Google Play Store
App Store

"Evren dönüyor mu?" sorusuna verilecek kesin bir yanıt hâlâ belirsizliğini koruyor. Tüm yorumlarımız görünür maddeden gelen ışığın verdiği bilgilerden ibaret

Tüm evren bir karadeliğin içinde mi?

Kozmosun derinliklerine her baktığımızda orada bizi bekleyen başka bir gizem oluyor. Kozmosun derinlikleri evrenin bir nevi bebeklik fotoğrafı gibidir. Evrenin bebeklik hali ise sandığımızdan çok farklı görünüyor. Yapılan son gözlemden çıkan olası sonuçlardan bir tanesi, evrenin döndüğü ve bir karadeliğin içinde olabileceği yönünde.

Dünyayı evrenin merkezi sandığımız antik ve orta çağdan bu yana evreni anlama çabamız hız kesmeden devam ediyor. Bu anlama serüvenindeki en büyük yardımcılarımız ise teleskoplardır. Galileo Galilei, 1609 yılında kendi geliştirdiği teleskopla gökyüzünü gözlemlemeye başladığında, o zamana kadar kimsenin görmediği birçok detayı keşfetti. Ayda dağlar ve kraterler vardı, Aristoteles’in dediği gibi gök cisimleri kusursuz küreler değildi. Jüpiter’in etrafında dönen uydular vardı. Eğer başka gezegenlerin uyduları varsa her şey Dünya’nın etrafında dönmüyor olabilirdi.

Gökyüzüne teleskop ile ilk bakış Aristotelesçi Hristiyan kozmolojisine ciddi darbeler indirdi. Kozmosa bakışımızı değiştiren ikinci en büyük gözlem 1920’li yıllarda Edwin Hubble’dan geldi. O dönemde tüm evrenin Samanyolu Galaksisi’nden ibaret olduğu sanılıyordu. Hubble Andromeda Gökadası’nın Samanyolu dışında olduğunu keşfetti. Evren yalnızca Samanyolu’ndan ibaret değildi,  başka galaksiler de vardı. Hubble uzak galaksilerden gelen ışığı incelediğinde ışıklarının kırmızıya kaydığını gördü. Galaksiler uzaklaşıyordu ve evren genişliyordu. Evren sanıldığı gibi statik ve ezeli değildi. Genişleyen evren gözlemi evrenin bir yaşının olduğunu ve bir şekilde doğduğunu gösteriyordu.

HUBBLE’LA İLERLEME

Hubble Uzay Teleskobu, Planck Teleskobu ve WMAP uydusunun yaptığı hassas ölçümler sayesinde evrenin genişleme hızını ve büyük patlamadan kalan kozmik mikrodalga arkaplan ışımasını daha net bir şekilde belirlemeyi başardık. Bu ölçümlerin desteklediği ve kozmosu ifade etmek için elimizdeki en iyi model Lambda-CDM modelidir. Lambda karanlık enerji etkisiyle genişleyen evreni ifade ederken, CDM (Cold Dark Matter) ise evrenin %26’sının soğuk karanlık maddeden oluştuğunu söyler. Karanlık madde için eski yazımı okuyabilirsiniz (Evrenin karanlık yüzüne bakmak). Evrenin sadece %5’i bildiğimiz atomlardan oluşurken, %95’lik karanlık bir kısım var. Lambda-CDM modeline göre evren genişleyen ve düz bir yapıya sahiptir. Evrenin genişlemesi gitgide artan bir hızda olup, evren bir eksen etrafında dönmez.

Kozmosu açıklamak için Lambda-CDM modelinden başka elimizde spekülatif modeller de var. 1949’da Kurt Gödel, Albert Einstein’ın genel görelilik alan denklemlerine özgün bir çözüm geliştirdi. Gödel’in modeline göre evren dönüyordu ve Kapalı zaman benzeri eğriler, teorik olarak zaman yolculuğuna imkân tanıyordu. Bu evrende zaman sadece bir illüzyondu.  Fakat deneysel gözlemler Gödel’in teorisini pek desteklemiyor. 2000’li yıllarda ise Nikodem Poplawski evrenin yapısı ile çok daha spekülatif bir fikir ortaya attı. Poplawski’ye göre evrenimizin bir karadeliğin içinde doğmuş olabilir. Karadeliklerin içinde yeni bir uzay-zaman bölgesinin oluşması mümkündür ve bir karadeliğin içine düşen madde, yeni bir evrenin genişlemesine yol açabilir. Büyük Patlama, bir karadeliğin içindeki maddenin yeni bir uzay-zaman yaratmasıyla tetiklenmiş olabilir. Ayrıca, bu model çoklu evren (multiverse) kavramına doğal bir zemin sağlar, çünkü her karadelik yeni bir evren doğurabilir. Karadelik evren teorisi, evrenimizin gözlemlenen homojenliğini ve izotropisini açıklayabilir, çünkü karadelik içindeki dinamikler bu tür bir düzgün yapıya yol açabilir. Eğer evren dönen bir karadeliğin içinde doğmuşsa, açısal momentumun korunumu nedeniyle kendiliğinden bir dönme hareketine sahip olabilir.

EVREN DÖNÜYOR MU?

Evren peki gerçekten dönüyor mu veya bir karadeliğin içinde olabilir mi? James Webb Uzay Teleskobu (JWST)’nun son derin uzay fotoğrafları bu iddaya deneysel kanıtlar sunuyor gibi. Kansas State Üniversitesi’nden Lior Shamir JWST’nin üstün görüntüleme gücünü kullanarak galaksilerin dönüş yönüne baktı ve çok ilginç bir şey keşfetti.  Dönüş yönünü kesin olarak belirleyebileceği 263 tane galaksiyi inceledi. Bu galaksilerden 158’i saat yönünde dönerken, 105 tanesi ise saat yönünün tersine dönüyordu. Yani, galaksilerin yaklaşık üçte ikisi saat yönünde dönerken, galaksilerin sadece üçte biri saat yönünün tersine dönüyordu. İstatistiksel olarak bir yönde dönen galaksilerin sayısının, diğer yönde dönen galaksilerin sayısıyla kabaca aynı olması gerekirken gözlemler bunun aksini söylüyor. Eğer galaksilerin dönüş yönleri tamamen rastgele dağılmış olsaydı, böyle bir asimetrinin görülme olasılığı p ≈ 0.0007 olurdu. Bu da gözlemlerde 3.4σ seviyesinde güçlü bir istatistiksel fark anlamına geliyor.  Bu asimetrik dağılımı açıklamak için iki olası yorum bulunuyor. İlki, evrenin dönerek doğmuş olmasıdır. Bu yorum, evrenin bir kara deliğin içinde doğduğunu öne süren kara delik kozmolojisiyle örtüşmektedir. Diğer bir öneri ise Güneş sisteminin Samanyolu etrafındaki dönüşünün derin uzaydaki galaksi gözlemlerini etkilediği yönünde. Bunun yaratacağı Doppler etkisi ile bu tür galaksilerin teleskop gözlemlerinde aşırı temsil edilmesi mümkün olabilir. Eğer durum gerçekten buysa, derin evren için mesafe ölçümlerinin yeniden kalibre edilmesi gerekecek.

"Evren dönüyor mu?" sorusuna verilecek kesin bir yanıt hâlâ belirsizliğini koruyor. Tüm yorumlarımız görünür maddeden gelen ışığın verdiği bilgilerden ibaret. Karanlık maddenin yapısını ve davranışını tam olarak anlamadan kozmosun bütününe ait sorulara net cevaplar vermemiz mümkün değil.

Anlayabileceğimizden çok daha karmaşık olan bu kozmosda belki bir karadeliğin tekilliğinde hapsolmuş atomlarız, belki bir simülasyonun sıradan kodlarıyız ya da Tanrı’nın, iyiyle kötünün mücadelesini izlemek için kurduğu devasa bir sahnenin ortasında, roller yüklenmiş oyuncularız. Kim bilir! Bildiğim şey, gökyüzüne bakmanın ve aklı kullanma cesaretini göstermenin verdiği muazzam hazın bizleri asla bırakmayacak olmasıdır.