birgün

17° AÇIK

BİRGÜN PAZAR 09.08.2020 09:37

Türkiye'nin İran'ında bir gün... Dokunulmayan cemaatten ‘dokunulan' semte...

Bundan 18 yıl önce insan haklarına dönük bol hamaset içeren bir dil kullanan AKP, ülke siyasetini İsmailağa Cemaati’nin kalesi olan Çarşamba’ya sıkıştırdı. İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına dönük adımların arkasında olan cemaat, modern Cumhuriyet’in ve laik Türkiye’nin üzerine karabasan gibi çökmüş durumda.

Türkiye'nin İran'ında bir gün... Dokunulmayan cemaatten ‘dokunulan' semte...

UĞUR ŞAHİN

“FSM 1453 İç Giyim”, “Osmanlı Dönercisi”, “İhvan Baklava Börek”, “Tayyip Giyim”… Bu tabelalar İstanbul’un Fatih ilçesinde Çarşamba’dan… Burası Nakşiciliğin en içe kapalı kolu İsmailağa Cemaati’nin kalesi… Tayfun Atay’ın aktarımıyla; “gettodan” çıkıp şehrin efendisi olan cemaatin!

Bir öğle vakti 16 milyonluk megakentin İslami yüzünü ziyaret ediyorum. İslami giyim dükkanlarının, tesettür mağazalarının ve daha çok İsmailağa Cemaati’nin yayınlarının satıldığı kitapçıların önünden geçip gidiyorum. Bu esnada insanların bakışları üzerimde. Taşradan özellikle Karadenizlilerden aldığı göçle şekillenen Çarşamba’nın ticari hayatının canlılığı oldukça dikkat çekici olduğunu gözlemliyorum. “Canlılığa” ezan sesi ara veriyor, dükkânlar birbiri ardına kapanıyor. Herkes namaza yetişme derdine düşüyor.

‘İsmailağa Cemaati’nin Gökkafesi’nin öyküsü

Bir süre sonra kendimi ‘İsmailağa Cemaati’nin Gökkafesi’ olarak anılan İsmailağa Camii Sokak ile İsmailağa Çıkmazı arasında yer alan sekiz katlı Kuran kursu binasının önünde buluyorum. Cemaat, başta burası olmak pek çok yerde çok sayıda kaçak Kuran kursu inşa etti ancak burası bir sembol… 1980’lerin başında yazlık Arda Sineması kapanınca; cemaat, 2 bin 800 metrekarelik arsayı aldı ve üzerinde ‘kaçak’ olarak inşaata başladı. Durdurulmayan inşaat, 1994 yılında 8 katlı dev bir bina haline geldi. Böylece siluetin canına okunmuş oldu.

Peki, neden buradayım?

İktidara geldiğinde insan haklarına yönelik bol hamaset içeren bir dil kullanan AKP, ülke siyasetini adeta bu küçük mahalleye sıkıştırdı. Siyasetteki tıkanıklığını gidermek isteyen siyasal iktidar, Ayasofya’dan hilafet tartışmalarına oldukça geniş yelpaze ile günü kurtarma peşinde. İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına dönük adımların arkasında İsmailağa var. Modern Cumhuriyet’in, laik Türkiye yurttaşının üzerine karabasan gibi çökmüş durumdalar. Kentin Soluğu’nda bu hafta seküler Fener ve Balat’tan sonra “başkalaşan” Çarşamba’ya mercek tuttuk.

İlk görüştüğüm kişi Mudanyalı bir cemaat mensubu, ayaküstü sohbet ediyoruz, konuşmaya pek hevesli değil. “Neden” diye soruyorum, “Tasvip etmiyoruz” yanıtını veriyor. Ona göre insanın hayatını herkese anlatması doğru değil, başka da bir şey demeden “helalleşerek” uzaklaşıyor yanımdan.
turkiye-nin-iran-inda-bir-gun-dokunulmayan-cemaatten-dokunulan-semte-766365-1.
Osmanlı’nın ilk yerleştiği yöredeki Çarşamba’da birçok medrese, mescit ve tekke bulunurken cemaatin gündelik yaşama etkisinin net göstergelerinden biri, insanların giydiği giysiler…

Manevi boyutunu düşündüm, İslami kıyafet işine girdim

Kayserili Ali ise İstanbul Bayrampaşa’da doğdu. Bugünlerde İslami giyim işinde. Çarşamba’nın ara sokaklarındaki dükkanında cüppe ve şalvar dikiyor. Küçücük bir dükkânda, yanında Kazakistanlı bir cemaat mensubuyla oturuyor. 1998 yılında İsmailağa Cemaati’ne katılmış, bu dükkânı ise Esenler’den taşındıktan sonra yakın zamanda açmış.

Ben soruyorum, o anlatıyor: “1998’de bu camiaya girdik, sakalımız, giyim kuşamımız nasip oldu, hocalarımızın tavsiyeleriyle… Esenler’deyken de yani önceden de buraya işle alakalı gelip giderdik. Cüppe ve şalvar dikiyorum. Esenler’deyken normal giyim de yapardık, bayan üzerine… Ama neticede bu iş yani İslami kıyafetler işi konusunda niyet ettik ve işe girdik. Tekstilden gelmeyim, ilkokul üçten beri tekstilciyim. Hepsini arkamıza attık, bu işe yöneldik. Diğer işlerden ziyade ‘İslami kıyafetler yapalım’ dedik. İşin manevi boyutunu düşündük.”

Ali’nin aktarımına göre Çarşamba’nın biçimlenişinde başrol cemaatin… Bunu şu sözlerle açıklıyor: “Biliyorsun efendi hazretleri de burada. [“Efendi Hazretleri” olarak anılan kişi, Mahmut Ustaosmanoğlu] Buradaki oluşumların hepsi onun bereketiyle, cemaatsel olarak oluşmuştur. Keza dediğim gibi burayı bilmeyen yok, neticede dünya biliyor burayı.”

turkiye-nin-iran-inda-bir-gun-dokunulmayan-cemaatten-dokunulan-semte-766366-1.
Tekel bayisinin olmadığı sokaklardaki dükkân isimleri, kentin kimliğini açığa çıkarıyor.

‘Anadolu’dan gelen adam alışverişe İsmailağa’ya gelir’

Peki, neden Esenler değil de Çarşamba? Şöyle diyor Ali: “Bu iş Esenler’de olur mu? Olur ama buradaki kadar istikrarlı olmaz. Çünkü burada okuyan talebimiz var, Kuran kurslarımız var. Bugün Anadolu’dan gelen adam Esenler’den alışveriş yapmaz, İsmailağa’ya gelir. Bayan için feraceden tutun, İslami kıyafete, insanlar alışverişe buraya geliyor, Fatih’e geliyor.”

Ali’ye göre İslami kıyafet çok ehemmiyet isteyen bir konu, “Bu yola baş koymuş bir adam, bu kıyafetleri giyecek” ifadesini kullanıyor: “Şalvar ya da cüppe İslam’ın nişanıdır. Sıradan bir kıyafet olarak görmeyin derdi, büyüklerimiz. Bol giyinin derlerdi. Bu sıradan kıyafet nazarında bakılamaz.”

Korunaklı alanı muhafaza çabası: Binalar hep satılık

Ali; Balat, Fener ve Çarşamba’daki toplumsal dokunun farklılığına da değiniyor. Hatta Balat’taki kafeteryalara sitem edebilecek kadar ileri gidiyor. Sözleri, Çarşamba’daki “korunaklı alanı” muhafaza etmeye çalıştıklarını açığa çıkarıyor: “Buradaki binalar hep satılık. Bunun tek bir nedeni var, dünyanın gözü burada. Hocalarımız bas bas bağırıyor, ‘Burayı kollayın, satıyorsanız da en azından buradakiler alsın’ derler. Geçen biri geldi, satılığa çıkardık dedi, ‘Yapmayın, Filistin’i hatırlayın’ diyoruz. Yabancılar köşedeki iki binayı almış. Balat’taki kafeler yukarıya doğru geliyor zaten.”

‘Burada bayanlar bir yerde oturur, erkekler bir yerde’

Cadde üzerinde tesettür ürünlerinin satıldığı başka bir dükkâna giriyoruz. İçeride Hayrünnisa ile Selim var. İkisi de evli. Hikâyelerini soruyoruz. Selim’in ailesi tam 25 yıldır burada esnaf. 30 yıldır Çarşamba’da yaşayan Selim’e göre burada herkes namazında niyazında. “Burası güzel bir yer, insanları sıcakkanlı ve yardımseverdir” diye söze giriyor Selim.

turkiye-nin-iran-inda-bir-gun-dokunulmayan-cemaatten-dokunulan-semte-766367-1.

Selim, semtte gençlerin takılmadığını belirtiyor: “Gençler burada takılmıyor. Genelde orta ve üst yaşlardan insanlar vardır, onlar da camiye gider. Çay, kahvelerini içerler ve dini sohbet ederler.”

Ona göre burası kadınlar ile erkeklerin beraber sosyalleşmeleri için doğru bir yer değil. “Doğru” yer ise az aşağıdaki Balat: “Bayan ve erkeğin bir arada sosyalleşme alanı yok. Aşağıda Balat var, orada bayan erkek karışık oturabiliyor. Balat, filmler için güzel bir yer, hemen hemen tüm filmler ve diziler orada çekiliyor. İşte Çukur olsun, Şafak Sezer’in filmleri olsun. Burada bayanlar bir yerde, erkekler bir yerde olur. Ya camiye gideriz ya parkın orada otururuz. Burada kahvelerde oyun moyun yoktur.”

Renkli şeyler giydiğimde bana bakıyorlardı

Daha sonra sözü altı senedir Çarşamba’da yaşayan Hayrünnisa alıyor. Ama Hayrünnisa ile görüşen ben değilim, soruları Gamze (Türkkaynağı) soruyor, ben dışarıda bekliyorum. Hayrünnisa, daha önceleri ‘tesettürüne çok dikkat etmiyormuş’, o günleri şöyle anlatıyor: “Evlendim ve buraya geldim. İstanbul’da büyüdüm, sonra buraya gelin geldim. İlk geldiğimde çok tesettürüme dikkat eden ve bol giyinen birisi değildim. Buraya geldikten sonra dışarı çıktığımda tuhaf oluyordum, renkli giyinmek istemiyordum. Renkli, dikkat çeken şeyler giydiğimde bana bakıyorlardı, kötü hissediyordum.”

Peki ne değişti? Hayrünnisa devam ediyor: “Benden küçükleri çarşaflı görünce bu sefer ben de daha çok kapalı olmaya, dikkat etmeye ve özen göstermeye başladım. Altı yıldır ferace giriyorum. Ailem bana karışmazdı, ‘Babam bana şöyle giyin’ demezdi, buraya geldikten sonra bunları öğrendim, çevreden gördüm.”

turkiye-nin-iran-inda-bir-gun-dokunulmayan-cemaatten-dokunulan-semte-766368-1.
Bölgede “sarıklı-fesli” çocuklar görmek mümkün.

Terliklerimden çorabıma siyahı tercih ediyorum

Hayrünnisa, “Terliklerimden, çorabıma kadar siyahı özellikle tercih ediyorum çünkü seviyorum” diyor. Hemen devamında konu, buradaki kadınların nasıl sosyalleştiğine geliyor. Hayrünnisa anlatıyor: “Burada yarım gün çalışıyorum. Kadınlar genelde bir yerlere gitmek istediğinde Sultanhamet’e gider. Buradaki çiftler, Eyüpsultan’a ya da camilere gider. Kadınlar kadınlarla gidiyor. Mesela Mahmut Efendi Hazretleri Beykoz tarafında, buradan turlar düzenleniyor. Kadın kadına da karı koca da gidilebiliyor. Genelde buradakiler giderlerse memleketlerine giderler. Öyle çok bir tatilleri, bir gezmeleri yok gördüğüm kadarıyla. Kadınlar dükkâna geliyorlar; mağazaya girerler, adamlar ise içeriye girmiyor. Giysi deneyen bayanlar varsa almam. Burada herkes özgürlüğüyle maneviyatını yaşıyor.”

Ayasofya’nın eski halini merak edip Google’a baktım

Hayrünnisa, Ayasofya’ya gidenlerden ama eski halini görmediği için içinde bir merak uyanmış. “Buradan Ayasofya’nın açılışına çok giden oldu. Hatta Frankfurt’tan iki müşterimiz sırf bu yüzden geldiler. Ben de gittim Ayasofya’ya, tüylerim diken diken oldu. Namaz kılışımız, o atmosfer, çok güzeldi. İlk halini görmediğim için de merak uyandırdı. Google’dan merak edip figürlere baktım.”

Çarşamba’dan ayrılma vakti geliyor. Otobüsle geriye dönüyorum; Çarşamba üzerinden Türkiye’nin de gerileyişini düşünerek…

* Haberde görüşülen kişilerin isimleri değiştirilmiştir.

***

‘FATİH-BAŞAKŞEHİR’ KİTABININ YAZARI İRFAN ÖZET: Kültür savaşının simgesel mekânı

turkiye-nin-iran-inda-bir-gun-dokunulmayan-cemaatten-dokunulan-semte-766376-1.
İrfan Özet

Semt, etkileri günümüzde de devam eden “kültür savaşı”nın simgesel mekânı haline gelmiştir. Semboller etrafındaki kutuplaşmanın tezahürleriyle işletmelere konulan isimlerde dahi rahatlıkla karşılaşabiliriz. Örneğin Çarşamba bölgesi işletmeleri “Kamer”, “Şevval”, “Hüma” ve “Mekke-Medine” gibi İslami terminoloji yüklüyken; aşağıdaki Vodina Caddesi’nde bambaşka bir dünyaya açılmaktasınız: “Vanilia”, “Fanaraki”, “Narissa”, “Cooklife”...

“1976’da Şişli’de doğdum. Ailem halen orada yaşıyor. Ailem Ermeni kökenli Hıristiyan olduğu için Çarşamba’ya hicret ettim. (…) İlk başta papaz yapmak istiyorlardı beni. (…) Mesela sabah namazına gidiyordum. Babam, ‘Nereye gidiyorsun?’ diye soruyordu. Haliyle ‘Namaza gidiyorum,’ diyemiyorsun. ‘Baba spora, koşu yapmaya gidiyorum,’ diye yalan söylüyordum.”

Bu satırlar İrfan Özet’in kaleme aldığı ‘Fatih Başakşehir Muhafazakâr Mahallede İktidar ve Dönüşen Habitus’ isimli kitapta yer alan Kadir isimli bir yurttaşın İsmailağa Cemaati’ne katılışını anlattığı bölümden… Yıllarca bölgede araştırmalar yapan akademisyen Özet ile Çarşamba’yı ele aldık. Ben sordum, Özet yanıtladı:

turkiye-nin-iran-inda-bir-gun-dokunulmayan-cemaatten-dokunulan-semte-766369-1.
Semtin her noktası İslami giyim mağazaları bulunuyor. Hatta sırf alışveriş yapmak için megakentin dışından gelenler bile var.​

İstanbul’un İslami yüzünün en net görüldüğü yerlerden biri Fatih, Çarşamba. Kitabınızdan hareketle Çarşamba’nın en net fotoğrafı nedir? Korunaklı yaşam mı?

Evet, dediğiniz gibi metropolün İslami yüzünün en net ve keskin tonlarla karşımıza çıktığı lokasyon Çarşamba. Bu gerçeklik özellikle bölgenin ana arterlerinden Manyasızade Caddesi ve ona bağlanan sokaklardaki küçük bir yürüyüşte dahi karşınıza çıkabilmekte. Modern yaşama dair birçok göstergenin buharlaştığı bu alanda, İslami köklerle buluşma arzusu, küçük yaştaki çocukların giyim tarzına kadar uzanabilmekteydi. Kız çocukların başları örtülü, erkeklerin ise takkeliydi.

Ayrıca bölge camilerinin “vakit namazları”nda ortaya koyduğu manzara, günümüzün kitleselleşmiş İslami yaşamından hayli farklılaşmaktaydı. Halk arasında ve literatürde “cami cemaati” olarak kavramsallaştırdığımız kitle, vakit namazlarının ancak birkaç saf dolu olabildiği ve daha çok yaşlı kitle etrafında iştirak edildiği bir pratiği temsil eder. Ancak bölgedeki rutin bir vakit namazındaki cemaat sayısı, metropolün diğer alanlarındaki cuma namazındaki cemaat yoğunluğuna neredeyse denkti. Yani buradaki bir vakit namazında, kendinizi cuma namazı kılıyor hissettirecek bir cemaat yoğunluğuyla karşılaşmaktasınız. Ezan okunduğunda, civardaki esnafların çoğu dükkânlarını kapatıp namaza iştirak etmektedir. Çocuklarıyla birlikte vakit namazına iştirak eden ebeveynler de epey yoğundu.

Dolayısıyla benzer örneklerini Beykoz Çavuşbaşı’nda da görebildiğimiz bu tür steril havzaların kendini en net şekilde tarif ettiği fotoğraf, bana göre modern yaşama dair geliştirdiği tutum ve stratejide saklı. Metropolün bu tür havzalarında, İslami ortodoksinin ana dokuları bugüne taşınmakta. Dolayısıyla bu arzu, ister istemez “alternatif bir modernlik anlayışı”nın ötesine uzanmakta. Moderniteyi özellikle din eksenli ritüeller, kılık-kıyafet ve bedene dair ayrıntılarla reddeden bir iddiayı temsil eder. Ancak “Fatih-Başakşehir” çalışmasında da belirttiğim gibi İslami-muhafazakâr çevrede kentlilik, sınıf, eğitim ve dünyaya açılma kanalları yükseldiği ölçüde, bu tür “fanus yaşamlar”ın yaygınlaşması da o ölçüde zorlaşmakta.

turkiye-nin-iran-inda-bir-gun-dokunulmayan-cemaatten-dokunulan-semte-766370-1.
İsmailağa Cemaati üyesi erkekler, cübbeli, uzun sakallı ve şalvarlı… Kadınlar ise siyah çarşaf giyiyor.

BALAT, FENER GİBİ SEMTLERİN ETRAFINDA ‘YEŞİL KUŞAK’

İsmailağa Cemaati’ne mensup 1 milyon kişi olduğu tahmin ediliyor. Eskiden küçük bir oluşum olan “Çarşamba” merkezli cemaat artık buradan ibaret değil. Bu “gelişimi” nasıl yorumlarsınız? Zira İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasını talebinin arkasında da bu cemaat var…

Bahsettiğiniz tarzda büyüme, doğrudan “bağlı halkası” olarak dahil edildiğinde bana göre hayli iddialı. Nitekim görüştüğüm cemaat mensupları içerisinde bağlı halkasına dahil olma ile ilgili kullanılan repertuar, “dönüş yapma”dan “iman etme”ye uzanan bir hayli ekstrem bir hat çizmekteydi. Bu anlamda “hidayet terminolojisi”ne sıklıkla başvurularak buradaki püriten yaşam meşrulaştırılmakta ve “imtiyazlı” kılınmakta. Dolayısıyla bağlı halkasına dahil olmanız, bir bakıma modern yaşama dair birçok ayrıntıdan feragat etmenizi gerektirmekte. Hele ki günümüz metropollerinde İslami camiayı da derinden düşündüren bir sekülerleşme trendini düşündüğümüzde... Ancak şu bir gerçek ki, Cumhuriyet dönemi boyunca “Tekke ve Zaviyeler Kanunu” ile tarikatların yaşam alanlarının daralma sürecinden İsmalağa Cemaati çok daha az etkilenmiştir. İslami hareketin entelektüel seçkinleri bunun temel nedeni olarak, gayrımüslim kültürün etkin olduğu Balat, Fener gibi semtlerin etrafında ‘yeşil kuşak’ yaratılmak istenmesini görmektedir.

Cemaatin “devlet siyaseti” ekseninde elde ettiği bu imtiyazda, belki bir kırılma anı ya da parantez olarak 28 Şubat süreci örnek gösterilebilir. Araştırma sürecinde görüştüğüm cemaat bağlılarının anlatımıyla, 28 Şubat konjonktüründe Çarşamba’da ortaya konan dindarlık, “laik devlet niteliğine doğrudan meydan okuma” kodlanmaktaydı. Ancak bu süreç çok uzun soluklu yaşanmamış ve siyasal dengeler sağ-muhafazakâr kanadın lehine ağırlık kazanmıştır. Nitekim günümüz iktidar bloğunun AKP ve MHP eksenli ana aktörlerini ve zihin dünyalarını dikkate aldığımızda, cemaatin elde ettiği imtiyaz daha da derinleşmektedir. Yeni iktidar bloğunu “beka” ve “yerlilik-millik” hatlarında buluşmalar temsil etmekte. İsmailağa’nın değerini de bağlıları üzerinden sağladığı “siyasal rıza üretimi”yle birlikte; iktidar bloğu için “kritik” sayılan meselelerde sergilediği devletçi ve milliyetçi kimlik belirlemekte.

Nitekim bu tür oluşumların son dönemlerde elde ettiği imtiyazın din-siyaset- bürokrasi üçgeninde gelişen tasavvurlardan bağımsız okunamayacağını İslami camianın daha rasyonel ve kurumsal yüzleri de ortaya koymakta. Örneğin geçtiğimiz haftalarda Marmara İlahiyat Fakültesi Dekanı’nın yankı uyandıran sözleri, bir anlamda bu tür büyümelerin doğal, sosyolojik bir arka plandan yoksun olduğunun altını çizmekte.

turkiye-nin-iran-inda-bir-gun-dokunulmayan-cemaatten-dokunulan-semte-766371-1.
Cemaatin adı Çarşamba’daki camiiden geliyor

HEMEN HEMEN HER SOKAKTA KURAN KURSU VAR

Ülkede “gecekondu mahallesi” dendiğinde, akıllara bu mahallerin kuruluşunda emeği olan sosyalist örgütler gelir. Fakat, burada dikkat çekici olan İslamcı dayanışma ağlarının da gecekondulardan filizlenmesi… Çarşamba’ya dönecek olursak, burası bir gecekondu mahallesi değil ama siz buradaki toplumsal yapıyı vs. nasıl özetlersiniz?

Evet, bahsettiğiniz gibi gecekondunun akışkan dinamizmi, bir dönem sol-kanat hareketlerde olduğu gibi İslami camianın da yaygınlık kazanmasında hayli önemli bir arka plan. Bu tür dayanışmacı ağ ve motivasyonların daha çok gecekondu alanlarında ortaya çıkması, sakinlerinin düşük ekonomik sermayelerinden kaynaklanmakta. Dolayısıyla dayanışma eğilimleri, buralarda bir tür “zorunlu seçenek” olarak karşımıza çıkmakta. Diğer taraftan Çarşamba, bulunduğu bölgede nispeten bir “refah adası”nı yansıtmakta. Semtin elde ettiği bu imtiyazda cemaat-içi dayanışma ağlarının etkisi hayli yüksek. Kuşkusuz, semt boyunca modern yaşamın dışında kalma iddiası öne çıktığı ölçüde, cemaat-içi dayanışmalar da aktif bir başvuru kaynağı olarak yerini almaktaydı. Araştırmada bu gerçekliği özellikle esnaflık ve medrese dünyasında yakalayabildim. Esnaflık, mekândaki hemen her sektörde gelişmiş düzeydeydi. “Cemaat içi alışveriş” tutumu yaygın bir eğilim olarak görülüyordu. Gündelik yaşama dair ihtiyaçların çoğu, yine semt içerisinden karşılanıyordu. Özellikle, cemaatin kendine özgü örtünme ve giyim ritüeline uygun olarak yapılanan terzilik sektörü, semtin neredeyse her sokağında yayılmış durumdaydı. Sokaklar çarşaf, ferace, robadan elbise (tam boy) ve cübbe satan küçük ölçekli dükkânlarla doluydu. Medreselere geldiğimizde ise bölgedeki hemen her sokakta, küçük ölçekli Kuran kursları mevcut. Binaların özellikle zemin katları, bu amaca dönük işlev görmekte. Buralarda görevli olanlara, asgari ücretin bir miktar üzerinde aylık ücretler verilmekte. Tüm bu ihtiyaçlar, önemli ölçüde semt içerisindeki dayanışma ağlarıyla karşılanmakta.

İsmailağa Cemaati, Nakşibendi Tarikatı’nı temsil eden oluşumlardan biri. Fener ve Balat’ın daha seküler bir dokuya sahip olduğunu düşünerek Çarşamba’nın farklılığı için neler söylemek gerek? Buradaki İslami kimliğin oluşumunu nasıl yorumlarsınız?

Çarşamba bölgesi, geçmişten günümüze, İslami tedrisat ve yaşamın nabzının attığı önemli merkezlerden biridir. Semtin hâkim İslami dokusu, Cumhuriyet döneminde de varlığını koruyarak mekânsal kutuplaşmanın önemli bir tarafı haline gelmiştir. Fatih’in aşağı kısmındaki Fener ve Balat’a hâkim gayrımüslim ve seküler dokuya karşı; İslami kimliğin varlığını istikrarlı biçimde resmetmiştir. Bu açıdan semt, etkileri günümüzde de devam eden “kültür savaşı”nın simgesel mekânı haline gelmiştir. Semboller etrafındaki kutuplaşmanın tezahürleriyle işletmelere konulan isimlerde dahi rahatlıkla karşılaşabiliriz. Örneğin Çarşamba bölgesi işletmeleri “Kamer”, “Şevval”, “Hüma” ve “Mekke-Medine” gibi İslami terminoloji yüklüyken; aşağıdaki Vodina Caddesi’nde bambaşka bir (seküler-Batılı) dünyaya açılmaktasınız: “Vanilia”, “Fanaraki”, “Narissa”, “Cooklife”...

Tabii sosyolojik manzara bunları ortaya koyarken; önceki bir sorunuzda belirttiğim gibi meselenin devlet-siyasetine temas eden cephesini de dikkate almak gerekir. Bölgenin tarihsel ve toplumsal hafızasında gayrimüslim kitle önemli rol oynamaktaydı. Ancak özellikle 6-7 Eylül Olaylarıyla başlayan süreçte Fatih’teki görünümleri, demografik boyutlardan yoksun olarak mimari yapılarla sınırlı kalmıştır. Dolayısıyla dar bir bağlı halkası etrafında gelişen ibadet mekanları ve okullar gibi kurumlar etrafında “muhayyel bir kültür” olarak varlığını sürdürmektedir. Ancak gayrimüslim habitusun mimari yapılarla sınırlı varlığı bile, bölgedeki muhafazakârları kuşatan “teyakkuz hali”ni sona erdirmez. Fetih sonrası dönemde Fatih Külliyesi’nin inşasıyla start alan karşılıklı “simgesel iktidar mücadelesi”, bugün Fatih’teki muhafazakârların retoriğinde hâlâ canlı bir varoluşsal alandır. Hele ki Ayasofya’nın tekrar açılışına muhafazakâr kitle ve seçkinlerce yüklenen anlamları düşündüğümüzde...

turkiye-nin-iran-inda-bir-gun-dokunulmayan-cemaatten-dokunulan-semte-766372-1.
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaret ettiği Nakşibendi Tarikatı’nı temsil eden cemaatlerden İsmailağa iktidarı açıkça destekliyor.

‘DİNEN MAHZURLU OLACAĞINDAN’ KADIN GÖRÜŞMECİ BULMAK ZORDU

Kitabınızda birçok insanla görüştüğünüzü görüyoruz ama en çarpıcı olan ‘Kadir’ isimli İsmailağa Cemaati mensubunun hikâyesi… Aktardığınıza göre Ermeni bir aileye mensup Kadir, Müslüman olmayı tercih ediyor, ailesi kabul etmiyor. Hatta babası cüppesi ile takkesini denize atıyor. Kendi ifadesine göre “Çarşamba’ya hicret ediyor” orada abilerince evlendiriliyor. İsmailağa Cemaati en içe kapalı cemaatlerden biri… Siz yaptığınız görüşmelerde mesafeyi nasıl kaldırdınız ve bu esnada gözlemleriniz nelerdi?

Tabii dediğiniz gibi araştırdığımız topluluk, cemaat dindarlığı havzasında köklere bağlılık ve sadakatiyle en püriten örneklerden biri. Bu yönüyle, başlangıç aşamasında birçok araştırmacı için zor bir saha. Örneğin bir erkek araştırmacı olarak, doğrudan yüz yüze konuşabileceğiniz kadın görüşmeci bulmak zordu. Bu konuda gelişen talepler, karşı cinsle bir mülakat zemininde dahi konuşmanın “dinen mahzurlu” olacağından, soruların benim yerime bir kadın araştırmacı tarafından kendilerine sorulmasıydı. Diğer taraftan şunu da vurgulamak isterim ki, kişisel habitusum itibariyle dindar-muhafazakâr kültür çevresi içerisinden gelen biriyim. Dolayısıyla o dünya içerisindeki sembol ve kodlara olan aşinalığım, bu mesafeleri aşmamda önemli bir referanstı. Nitekim bu aşinalık görüşmelerde yansıdığı ölçüde, muhataplarımızın deneyimlerini çok daha gerçekçi ve samimi bir dille bizlere anlatmalarını sağlıyordu. Aynı zamanda görüşmecilerde sağlanan bu güven, cemaat halkası içerisindeki diğer önemli aktörlere ulaşmamda önemli bir referansı oluşturuyordu.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız