Türkiye’nin ‘müzik festivali’ tekeli: Milyon Yapım
Birgün Birgün Birgün Birgün
Ortalık festivalden geçilmiyor… Baktığınız zaman; Zeytinli Rock Festivali, MilyonFest, Kuşadası Gençlik Festivali, Çukurova Rock Festivali, Samsun Gençlik Festivali, Erikli Rock Festivali, Trakya Müzik Festivali, EskiFest, GezginFest, CartFest, CurtFest vesaire gibi zibilyon tane festivalin yarattığı geniş bir piyasa ve rekabet algısı var. Halbuki bu festivallerin “çoğu” tek bir şirket tarafından organize ediliyor: Milyon Yapım Organizasyon. Yıllar […]

Ortalık festivalden geçilmiyor… Baktığınız zaman; Zeytinli Rock Festivali, MilyonFest, Kuşadası Gençlik Festivali, Çukurova Rock Festivali, Samsun Gençlik Festivali, Erikli Rock Festivali, Trakya Müzik Festivali, EskiFest, GezginFest, CartFest, CurtFest vesaire gibi zibilyon tane festivalin yarattığı geniş bir piyasa ve rekabet algısı var. Halbuki bu festivallerin “çoğu” tek bir şirket tarafından organize ediliyor: Milyon Yapım Organizasyon.

Yıllar evvel Zeytinli Rock Festivali’nde sahne alan “atanamamış rockstar” Umut Kuzey, bir şekilde festivali ele geçirip Milyon Yapım adı altında tekrar yapmaya başlamıştı. Markalaşan Zeytinli Rock Festivali’nden sonra MilyonFest markasını yarattı. Zamanla işi büyütüp İstanbul, İzmir, Mersin, Eskişehir, Samsun, Adana, Aydın, Ankara, Muğla, Balıkesir, Kayseri, Hatay ve Konya’da etkinlikler yapan bir festival zinciri haline geldi.

Muhakkak ki böyle festivaller gençler için bir ihtiyaç. Milyon Yapım sayesinde hem festivallerin sayısı arttı hem uzak şehirlerde bile festivaller yeniden yapılır oldu. “Mucize” değilse bile bu gerçekten çok güzel bir hizmet, eyvallah. Ama burada çok ciddi bazı problemler var…

Festival gibisin tekel kurmak istiyorum

Milyon Yapım’ın organize ettiği festivallere çıkmak isteyen gruplar şöyle kısıtlayıcı bir anlaşmayla karşılaşıyorlar: “Bizim festivalimizde çıkarsanız, başka festivallerde çıkamazsınız. Eğer başka bir festivale çıkacak olursanız, bir daha bizim festivallerimizde çalamazsınız.” Bütün mesele işte bu “mobbing” ile başlıyor.

Milyon Yapım, kendince, “ben seni festivalime çıkarıyorum, sen beş gün önce aynı şehirde başka festivalde çalıyorsun, benim bilet satışımı azaltıyorsun” diye düşünüyor. Şirket açısından aşırı mantıklı… Tamam ama nerede kaldı serbest piyasa rekabeti?! Ben size nerede kaldığını söyleyeyim; Greg Mankiw ve sahabesinin palavralarla dolu ekonomi ders kitaplarında kaldı. Çünkü serbest piyasa diye bir şey yoktur. Kapitalizm, serbest piyasa rekabeti üzerine değil, tekelleşme eğilimi üzerine kuruludur. Nokta.

Böylece Milyon Yapım, grupları kendine bağlamış oluyor. Koca koca müzisyenler bile “ekmek parası” diyerek Umut’un bu bezdirisine boyun eğmek durumunda kalıyorlar. Ayinesi iştir tekelin, lâfa bakılmaz. Mesela, 2018 yazının GezginFest İstanbul (Interrail Türkiye) ve Zeytinli Rock Festivali (Milyon Yapım) programlarına baktığınız zaman ZRF’de sahne alan toplam 91 gruptan sadece 13’ünün GezginFest İstanbul programında yer aldığını görüyoruz. Daha yakın tarihlerde yapılan GezginFest İzmir’de ise yalnızca 6 grup var. Kesişim kümesindeki bu az sayıdaki grubun birkaçı Teoman ve Cem Adrian gibi kısıtlamalara prim vermeyecek büyüklükte yıldızlar; diğerleri de İkiye On Kala, Can Gox falan gibi “festivale alt grup lazım” grupları. Dolayısıyla ortadaki “iş,” rekabet hukukuna aykırı bir şeyler olduğuna dair şüpheleri doğrular nitelikte.

Kaldı ki Milyon Yapım festivallerinin programı da fiks iftar menüsü gibi, hepsinde aynı gruplar: Teoman, Selda Bağcan, Mor ve Ötesi, Moğollar, Athena, Niyazi Koyuncu, Manga, Ceylan Ertem… Çoğu zaman sahne sıraları bile aynı oluyor. Resmen kopyala yapıştır ile festival yapıyorlar. Ertesi sene için afişin üstündeki tarihi değiştirseler yeni afiş olur. Bazen duvarda yeni bir festival afişi görüyorum, bir bakıyorum: Teoman, Selda Bağcan, Niyazi Koyuncu… Aynı isimlerle kendi aralarında top çeviriyorlar. Oysa her şehrin farklı bir kültürü, farklı bir sosyolojisi, farklı müzikal talepleri vardır. Bunlar festivalleri jenerik hale getirip adeta müziği McDonaldlaştırıyorlar.

Yıktın rekabet hukukunu eyledin viran

Artık çoğu grup Milyon Yapım’ın maaşlı personeli gibi olduğundan, siz bir festival düzenlemek istediğinizde çalacak grup bulamıyorsunuz. Menajerler ya ödenemeyecek kadar yüksek kaşeler söylüyorlar ya da “yok kardeşim, sanatçımızın programı yoğun” gibi dandik bir cevap veriyorlar. Yani Milyon Yapım tekeli, yeni girişimciler için fırsat eşitliğini ortadan kaldırıyor. Onlar festival yaptığı için siz yapamıyorsunuz.

Umut Kuzey ve avanesiyle anlaşma sağlayan gruplar sistemin içinde, anlaşamayanlar dışında kalıyor. Hayko Cepkin, Alpay Şalt’ın çaldığı bütün gruplar (Yüksek Sadakat, İlhan Güryalçın vs.), Duman, Pentagram, Feridun Düzağaç, Redd, Aylin Aslım, Peyk, Bulutsuzluk Özlemi, Gripin, Mor ve Ötesi, Güven Erkin Erkal vesaire Milyon Yapım ile çeşitli sorunlar yaşayarak dışarda kalan ya da kalayazanlardan… Çıkan kavgaların haddi hesabı yok. Tabii bunların bazıları sonra “husumeti bir kenara bırakıp” tekrar festivallere çıkmaya başladılar. Ama ortada çok açık bir “içerdekiler vs dışardakiler” durumu var.

Piyasa gücü elde ettikten sonra gruplara ödenen ücretleri de Milyon Yapım belirlemeye başlıyor. Mesela kaşesi 5000 lira olan bir gruba 2000 lira teklif ediliyor. Çıkar mısınız? NŞA, çıkmazsınız. Fakat etrafta başka festival yoksa, çocuğunuzun okul masraflarını karşılamak için çıkmak zorunda kalabilirsiniz. Hatta bazı grupların yol parasına çıktıkları bile oluyor. Diyeceğim, piyasada bir sürü satıcı (yüzlerce grup) ama sadece bir alıcı (Milyon Yapım) var. Biz buna iktisatta “monopsony,” yani alıcı tekeli diyoruz. Emeğinizi yüksek piyasa gücü olan büyük bir şirkete satmak zorunda kalıyorsanız, ücret piyasa rekabetiyle değil alıcı tekeli tarafından düşük seviyelerde belirlenir. Ortamlarda Umut Kuzey’e “Ucuzcu Umut” denmesinin sebebi budur.

Kapalı devre bir ekosistem

Umut Kuzey, “biz her sene bu festival alanına portatif tuvalet, duş vs. hizmeti kiralayacağımıza kendimiz yapalım” diye düşünerek Milyon Yapım altında Toilogi diye bir mobil yaşam destek hizmetleri şirketi kuruyor. Yetmiyor, Milyon Beach Fest için gidip Kilyos’ta plaj işletmesi alıyor (bkz. Milyon Beach). Gidiyor, Milyon TV diye internet televizyonu açıp yayın yapıyor. Gidiyor, Ankara’da konser salonu alıyor (bkz. Milyon Performance Hall). Bu da yetmiyor, kendi biletini kendi satmak için Milyon Bilet diye şirket kuruyor.

Tekelleşme eğilimi bilet fiyatlarında da hissediliyor. Son altı yılın Zeytinli Rock Festivali kombine+kamp biletlerine bakınca görüyoruz ki her yaz fiyatlar enflasyonun çok üzerinde bir oranda artmış. Yani Milyon Yapım tekel gücünü bilet fiyatlarına gani gani yansıtıyor.

Ekseriyetle öğrencilerin geldiği festivalde her şey ateş pahası. İçerde birayı plastik bardakla 20 liraya satıyorlar. Dışarıda 10 lira. Millet festival alanının dışında caddelere, sokaklara oturmuş bira içiyor. Yiyecekler pahalı ve kalitesiz olduğu için çocuklar sabah süpermarketten kahvaltılık alıp kahvehanede kahvaltı yapıyorlar. Dışarıda yiyip içip konser başlayınca içeri giriyorlar. Soran olursa “festivale geldik, eğleniyoruz.” Çocuklardan yağ çıkarmak için ceplerindeki bozukluklara bile göz dikerek şarj ünitelerindeki üç kuruşluk elektriği sekiz liraya satacak kadar hesap kitap yapmışlar. Çünkü kalın paralar işte böyle ince hesaplarla götürülüyor.

Yarattığınız sistemler… Kullandığınız yöntemler…

Umut Kuzey, küstah ve karikatür bir tip olduğu için şimşekleri üzerine çekiyor. Ama aslında tekelleşme eğilimi eğlence endüstrisinin tamamına yayılmış durumda. Menajerler, mekân sahipleri ve sponsorlar da #yüzdeyüz bir şekilde işin içinde… Hepsi aralarında paslaşıp kartel gibi hareket ediyorlar. Vapurda tırnak makası satar gibi grup satıyorlar. Mesela, bir mekân konser için grup arıyor diyelim. Bir menajer “X grubunu (misal) 20 bine ayarlarım” diyor. Gidiyor başka bir menajere “bana şu grubu 18 bine bağla” diyor. O da gidiyor ötekiyle 16 binden anlaşıyor. Gruba da veriyorlar 14 bin lira kaşe parası… Hani Show TV’de “patatesin kilosu tarlada 1 lira, manavda 8 lira” haberleri var ya, aynı o muhabbet işte. Buradaki manav mekân sahibi, aradaki komisyoncu menajerler, patates de müzik grubu oluyor.

Müzik piyasası korkunç bir şirket distopyasına dönüşmüş durumda. Olayın müzikle, sanatla, estetikle yakından hiçbir alakası kalmadı. Uzaktan olan tek alakası da bağzı grupların sahnede bağzı şarkılar çalıyor olması. Oysa müzik festivali bir kültürdür. Woodstock’tır, BarışaRock’tır… Fakat bunlar, para hırsıyla, festival kültürünü ergenlerin içip içip sapıttığı, arkada çalan müziğin ne olduğunun hiçbir ehemmiyetinin kalmadığı, herhangi bir yenilik ve kalite içermeyen, vasat bir kakofoni haline getirdiler. Küfür ettiğimiz Rock’n Coke’a bile rahmet okur olduk. Ben artık rock festivallerine gitmiyorum zaten. Üstüne para verseler yine gitmem. Festivallerde kendimi, bu başkaldırı kültürünün bir parçası değil ticari bir curcunanın müşterisi olarak hissettiğim için eğlenemiyorum. Çoğu insanın da dolu dolu eğlendiğini düşünmüyorum.

Ha zaten onlar da beni almazlar. Zira bu festivallere yönelik haklı eleştirilerde bulunan bir abimiz, elinde kendi satın aldığı bileti olmasına rağmen girişteki güvenlikler tarafından içeri alınmadığını söyledi. Görüştüğüm müzisyenlerden birkaçı “hocam hepimizin şikayetçi olduğu ama kimsenin dillendiremediği bu konuya eğildiğin için minnettarız, ama şimdi biz de Milyon’la sahne alıyoruz [ya da sahne almak için görüşüyoruz], açıkçası sosyal medyada yazını paylaşmaktan çekinebiliriz” minvalinde konuştular. Tekelleşmenin müzik camiasında yaratmış olduğu dışarıda kalma korkusunu görüyor musunuz?! Tutkuyla müzik yapmaya çalışan, bunu yaparken insan gibi şartlarda yaşamak ve çalışmak isteyen sanatçıları düşürdükleri durum bu…

Coachella’dan MilyonFest’e Anti-Woodstock’lar

Bakın, 2018 yılında Coachella organizatörü Goldenvoice yasadışı tekel kurma suçlamasıyla dava edildi. SZA ve Daniel Caesar, Coachella’da sahne alacakları için Oregon’daki bağımsız Soul’d Out Müzik Festivali’ne çıkmayı reddetmişlerdi. Çünkü Goldenvoice şirketi, gizli tutulan sözleşmelere bir “yarıçap maddesi” koyuyordu [radius clause]. Bu madde, Coachella’ya çıkan grupların Aralık-Mayıs arasında Kaliforniya’nın 2100 km yarıçapı dahilindeki (Amerika’nın yarısına yakını) başka bir festivale çıkmaları engelliyordu. Mesela Justin Timberlake Amerika turunu Coachella’nın yarıçap maddesine göre yeniden planlamadığı için festivale çıkamadı. Doktoramı yapmak için gittiğim Salt Lake City’de 6-7 sene yaşadım. Yıllarca büyük grupların neden Utah’a gelmediklerini merak ederdim hep. Meğer biz de yarıçapın içindeymişiz. Yani Interpol’ü izlemek için ya Kaliforniya’ya gidecektim (festival + kamp + uçak bileti) ya da hiç izleyemeyecektim. İzleyemedim…

Sonra Lollapalooza’nın da gruplara yarıçap maddesini dayattığı ayyuka çıkınca ortalık iyice karıştı. Şimdi Amerika’daki etkinlik girişimcileri ve bazı gruplar bunun hukuk mücadelesini veriyorlar. Goldenvoice’in buradaki en büyük argümanı “milyar dolarlık bir proje olan Coachella’nın marka değerinin korunması.” Oldu paşam, Malkara Keşan…

Aynı şeyi Milyon Yapım, yazılı anlaşmalar üzerinden değil, sözlü olarak yapıyor. Biliyorsunuz Türkiye’de işler el sıkışarak yürür. Dolayısıyla yarıçap maddesinin sözleşmede yazıp yazmaması önemli değil. Hem bu kısıtlamayı dile getiren onlarca grup var hem de kıyaslamalı line-up’larda Türk işi bir yarıçap maddesinin uygulandığı açıkça görülüyor. Oldu olacak “Dorock XL’de çalarsan X’te çalamazsın” ya da “bu ay Moda Kayıkhane’de çaldıysan Y’de çalamazsın” veya “Sofar’da çıkarsan Z’de çıkamazsın” da desinler o zaman, değil mi?! E diyorlar zaten… Rekabeti ortadan kaldırıp gençlerin ceplerini boşaltacak her şeyi yapıyorlar.

Emeği geçen herkesin…

Genç müzikseverler bu tezgâhı boykot edebilirler; kimse gitmezse festival batar. Müzik grupları bu tezgâhı boykot edebilirler; kimse sahne almazsa festival batar. Ama boykot çoğunluk katılırsa bir sonuca ulaşır. Bireysel tavır koyanlara saygım gerçekten sonsuz. Fakat kapitalizmin vahşiliği tek başına kurtuluşa izin vermez. Sorun sistemik olduğu için bu işler münferit boykotlarla olmuyor. Milyon sahnesine çıkıp “Bir Şey Yapmalı” diye şarkı söylemekle hiç olmuyor…

Öte yandan, liseliler bilmez, eskiden böyle festivalleri belediyeler yapardı. Ama bu işte muazzam bir rant olduğu anlaşılınca festival işi önce özelleşti, sonra tekelleşti. Geriye kalan istisnalardan Bursa Nilüfer Belediyesi’nin beş yıldır düzenlediği Nilüfer Müzik Festivali’ni gösterebilirim. Önceki yıllarda çıkan grupların güzelliğine bakar mısınız: Oi Va Voi, Evgeny Grinko, Dubioza Kolektiv, Kadebostany, Erik Truffaz, La Caravane Passe, İlhan Erşahin, Ars Longa, No Land… Keşke diğer belediyeler, geleneksel sarımsak festivali, lavanta festivali, su böreği şenliği bilmem ne gibi etkinliklerin yanında bu ayarda müzik festivalleri de yapsalar. Milyon Yapım festival yapmadığı zaman festival olmaz diye bir şey yok. Pozitif Müzik, Doğuş Grubu’na satılmadan evvel, Samsun, Konya, Adana ve Bursa gibi şehirlerde “Efes Pilsen Blues Festivali” yapıyordu mesela.

Milyon Yapım’ın uygulamaları kendisine, alıcı olarak monopsoni gücü, satıcı olarak da tekel gücü sağlıyor. Bunun, festival kültürünü yok etmesinin yanı sıra, rekabet yasalarıyla uyumlu olmadığı kanaatindeyim. Eğer Türkiye bir muz cumhuriyeti değilse (ki değil), Rekabet Kurumu, Milyon Yapım’ın 4054 sayılı kanunu ihlâl edip etmediğinin tespitine yönelik bir ön araştırma yapar. Elde edilen bilgiler, bulgular ve tespitler ışığında şirkete soruşturma açılır. Yayında ve yapımda emeği geçen herkes cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalır. Çakma Woodstock tekeli kırılır, kartel dağıtılır. Bu muazzam pastadan bir dükkânlık avanta biriktirebilmiş olanlar da bu işleri bırakıp barcılık, kafecilik oynamaya başlarlar.

Veyahut herhangi bir soruşturma açılmaz ya da açılsa bile mesele göstermelik cezalarla geçiştirilir. Rekabeti tahsis edecek hiçbir yaptırımda bulunulmaz. Bu gidişat karşısında müzisyenler birlik içinde hareket etmez. Dinleyiciler olan bitene kayıtsız kalır. Tartışma ekşisözlük’te açılan bir başlıktan öteye gitmez. Nihayetinde gençler saçma sapan line-up’ları fahiş fiyatlarla dinlemeye, bazı gruplar karın tokluğuna sahne almaya, organizatörler ve menajerler de kartel rantı yemeye devam eder. Böylece Türkiye rock müzik piyasası Yavuz Çetin’in kemiklerini sızlatarak çürüyüp gider…

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlarınız