Google Play Store
App Store

Yaklaşık altı yıllık bir süre zarfında Gülenciler, laik ve milliyetçi ideallere bağlı olan ordu ve polis güçleri mensuplarının görevden alınması için Erdoğan’a yardım etmişlerdi

Türkiye’nin ölüm sarmalı

Andrew Wachtel

Türkiye’yi son dönemlerde sarsan terör saldırıları, bir zamanlar Orta Doğu için demoktratik ve laik biwr model olarak yorumlanan bu ülkeyi, tam da yeni bir anayasa için yapılacak oylamanın öncesinde bir tür ölüm sarmalına sürükledi. Önceden ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının %10’unu kapsayan turizm bugün soluyor ve yabancı yatırımların da ciddi oranda düşmesi bekleniyor. Ve bu sonuçlar birbirini etkileyecek ve üstesinden gelmesi zor olan bir kısır döngü yaratacaktır.

Türkiye’deki hükümet kontrolündeki medya ve ülke nüfusunun çok önemli bir bölümü ülkedeki çöküşün arkasında batının hain elinin olduğu görüşünde. Diğer taraftan, bazı gözlemciler ise Türkiye’nin daha da kötüleşen durumunu Suriye’deki savaş gibi dış etkenlerin yanısıra ülkede geleneksel İslam ile modern batı normlarının birbiriyle uyuşturulamamasına bağlıyor. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararları da Türkiye’nin bugün terör karşısındaki zayıflığına neden oldu.

Erdoğan’ın bu anlamda etkisi olan kararlarından ilki, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın rejiminin devrilişini görme arzusu ile attığı adımdı: İslam Devleti militanları da dahil olmak üzere bölgedeki savaşçıların Türkiye’nin güney sınırından Suriye’ye rahatlıkla girmesine müsade etti. Ancak bu militanların Türkiye’nin güvenliğine yönelteceği tehlikeyi görmekte eksik kaldı...

Erdoğan’ın ikinci vahim kararı ise Türkiye’deki Kürt halkıyla olan inişli çıkışlı iç savaşı tekrar harekete geçirmek oldu. Erdoğan başbakanlık yaptığı dönemin ilk yıllarında Kürtlere bir şekilde yakınlaşmış ve süregelen çatışmaların durdurulmasını az çok da olsa sağlamıştı.

Ancak Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Haziran 2015 seçimlerinde meclis çoğunluğunu yitirmesiyle beraber Cumhurbaşkanı Erdoğan geçmişte Kürdistan İşçi Partisi (PKK) isyancılarıyla yaşanan çatışmaları yeniden alevlendirdi. Erdoğan’ın bu hamlesi aynı yıl Kasım ayında yapılan seçimlerde AKP’nin meclis çoğunluğunu tekrar elde etmesini sağladı. Fakat bunun bedeli ise Pandora’nın kutusunun yeniden açılması oldu.
Bu iki kararın alınmasının ardından bile Türkiye’nin güvenlik güçleri aslında ülkeyi hem İslami militanlar hem de Kürt militanlarından koruma potansiyeline sahipti. Ancak üçüncü bir karar bu potansiyeli yok etti: Erdoğan, yıllar boyunca en yakın müttefiklerinden olan sürgündeki vaiz Fethullan Gülen’in Hizmet yapılanmasıyla yolları ayırma kararı aldı.

Yaklaşık altı yıllık bir süre zarfında Gülenciler, laik ve milliyetçi ideallere bağlı olan ordu ve polis güçleri mensuplarının görevden alınması için Erdoğan’a yardım etmişlerdi. Ancak 2013 yılında, Erdoğan Gülencilerin kendisine yönelik kumpas kurduğu şüphesiyle onlara karşı cephe aldı.

Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında kısa süren bir darbe girişimi, kinlenmiş olan Erdoğan’ı ordu ve güvenlik güçleri arasında bir temizlik yapmaya yönlendirdi. Her ne kadar kendisini devirme girişiminde bulunanları cezalandırmaya çalışmak her hükümetin yapacağı birşey olsa da, Erdoğan olayları daha da farklı bir boyuta taşıdı ve Gülen’le en ufacık teması olanları dahi bu temizliğe dahil etti. Tabii, bunu yaparken de Türkiye’deki güvenlik güçlerinin kapasitesini de ciddi oranda zayıflatmış oldu.

Hem İslamcı gruplardan hem de Kürt gruplardan gelen tehditlerin yoğunlaştığı bir dönemde Türkiye’nin en son ihtiyacı olduğu şeydi bu durum. Joseph Stalin’in 1930’larda Kızıl Ordu içerisinde yaptığı temizlik sonrasında Sovyetler Birliği’nin nasıl savunmasız kalıp 1941’de Adolf Hitler tarafından yöneltilecek saldırı karşısında zayıf düştüğünü hatırlamalıydı Erdoğan…

Türkiye şu an tamamen tek bir bireyin siyasal kontrolü altında ve karşılaştığı birçok krizla başetme kapasitesinden mahrum. Türkiye en iyi ihtimalle ciddi anlamda zayıflayacak ve bölgede oynadığı liderlik rolünü artık yürütemeyecek… Diğer taraftan, en kötü ihtimalle Türkiye’nin ekonomisi batacak ve ülkede bulunan Suriyeli ve diğer ülkelerden gelen sığınmacılarla beraber Türklerin de aralarında olacağı çok büyük bir mülteci kitlesi Batı Avrupa’ya gönderilecek.

Türkiye’nin kötü durumu herkesi endişelendirmiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin muhtemelen Türkiye’nin bu değişiminden memnundur. Putine’e göre en tehlikeli ülkeler, batı ile ittifak içinde olan başarılı demokrasilerdir. Ve Türkiye önceden bu tanıma tam uyuyordu…

Ancak şimdi terörün enkaz haline getirdiği ve kendisini savunamayan, ekonomik olarak zayıflamış bir otokrasiye dönüşüyor ve bu da NATO’nun gücüne hiçbir fayda sağlamıyor. Putin için ise bu durum gerçek olmuş bir rüya gibi. Tabii, bölgedeki Arap olmayan Sunni rakibinin bu durumunu görmek Rusya’nın müttefiği İran için de güzel haber niteliğinde. Eğer Türkiye’nin içinde olduğu aşağı doğru ilerleyen sarmal Avrupa’ya gitmeye hazırlanan yeni bir mülteci dalgası yaratır ve Avrupa Birliğini daha da istikrarsızlaştırırsa, Rusya için daha da iyi olacaktır…

Tabii bu, Putin’in Türkiye’nin düşüşünü planladığı anlamına gelmiyor. Böyle birşey yapması gerekmedi bile. Erdoğan gibi liderler, Putin tarzı modern diktatörlerin ağına çabuk düşüyor… Putin’in tek yapması gereken ilham vermek. Kimi zaman da belki biraz nasihat…

ABD Başkanı Donald Trump da Putin’e hayranlık duyuyor gibi görünüyor. Güçlü ekonomisi, coğrafi izolasyonu ve sağlam kurumları sayesinde ABD’nin, Putin’in kötü örneğinin etkisi karşısında Türkiye’ye oranla ne kadar korunabileceğini ilerleyen dönemlerde göreceğiz.

Project Syndicate’dan çeviren Burcu Gündoğan