Türkiye'nin sağlığı iyi değil
TTB, 7 Nisan Dünya Sağlık Günü kapsamında hazırladığı raporda, ülkenin sağlık sisteminin iyi olmadığına dikkat çekti. Raporda Türkiye’nin sağlık sisteminin yurttaşı ve sağlık çalışanını zorladığı, önlenebilir ölümlerin arttığı ve eşitsizlerin hayatları tehdit ettiğine vurgu yapıldı.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), 7 Nisan Dünya Sağlık Günü kapsamında Türkiye’deki sağlık sistemine dair rapor yayınladı. Raporda, mevcut sağlık sisteminin yurttaşa mali yük bindirdiği, koruyucu hekimlik önlemlerinin yetersiz kaldığı ve eşitsizliklerin derinleştiği vurgulandı.
TTB rapora dair yaptığı açıklamada, "Türkiye’nin sağlığı iyi değil" diyerek, "Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun da ifade ettiği gibi, iyi olmayan bu sistem nedeniyle her gün 3 milyon insan sağlık sorunları için aile sağlığı merkezlerine ve hastanelere başvurmaktadır. Sağlık çalışanları tarafından yılda toplam 1 milyar kez sağlık hizmeti verilmektedir. Benzer biçimde ülke nüfusundan daha fazla sayıda insan acil hizmetlerinden yararlanmak için acillere başvurmaktadır. Bu verilerin tümü ülkemizin sağlık sisteminin sağlıksız olduğunu ortaya koymaktadır. Dünya Sağlık Günü’nde bir kez daha ifade ediyoruz ki, 'Başka bir sağlık sistemi ve başka bir hekimlik ortamı mümkün ve zorunludur" denildi. Raporda öne çıkan bazı başlıklar şöyle;
SAĞLIK HİZMETLERİNE ZENGİNLİĞİMİZ ORANINDA GENEL BÜTÇEDEN KAYNAK AYIRMIYORUZ
OECD ülkeleri gayrisafi yurtiçi hasılanın ortalama yüzde 9,3’ünü sağlık hizmetlerine ayırırken, ülkemiz yüzde 4,7’sini ayırmaktadır. OECD ülkeleri sağlıkta kişi başına ortalama 5 bin 967 ABD dolar harcarken, ülke olarak 2 bin 309 dolar harcamaktayız. Dünya Sağlık Örgütü, ülkelerin sağlığa daha çok bütçe ayırmasını istemektedir.
SAĞLIĞA AYRILAN KAYNAKLARININ ÖNEMLİ ORANINI YURTTAŞIN CEBİ OLUŞTURMAKTADIR
Türkiye’de yapılan sağlık harcamasının yüzde 30’u merkezi bütçeden karşılanırken, merkezi bütçe payı OECD ortalaması yüzde 36’dır. İspanya (yüzde 69), Birleşik Krallık (yüzde 81) ve İsveç (yüzde 86), yüksek oranda merkezi bütçe payı ile sağlık hizmetlerini finanse eden ülkelerdir. Öte yandan Türkiye’de yapılan sağlık harcamasının %19’u doğrudan yurttaşın cebinden karşılanmaktadır.
SAĞLIK HARCAMALARI YURTTAŞLARA AĞIR YÜK GETİRMEKTEDİR
Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayımladığı son rapor, 2025 yılı itibarıyla yapılan doktor muayene ve tedavi harcamaların hanelerin yüzde 56,3’üne yük getirdiğini, en yoksullarda ise yükü hisseden hane oranının muayene/tedavi harcamalarında yüzde 62,9’a, ilaç harcamalarında ise yüzde 65,5’ine ulaştığını göstermektedir. Sağlık hizmetinin, koruyucu olmak yerine tedavi edici sağlık hizmetleri bile sayılmaması gereken reçete yazımına indirgenmiş olması niteliksiz, pahalı ve hane halkı bütçesine yük oluşturan bir sonuca yol açmaktadır.
ÖNLENEBİLİR ÖLÜMLERİ ÖNLE(YE)MİYORUZ
Sağlık sistemimiz hemen tümüyle tedavi eksenli olması dolayısıyla etkili halk sağlığı önlemleri ve birinci basamakta uygulanan koruma müdahaleleri ile önleyebileceği ölümleri önleyememektedir. 2023 yılı itibarıyla OECD ülkelerinin önlenebilir ölüm oranı ortalaması 145/100 bin iken, ülkemizde 168/100 bindir. Ülkemiz açısından daha kötü bir durum ise 2021’de Türkiye’nin önlenebilir ölüm oranının 126 olması ve bu oranla OECD ortalamasından daha iyi bir yerde olmasıdır. Yani geçen sürede ülkemizde iyileşme yerine hem OECD ortalamasına hem de iki yıl önceki kendi durumuna kıyasla kötüleşme yaşanmıştır.
EŞİTSİZLİK BEBEKLERİMİZİ ÖLDÜRÜYOR
2024 yılında ülke genelinde ortalama her bin canlı doğan bebekten 9’u bir yaşını doldurmadan ölmektedir. Bu yüksek bebek ölüm oranı ulusal sağlık hizmetlerinin yetkin olmadığını kanıtlamaktadır. Bununla birlikte Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde her bin canlı bebekten 14’ünün ilk yaşını tamamlamadan ölüyor olması, ülke genelinde sağlıkta ve hastalıkta yaşanan kabul edilmez eşitsizliğin bebeklerin ölümüne neden olduğunu ortaya koymaktadır.
BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİ İHLAL EDİLİYOR
Ülkemizde birinci basamağa ayrılan bütçe, zaten kısıtlı olan Sağlık Bakanlığı bütçesinin yüzde 14’ünün de altında kalmaktadır. Türkiye’de kamu-özel işbirliği ile yapılan şehir hastanelerine ayrılan bütçenin tüm birinci basamak sağlık hizmetine ayrılan kaynaklardan daha fazla olması var olan kaynakların kimlere aktarıldığını göstermektedir. Sağlık hizmetinin hastane temelli olması ise bir yandan hastaların sağlık hizmetlerine ulaşımını zorlaştırmakta, diğer yandan onların ceplerinden daha çok para harcamak zorunda kalmasına yol açmaktadır.
BAĞIŞIKLAMA HİZMETLERİ AKSIYOR VE BULAŞICI HASTALIKLAR HORTLUYOR
Koruyucu sağlık hizmetlerine yeterince önem verilmemesinin bir sonucu olarak aşıyla önlenebilen hastalıklarda ciddi artışlar görülüyor. Toplumda hızla yayılan aşı kararsızlığı ile etkili şekilde mücadele edilmiyor. Bağışıklama hizmetlerinde yaşanan aksama ve aşı tereddüdü nedeniyle ülkemizde 2023 yılında 3 bin 571’i yerli vaka olmak üzere toplam 5 bin 88 kızamık olgusu bildirildi ve en az 4 çocuk boğmacadan hayatını kaybetti.
HASTALAR DOKTORA ULAŞIYOR ANCAK SAĞLIĞA ULAŞAMIYOR
Yılda 1 milyar kez sağlık hizmeti sunmak övünülecek bir durum değildir. Çünkü OECD ülkelerinde ortalama yıllık hekim başvurusu 6,5 iken, ülkemizde her bir yurttaş yılda 12,2 kez hekime başvurmaktadır. Bir ülkede hekime başvuru sayısının yüksek olması, o ülkedeki insanların hasta olduğu ya da kendilerini çokça hasta hissettikleri, sağlık hizmetini gereksiz yere kullandıkları ve tüketimin kışkırtıldığı anlamına gelmektedir. Bu bağlamda doğumda beklenen yaşam ümidi OECD ülkelerinde ortalama 81,1 yıl iken, Türkiye’de 77,3 yıldır. Öte yandan hekime yıllık başvuru sayısı sadece 2,4 olan İsveç’te ortalama ömür 83,1 yıldır. Bu veriler ülkemizde insanların doktora ulaştığını ancak yeterli zaman ve olanak bulunmadığı için bu temasın anlamlı bir hizmet olmadığını göstermektedir.
HASTANE YATAK SAYISINDAKİ AZLIK HİZMETİN KALİTESİNİ DÜŞÜRÜYOR
OECD ülkelerinde ortalama her bin kişiye 4,2 hastane yatağı düşerken, ülkemizde her bin kişiye 3,1 hastane yatağı düşmektedir. Türkiye’de kamu hastanelerinin kimisinin oldukça düşük yatak doluluk oranlarına sahip olduğu dikkate alınırsa, başta üçüncü basamak olmak üzere kimi kamu hastanelerinin yatak doluluk oranlarının her zaman %100’lere yakın olduğu görülmektedir. Bu durum, sağlık hizmet sisteminin ağırlıkla üçüncü basamak hastane temelli olarak sunulduğu, bu hastanelerde başta yoğun bakımlar olmak üzere hemen hiçbir zaman boş yatak bulmanın pek mümkün olmadığı, kamu sağlık kurumlarındaki bu yatak azlığı ve eşitsiz yatak doluluk oranının İstanbul başta olmak üzere özellikle büyükşehirlerde hastalar açısından özel sektörünü “zorunlu” adres olarak yönlendirdiği ve yenidoğan konusunda gözlendiği gibi ticarileşme çetelerine yol açtığı anlamına gelmektedir.
GÖRÜNTÜLEME HİZMETLERİNİN GEREKSİZ KULLANIMI
Türkiye’de milyon kişi başına manyetik rezonans (MR) ve bilgisayarlı tomografi (BT) cihaz sayısı 12 ve 15 iken, OECD ortalaması sırasıyla 19 ve 29’dur. Ancak OECD ortalamasına göre Türkiye’de hem MR hem de BT cihazları nüfusa kıyasla daha az olmasına rağmen, MR ve BT incelemeleri makul bir nedenle açıklanamayacak oranda daha çoktur. Türkiye’de yıllık bin kişi başına 207 MR ve 220-280 BT incelemesi yapılırken, OECD ortalaması MR’da 80, BT’de 180’dir. Başka bir ifadeyle Türkiye, OECD ülkelerine kıyasla çok daha az sayıdaki tıbbi görüntüleme cihazlarıyla OECD ülkeleri ile kıyaslanamayacak oranda daha fazla çekim yapmaktadır. Öte yandan Sağlık Bakanlığı’na bağlı devlet hastanelerinde kişi başına yapılan MR ve BT çekim sayısı, devlet üniversitelerinde yapılan incelemelerin 6,5-7, özel sağlık kurumlarında yapılan incelemelerin ise 4,5-8 katıdır. Tıbbi görüntüleme cihazlarının gereksiz bu kullanımı incelemelerin kalitesiz yapılmasına, hız ve yoğunluk nedeniyle kötü raporlanmasına ve tomografi kullanımı nedeniyle hastaların gereksiz yere radyasyon almasına yol açmaktadır.
VATANDAŞ MEMNUN DEĞİL
Sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı OECD ülkelerinde ortalama yüzde 64 iken, ülkemizin sağlık sisteminden memnuniyet oranı %41’dir. OECD raporları, memnuniyet oranındaki en çarpıcı düşüşün ülkemizde yaşandığını göstermektedir.
TÜKENME VE ŞİDDET CAN YAKIYOR, CAN ALIYOR
Kısa hekim temasını, bol tetkik yapmayı ve bol reçete yazmayı önceleyen ve kışkırtan sağlık sistemimiz; bir yandan hekimler ve sağlık çalışanlarının tükenmesine, diğer yandan da sağlık ortamında şiddetin artışına neden oluyor. Sağlık hizmetinin ticarileşerek bir tüketim nesnesine dönüşmesi hekimleri, sağlık çalışanlarını ve hastaları mağdur ediyor. Böylesi bir ortamda sağlık çalışanlarının tükenmesi ve onlara yönelen şiddet ise can yakıyor ve can alıyor.


