birgün

13° PARÇALI BULUTLU

AVRUPA 28.10.2020 14:42

Türkiye, göç konusunda Kreuzberg örneğinden neler öğrenebilir?

“Almanya’da, o yıllarda 30-40 sene kaybedildi, bazı şeyler kabul edilip zamanında tedbirler alınsaydı, gelen kişilerin potansiyelinden daha iyi faydalanılır, uyum problemi daha az hissedilirdi.”

Türkiye, göç konusunda Kreuzberg örneğinden neler öğrenebilir?

Alev Ayhan / Berlin

Türkiye ve Lübnan’a Suriye’den yaşanan yoğun göçten etkilenen yerel belediyelerin sorunlarının barışçıl ve etkili çözümü için ilk kez 2018 yılında Yerel Yönetimde Resilyans Projesi (RESLOG) hayata geçirildi. Projenin amacı uluslararası, ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde göç politikalarını belediyeler arası karşılıklı tecrübe paylaşımını ve işbirliğini destekleyerek bütüncül bir yönetim anlayışı sağlamak. Reslog adına “Almanya Göç Politikaları ve Yerel Perspektifler Berlin Kreuzberg Örneği” çalışmasını Ümit Bayam’la beraber gerçekleştiren Özcan Ayanoğlu ile projeyi konuştuk.

Projeyi biraz anlatır mısınız?

Suriye kaynaklı göç olaylarından, Reslog kapsamındaki bazı belediyeler fazlaca etkilenmişlerdi. Özellikle Sultangazi, Sultanbeyli, Fatih gibi ilçelerde 25 bin civarında Suriye kökenli mülteciler zaman içinde gettolaşma eğilimine girmiş ve yerel halkla olan bağlar zayıflamış ya da kopmuş. Bunun üzerine de “Bu gettolaşmayı nasıl önleyebiliriz?” ve “Bu konuda bir örnek var mı?” soruları ortaya çıktı. 1960’lı yıllarda Türkiye’den Almanya’ya olan işçi göçünün örnek oluşturabileceği düşünüldüğünden, Kreuzberg’in bu göçü nasıl karşıladığı ve bugüne kadar gelinen süreci, yararlanılabilecek örnekleri ortaya çıkarmak amacıyla bu çalışmaya başladık.

Suriye’den Türkiye’ye gelen insanlarla, 60’lardan itibaren Türkiye’den Almanya’ya gidenler arasında nasıl farklılık ve benzerlikler var?

Muhakkak ki iki grubun gelişlerinde büyük fark var. Birisi para kazanmak için geliyor diğeri savaştan kaçıyor. Ben göçlerin nedenleri farklı olsa da gidilen noktada gelişmelerin aynı seyirde olduğunu düşünüyorum. Bu çalışmada anlattığımız Kreuzberg göçünün geçirdiği safhaları Türkiye’de de görüyoruz. İlk başta görülen gettolaşma, göç edilen toplum tarafından işin başında hep olumsuz karşılanmak gibi. Bir de genel görüşün göçmenlerin günün birinde ülkelerine dönecekleri beklentisinde olması, genel politikanın bunu destekliyor ve beklentinin kaybolmaması için tedbirler alıyor olması. Örneğin Almanya’da Kohl hükümeti göçmenlerin en az yarısının gönderileceğini vaat ediyor. Bütün yaşanan olumsuzluklara rağmen yaşanan bir realite var ki; göçmen sayıları artmaya devam ediyor. Çocuklar okullara başlıyor, ülkenin dili öğrenilmeye çalışılıyor. Bu konularda göç olayları ilginçtir ki tamamen paralellik gösteriyor. Yerel yönetimler ve üst politika ise göç konusunda başlangıçta paralellik gösterse de zaman içinde ayrılabiliyorlar. Yerel yönetimler rutinde bu göçmenlerin değişik sorunlarıyla uğraştıkları için yaklaşımlarında üst politikayla bir farklılık oluşmaya başlıyor.

DAYATMA YERİNE KABULLENME

Yerel yöneticiler, yerleşiklerin göçe bakışını yönlendirmede nasıl bir rol oynayabilir?

Mesela Sultanbeyli ve Sultangazi hemen hemen aynı sayıda mülteciyi barındırıyor. Fakat Sultanbeyli yerel yöneticileri, bu çok sayıdaki Suriyeliyle ilişkiye geçebilmek için Suriyeli Göçmenler Derneği kurmuşlar. Belediyenin bünyesinde iki dilli bir danışma evi kurulmuş. Böyle olunca bu ilçenin Suriyeli mültecilerle olan ilişkisi tamamen değişmiş. Bir kamuoyu çalışmasında iki ilçe halkına yöneltilen birlikte yaşama konusundaki kritik sorulara Sultangazi’de %95 oranında hayır cevabı alınırken Sultanbeyli’de bu oran %60’larda. Bu çalışmada da tavsiye edilen, üst yönetimlerin göçmen ülkesi olmadıkları, göçmenlerin günün birinde gidecekleri şeklindeki dayatmadan vazgeçip kabullenme yolunda yasal çerçeve oluşturmaya çalışmaları çok önemli.

Nedir bu getto veya gettolaşma?

Türkiye’de gettolaşma galiba çok olumsuz olarak ele alınıyor. Türkiye’ye olan göçlerin genellikle Balkanlardan ya da Kafkaslardan Türk veya Müslüman kökenli olduklarını düşünürsek onlarla olan bir deneyimi mutlaka var. Ama 2011’lerden itibaren Suriye’deki iç savaştan kaçan dili Arapça olan, kendi kurdukları mahallelerde yaşayan ve de Türk halkına uyum sağlayamadıkları ve de şiddete yatkın olduklarına dair gazete haberleri çıkan bir halk var. Göç eden azınlık normal olarak kendi aralarında, ki buradaki Türklerin hikayesi de aynı, kendi dilini konuşan kendi kültürüne yakın insanlarla ilişkiye geçiyor. Kendi stilinde yasamak, özgürce dilini konuşmak, kendisini korumak ve güvende hissetmek için o yıllarda Kreuzberg’tekine benzer gettolar oluşturuyorlar. Kreuzberg’te ve İstanbul’da bazı ilçelerde olduğu gibi yerleşikler bu fazla sayıdaki göçmenden korkup başka ilçelere taşınmayı seçebiliyorlar.

Peki başarılı bir göç politikası nasıl olmalıdır?

Sizin gazetenizdeki bir yazıyı ele alırsak Prof. Dr. Murat Erdoğan’ın söylediği çok doğru. “Suriyelilerle birlikte yaşamak mümkün, sadece çaba göstermek gerek.” Ama bu çabanın tabii ki sadece yerel belediyelerle sınırlı kalmaması gerek. Üst politikanın da desteği şart. Bir an önce üniversitelerin ilgili bölümleri, sivil toplum kuruluşları oluşturulmalı. Yerel yönetimler ve siyasi partilerin Türkiye’deki göç olgusuyla zaman kaybetmeden yeterince uğraşmaları lazım. 10 yılı aşkın bir zamandır burada yaşıyorlar, dilimizi konuşuyorlar, çocukları okula gidiyorlar, dünyada yüzlerce örnekte olduğu gibi böyle bir sürece giren göçmen kitlesi çoğunluğuyla kalıcı. Bunu şimdiden kabul edelim. Buradaki çalışmamızda da belirtiyoruz Almanya’da, o yıllarda 30-40 sene kaybedildi, bazı şeyler kabul edilip zamanında tedbirler alınsaydı, gelen kişilerin potansiyelinden daha iyi faydalanılır, uyum problemi daha az hissedilirdi.

UZLAŞI KÖPRÜLERİ KURULMALI

Sizin somut önerileriniz ne peki?

Türkiye’deki belediyelere bu çalışmadan yola çıkarak verebileceğimiz birkaç mesaj vardı. Yetkileri biraz daha dağıtma acısından STK’larla hatta oluşturulacak Suriyeli mülteci STK’larıyla ilişkiye geçilmesi bir uzlaşı köprüsünün kurulması için önemli. Belediyelerin kent konseylerinin içinde göçmenlerle ilgili bir komisyon oluşturulabilir. Kendi birimlerinde yaptıkları çalışmalarla belediye yönetimine tavsiyede bulunabilirler. Bu yolla göçmen kitlesine kendilerini burada ifade edebildikleri hissini verebilisiniz. Köprüler oluşabilir ilk adim atılmış olur. Arkasından neler gelir onu da beklemek lazım.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız