bölgesi’ndeki son yapacakları faaliyetleri… Belki Çukurova’nın o uçsuz bucaksız topraklarındaki pamuk işçileri… Son nefesini vermek üzere... Üç ayrı silahtan açılan ateş sonucunda eşi Mine ise ağır yaralı. Son defa doğrulup ona bakmaya çalışıyor. Nafile!

Aslında Akın Özdemir uzun zamandır ağaların boy hedefiydi. Özellikle Adana’nın Kadirli ilçesinde çeltik üretimi yüzünden küçük üreticilerin zarara uğradığını, sıtmanın yanı sıra bağırsak enfeksiyonlarının da salgın haline dönüştüğünü açıklamıştı. Bölgedeki on yedi su kuyusunun on altısına içilemez raporu vermişti. “Bir avuç çeltik ağasının çıkarı uğruna halk sağlığı tehdit edilemez ve küçük üreticiler köylerini, tarlalarını terk etmek zorunda bırakılmaz,” diyordu. “Toprağı aç, hayvanı aç, insanı aç” bir ülkenin kalkınma yöntemlerini arıyordu.

Avrupa Tiyatrosu’nun en önemli metinlerinden biri, “Bir Halk Düşmanı”dır kuşkusuz. Dr. Tomas Stockmann yaşadığı yerin en büyük gelir kaynağı olan şehir kaplıcasında hekim olarak çalışmaktadır. Kaplıcanın ünü ülkenin dört bir yanına yayıldığı için, insanlar akın akın bu kaplıcaya gelmekte, kaplıcanın sahibi Stockmann’ın abisi Belediye Başkanı Peter ise çok büyük gelir elde etmektedir. Doktor şehirde başlayan bazı hastalıkları araştırırken çalıştığı yerin şifalı zannedilen suyunun aslında insanlara zehir saçtığını fark eder; yaşanılan kötü durumdan herkesin haberdar olmasını ister. Ancak oluşturulan faşist baskı yüzünden halk tarafından ‘şehrin düşmanı’ ilan edilir. Dr. Stockmann işini, evini, dahası dostlarını kaybedip inandıkları doğru ile baş başa kaldıklarında yapayalnızdır. Bizler; Akın Özdemir gibi ülkenin aydınlarının “Bir Halk Düşmanı” ilan edilmesinin bedelini yıllar yılı ağır ödedik. Tetikçiler hiçbir zaman nasıl bir insanın ortadan kaldırılmasının istendiğinin farkına varamadılar. Dahası sonradan açığa çıktı ki Akın Özdemir’in katili cezaevinden çıkartılıp özel olarak cinayeti işledikten sonra tekrar cezaevine gönderilmişti!

Tarih: 11 Şubat 2010. Bu ülkede öldürülen aydınlarının yakınlarının oluşturduğu Toplumsal Bellek Platformu ile haklı taleplerimizi iletmek için meclise gidiyoruz. Orta boylu, gözlüklü bir kadın yanıma yaklaşıyor, aile üyelerimin adlarını sayıp tek tek hatırlarını soruyor. Belki o anın şaşkınlığından, belki bir şeyler çocuklukta kaldığından karşımdaki kadının kim olduğunu hatırlamaya çalışıyorum. Evet, Mine Özdemir o. Aynı zamanda babamın Tıp Fakültesinden sınıf arkadaşının kardeşi. Bu kadar az insanın benzer dünya görüşüyle aynı atmosferde buluşmasının rastlantı olmadığını ise çoktandır biliyorum, ne yazık ki.

Oysa Akın Özdemir’in ardından Uğur Mumcu şunları yazmıştı: “Akın Özdemir de faşist kurşunlar altında can verdi. Akın Özdemir’i öğrencilik yıllarından tanırım. Bütün yaşamını emekçi sınıfların kavgasına vermiş, yiğit bir arkadaşımızdı. Yöntemleri hep aynı... Bir örgüt, bir kanlı çete her yerde cinayet işliyor!”

Akın Özdemir’den tam on altı sene sonra Mumcu da öldürüldü. Bu ülkede aydınlar birbirlerinin cenazesinde birbirlerinin resmini taşırlar!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız