Türkiye Psikiyatri Derneği: İlaçlara erişim güçleşiyor, bilim dışı uygulamalar artıyor
Türkiye Psikiyatri Derneği’nin “Bireyden Topluma: Koruyucu Ruh Sağlığı ve Eşit, Ulaşılabilir Tedavi” temasıyla düzenlediği 61. Ulusal Psikiyatri Kongresi başladı. Kongre kapsamında basın toplantısı gerçekleştiren dernek, ruh sağlığı alanında yaygınlaşan bilim dışı uygulamalar, cinsiyet eşitsizliği ve artan şiddet vakaları gibi konularda görüşlerini paylaştı.

Türkiye Psikiyatri Derneği’nin (TPD) düzenlediği 61. Ulusal Psikiyatri Kongresi “Bireyden Topluma: Koruyucu Ruh Sağlığı ve Eşit, Ulaşılabilir Tedavi” temasıyla Ankara'da başladı.
Kongre kapsamında gerçekleştirilen basın toplantısında Türkiye’de psikiyatri alanında yaygınlaşan bilim dışı uygulamalar, psikiyatri ilaçlarına erişim, manevi danışmanlık girişimleri, hekimlere yeni yükümlülükler getiren torba yasanın hekim haklarına ve hastaların tedaviye erişimine etkileri, toplumsal cinsiyet ve cinsel kimlik temelli ayrımcılık, toplumsal şiddet ve suça sürüklenen çocuklar gibi başlıklarda derneğin görüşleri paylaşıldı.
Kongre açılışında konuşan TPD MYK Genel Başkanı Prof. Dr. Serap Erdoğan Taycan, savaşlar en temel ruh sağlığı ve halk sağlığı sorunu olduğunu söyleyerek “Gazze’de, Batı Şeria’da, Yemen’de, Lübnan’da, Ukrayna’da, dünyanın pek çok bölgesinde şu an yaşanmaya devam eden katliam ve yıkım tüm insanlığın ortak hafızasında ve ruhsal dünyasında ağır izler bırakıyor, bırakacak. Ruhsal ve bedensel iyilik halinin, ortak insani değerler, evrensel insan hakları doğrultusunda ancak birbirimizi koruyarak, sesi yetmeyenlerin sesi olarak mümkün olacağını bilmemiz gerekiyor. Her türlü baskılara rağmen katliamlara tepki veren, direnen, yardım ulaştırmaya çalışanların varlığı bizlere nasıl güç ve umut veriyorsa bu gücü büyütmek için yapılması gerekenlerin sorumluluğunu da veriyor. Türkiye Psikiyatri Derneği olarak bu sorumluluğu her zaman üstlenmeye hazır olduk, çözüm üretme süreçlerinin parçası olduk ve mesleki kimliklerimiz ve insani değerlerimiz doğrultusunda olmaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
61. Ulusal Psikiyatri Kongresi Başkanı Prof. Dr. Nalan Kalkan Oğuzhanoğlu, kongre katılımı ve içeriği ile ilgili kısa bilgi sunarak kongrenin 1400 kişilik yüz yüze katılımla başladığını, 406 konuşmacının 149 oturumla kongre içeriğini desteklediğini belirtti. “Özellikle genç meslektaşlarımız 131 sözel, 134 poster bildiri ile katkı sağladılar” diyen Oğuzhanoğlu, çalışmaları doğrultusunda 91 kişinin burs kazandığını açıkladı.
"RUH SAĞLIĞI EVRENSEL BİR İNSAN HAKKIDIR"
TPD MYK İkinci Başkanı Prof. Dr. Ejder Akgün Yıldırım, “Ruh sağlığı evrensel bir insan hakkıdır, herkes için eşit, ulaşılabilir, yerinde ve nitelikli olmalıdır” dedi ve şu ifadeleri kullandı:
“Bilinmektedir ki en temel insan haklarına erişemeyen ve güvensiz bir ortamda yaşamaya mahkum bırakılmış bireyler için sağlıklı bir ruhsal gelişim ve ruhsal işlev mümkün değildir. Bu açıdan bir hak olarak ruhsal sağlık sadece ruhsal zorluk ya da hastalığı olan bireylerin tedavi ve tam sağlık hakkını değil aynı zamanda toplumların ve bireylerin ruhsal açıdan korunmasını, ruhsal etkilenmeye neden olacak koşulların düzeltilmesini, güvenlik, sağlık, eğitim gelecek gibi temel insan haklarına sahip olarak yaşamaları, çocukların korunması ve gelişimi içermekte, ruhsal sağlığı koruyucu, ruhsal sorunları önleyici ve ruhsal sağlığı geliştirici hak temelli bir kamusal ortamı ve yönetimi zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenle ruhsal sağlık sadece tedavi edici değil önleyici, koruyucu ve geliştirici hizmetler açısından düşünülmeli, ruhsal sağlık için koruyucu ve önleyici bir ortamın oluşturulması herkes için öncelikli bir hedef olmalıdır.”
Ruhsal açıdan sağlıklı bir toplum hedefi için önceliğin koruyucu ruh sağlığı hizmetleri gibi ulusal bir program ile hastalıkların önlenmesi, toplumun eşit, barış ve güven içinde yaşaması olması gerektiğini vurgulayan Yıldırım, “Örneğin çocuk işçiler olmamalıdır. Kadınlar öldürülmemelidir. Kimliğinden dolayı insanlar tedavi hakkından mahrum kalmamalıdır" diye konuştu.
"İLAÇLARA ERİŞİM GÜÇLEŞİYOR, BİLİM DIŞI UYGULAMALAR ARTIYOR"
TPD MYK Saymanı Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal, psikiyatride kullanılan ilaçlara erişimde yaşanan sıkıntıların hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilediğini belirtti. Birçok ilacın eczanelerde bulunamaması ya da uzun süre temin edilememesinin hem tedavi süreçlerini aksattığını hem de hastaların ruhsal dengesini olumsuz etkilediğini belirten Ünal, “İlaca erişim, ruh sağlığı tedavisinin en temel unsurlarından biridir” dedi.
İlaçlara erişimde yaşanan sıkıntıların, halk arasında “alternatif”, “doğal” ya da “ilaçsız” tedavi adı altında bilimsel temeli olmayan uygulamaların yaygınlaşmasına zemin hazırladığını vurgulayan Ünal, basına “bilimsel doğruluk ve halk sağlığı sorumluluğu çerçevesinde uzmanlık dernekleriyle işbirliği yapma” çağrısında bulundu ve “Bilim dışı uygulamalarla ilgili haberlerde teşvik edici veya normalleştirici bir dil kullanılmamalı. Ruh sağlığı ile ilgili her haberde, Türkiye Psikiyatri Derneği veya ilgili uzmanlık derneklerinin bilimsel görüşüne başvurulması, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.
"MANEVİ DANIŞMANLIK BİLİMSEL VE ETİK DEĞİLDİR"
TPD MYK Eğitim Sekreteri Uzm. Dr. Uğur Çıkrıkçılı, manevi danışmanlık girişimlerine ilişkin yaptığı açıklamada çeşitli kurum ve platformlarda gündeme gelen manevi danışmanlık uygulamaları ve manevi danışman kadrosu açma girişimlerinin ruh sağlığı hizmetlerinin doğasına ve bilimsel temeline ilişkin önemli tartışmalara yol açtığını belirtti.
Çıkrıkçılı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ruhsal hastalıklar; biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin karmaşık etkileşimi sonucunda ortaya çıkan tıbbi durumlardır. Ruhsal hastalıklar, “iman eksikliği” ya da “manevi boşluk” gibi soyut kavramlarla açıklanamaz.
Bu nedenle, ruhsal bozuklukların değerlendirilmesi ve tedavisi yalnızca bilimsel yöntemlere dayalı, sistematik bir tıp disiplini olan psikiyatri ve psikoloji alanlarının uzmanlık sınırları içerisinde yürütülmelidir.
Manevi danışmanlık adı altında yapılan uygulamaların, tanı koyma veya tedavi önerme yetkisi bulunmamaktadır. Bu tür girişimler, bireylerin uygun tedaviye erişimini geciktirerek klinik tabloyu ağırlaştırabilir ve tedaviden yararlanabilmelerini kısıtlayabilir.”
Türkiye Psikiyatri Derneği olarak, ruh sağlığı hizmetlerinin laik, bilimsel ve etik temellerden uzaklaştırılmasına neden olabilecek her tür girişime karşı durduklarını vurgulayan Çıkrıkçılı, “Toplum sağlığının korunması adına, 'manevi danışmanlık' adı altında yürütülen uygulamaların sonlandırılması, bu hizmetlerin ruh sağlığı sistemi içinde yer almaması gerektiğini kamuoyunun bilgisine sunarız” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
"TORBA YASA DÜZENLEMELERİ HEKİME DE HASTAYA DA ZARAR VERİYOR"
TPD MYK Örgütlenme Sekreteri Dr. Şahut Duran, yaptığı konuşmada torba yasa kapsamındaki yıllık harç uygulamaları ve denetim baskılarının özel muayenehaneleri ekonomik olarak zorladığını ve serbest hekimlik hakkını fiilen kullanılamaz hale getirildiğini belirtti. Duran, hasta mahremiyetine aykırı olan ve hasta-hekim güven ilişkisini zedeleyen MBYS sistemine kayıt baskısıyla ilgili de “Hekimlerin veriye erişim yükümlülüklerinin, etik ve hukuki standartlara uygun biçimde düzenlenmesi gerektiğini” söyledi.
"CİNSEL KİMLİK TEMELLİ AYRIMCILIK KABUL EDİLEMEZ!"
Türkiye Psikiyatri Derneği Merkez Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Dr. Gülsüm Zuhal Kamış, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderek daha görünür hale geldiğini ve bu eşitsizliğin kimi otoriteler tarafından açıkça desteklenmesinin derin bir endişe kaynağı oluğunu belirterek “Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini savunan, bunu politik bir araç ve yaşam biçimi haline getirmeye çalışan yaklaşımlar; LGBTİ+ bireylerin varlığını inkâr etmekle, kadınları baskı altına almakla ve erkeklere de belli bir “erkeklik” kalıbı dayatmakla toplumsal yapıyı zedelemektedir. Bu 'erkeklik' başta marjinalize edilmeye çalışan LGBTİ+ bireyler ve kadınlara karşı dilde ve davranışta baskılayıcı ve şiddet içeren tutumları sahiplenmek ve uygulamak gereği hisseden ama bu şiddeti giderek toplumun her tarafına yayan ve artık kadın erkek çoluk LGBTİ+ demeden toplumun tamamı için risk oluşturan bir erkekliktir.
Bu toplumsal cinsiyet eşitsiğini temel alan politik ve kültürel ortamın sonucu olarak; kadınların kılık kıyafetinden anayasal eşit miras hakkına, kamusal alanda var olma biçimlerinden 'hayır' deme haklarına kadar birçok konuda müdahaleler artmaktadır. Cinsel ilişki teklifini reddettiği için ya da kendisine şiddet uygulayan eşinden ayrılmak istediği için öldürülen kadınların haberleri, bu eşitsizliğin ölümcül sonuçlarını ortaya koymaktadır. Kadınların iradesi yok sayılmakta, yaşam hakları ihlal edilmekte, hatta yargı kararıyla erkeğin öfkesinin 'anlaşılabilir' sayarak ceza indirimi uygulanmasıyla erkek şiddeti yargı eliyle meşrulaştırılmaktadır" ifadelerini kullandı.
LGBTİ+ bireylerin maruz bırakıldığı şiddet, nefret söylemi, dışlanma, ekonomik eşitsizlik ve sağlık hizmetlerine erişim engelleri hakkında da konuşan Kamış, cinsiyet uyum sürecinde kullanılan ilaçlara yönelik yaş sınırı kararını “bilimsel temelden yoksun ve insan onuruna aykırı" olarak niteledi.
"Kadınların ve LGBTİ+ bireylerin yaşam hakkı, beden bütünlüğü ve sağlık hakkı korunmalıdır” diyen Kamış, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Toplumsal barış ve ruhsal iyilik hali, ancak herkesin eşit, özgür ve onurlu bir şekilde yaşayabildiği bir toplumda mümkündür.
Bilimin, adaletin ve insan haklarının ışığında; cinsel kimlik temelli ayrımcılığın her türüne karşı olduğumuzu bir kez daha kamuoyunun dikkatine sunarız.”
"ŞİDDET BİR HASTALIK DEĞİL, TOPLUMSAL EŞİTSİZLİKLE BESLENEN BİR PRATİKTİR"
TPD Asistan Hekim Sekreteri Asistan Dr. Alperen Yıldız, toplumsal şiddet ve suça sürüklenen çocuklar hakkında yaptığı açıklamada, şiddet vakaları sonucunda şiddeti anlamlandırma çabası ve kötülüğe neden bulma gayretiyle failliğin hastalıkla ilişkilendirilmesinin hem şiddetin toplumsal kökenini göz ardı ettiğini hem de ruhsal rahatsızlık yaşayan bireyleri damgaladığını belirtti. “Oysa şiddet, bir hastalık değil; öğrenilen, sürdürülen ve toplumsal eşitsizlikle beslenen bir pratiktir” diyen diyen Yıldız, özetle şöyle konuştu:
“Türkiye İstatistik Kurumu’nun güncel verilerine göre suça sürüklenen ve suç mağduru çocuk sayısı belirgin şekilde artmaktadır. Yalnızca bir yılda yüz bini aşkın çocuk adli birimlere getirilmiştir. Araştırmalar, madde kullanımı, anne-baba ayrılığı ve ailede suç öyküsünün bu süreci etkileyen başlıca etkenler olduğunu göstermektedir. Çocuk suçluluğunun temelinde aile içi şiddet, düşük sosyoekonomik koşullar, eğitimden kopuş, göçle gelen toplumsal çözülme ve şiddetin model alındığı bir kültürel yapı yer almaktadır. Bu tablo, şiddeti yalnızca bireysel değil; sosyolojik, ekonomik ve politik bir sorun olarak da ele almak gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Kamuoyunda yaşanan son şiddet olaylarının ardından çocukların ceza yaşını düşürmeye yönelik söylemler, çocuk haklarını geriye götürmekte ve toplumu korumak yerine karanlığa sürüklemektedir. Bu yaklaşıma karşı bizler, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin devlete yüklediği “çocuğu her türlü şiddetten koruma” sorumluluğunu hatırlatıyor; 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun başta olmak üzere mevcut mevzuatın etkin ve gecikmeksizin uygulanmasını savunuyoruz.”
“Şiddetin sıradanlaştığı, bireysel silahlanmanın yaygınlaştığı bu toplumsal iklimde; İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere tüm yasal düzenlemeler sosyal ihtiyaçlara uygun biçimde uygulanmalı” ifadelerini kullanan Yıldız, “Her düzeyde şiddete karşı sıfır tolerans politikası benimsenmelidir. Biz Türkiye Psikiyatri Derneği olarak, bu mücadelede tüm paydaşlarla birlikte sorumluluk almaya hazır olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyururuz” diyerek konuşmasını sonlandırdı.


