Google Play Store
App Store

Yıllar içinde yapılan, 13 yıllık iktidarla perçinlenen toplum mühendisliği ile şu algı yaratıldı; “hak ararsanız, sorgularsanız, eşitlik talep ederseniz, marjinal ya da solcusunuzdur.” Bu algıyla büyütüldü insanlar

Türkiye Psikiyatri Derneği’nden Doç. Dr. Kaya: ‘Öfkeli kalabalıklar’ bir mühendislik çalışması

HATİCE İKİNCİ

Nuh Köklü ve Bahadır Grammeşin cinayetleri ile seçim çalışmaları sürdüren HDP’lilere yönelik lince varan saldırılarılarla gündeme gelen “öfkeli kalabalıklar” meselesini, Türkiye Psikiyatri Derneği’nden Doç. Dr. Burhanettin Kaya ile konuştuk.

>>En çok neye öfkeleniriz?

İnsanlar belirli olaylar ve durumlar karşısında birçok duygu hissediyorlar. O duygular, sağlıklı ya da sağlıksız olabilir. Günlük hayat içinde haksızlığa uğradığımızda, incindiğimizde, yaralandığımızda öfke duygusunu hissederiz. Daha sağlıklı olanı ise kızgınlıktır.

>>Nasıl bir fark var iki kavram arasında?

Aynı duygu aslında ama kızgınlık, daha doğal, daha normal, daha gerçek olan ve daha kabul edilebilir düzeyde bir duygudur. Ama öfke, daha uçta, daha şiddetli, biraz daha oyun bozucu bir nitelik taşıyan özelliğe sahiptir. Her ikisi de duygu olarak insana ait şeylerdir. Bunun sorun olan yanı, eyleme dönüş biçimidir. İnsanlar daha doğal düzeyde kızgınlık ya da daha uç düzeyde öfkeyi, yaşadıkları olayla bağlantılı olarak yaşarlar. İnsanlar eğer olayı, inciten, aşağılayan, haksızlığa uğramış anlamında ele alırlarsa ve böyle değerlendirirlerse, hissedeceği duygu doğal olarak kızgınlık ya da öfke olacaktır. Uygun ifade edecek bir yöntem bulunamadıysa bu duygu, öfke patlamalarına, agresyona daha fazla dönüşebilir.

>>Öfkeye karşı geliştirdiğimiz tepkinin gelişmişliğimizle bir ilgisi var mıdır?

Elbette vardır. İnsanlar, yaşadıkları olayı anlamlandırmalarına göre duygular yaşıyorlar. Bu anlamlandırma eğitimle doğrudan bağlantılıdır. Problem çözme becerisi olan, neden sonuç bağlantısı kurabilen, mentalize eden, bir olay yaşadığında kendine de uzaktan bakabilen insanlar, öfkeyi de farklı yaşarlar. Sonuçta ‘olgunlaşmamışlık, zihinsel yetkinliğin oluşmaması, daha duygu odaklı başa çıkabilme yöntemlerini fazla kullanma, seçici dikkat, seçici algı, olayların sadece kendine ilişkin yanını görüp, bütününü görememe, bütüncül bakamama’ bunların hepsi insanların daha kolay öfkelenmelerine yol açar. Bir olaya verdiğiniz tepkinin olayla orantılı olması gerekir. Öfkelenecek bir olayda öfkelenmemeniz de yanlıştır. Mesele Gezi olaylarında insanların öfkesi haklı bir öfkeydi. İnsanlar, acı görmüştü, incinmişti, arkadaşı öldürülmüştü.

>>“İncindiğimizde öfkeleniyoruz” dediniz, peki en çok ne incitir bizi?

Fiziksel bir edim olarak da inciniriz, acı çekeriz. İncinme, onurunu örseleyen deneyim yaşamaktır. Onurun zedelenmesi, aşağılanma, ötekileştirilmek, bir insan olarak varlığının yok sayılması, haklarının, isteklerinin, arzularının değersizleştirmesi, bunların hepsi incitici şeylerdir. İstediğim yerde istediğim şekilde düşüncelerimi özgürce ifade edebilme hakkımın engellenmesi incitici bir şeydir. Bunların bize yapılmasını haksızlık olarak görüyoruz ve öfkeleniyoruz.

>>“Öfkeli kalabalığın” saldırısı sonucu yaşamını kaybeden Bahadır Grammeşin cinayetine gelmek istiyorum. Siz, nasıl değerlendirdiniz bu cinayeti?

Orada şöyle bir şey var; birisi bir kadına olumsuz bir tutumda bulunuyor. Bir başkası da bu haksızlığa tahammül edemiyor ve bu haksızlık karşısında koruyucu bir davranış geliştiriyor. Buradaki ilk davranış erkek egemen bir davranıştır; “ben güçlüyüm, erkeğim, bir kadına sözel ya da fiziksel şiddet uygularım” davranışıdır. Bahadır ise “hayır, ben senin bu şiddetine karşı çıkıyorum, bu doğru değil, yaptığın haksızlık diye” eşitlikçi, hakkaniyetli bir davranış sergiliyor. Saldırgan kalabalık, bunu kendi erkek iktidarlarına saldırı olarak algılıyor. Çünkü tek referans olarak kendilerini görüyorlar ve bunun varlıklarına bir saldırı olduğunu düşünüyorlar.

Bunun nedeni de çok net. Yıllar içinde, özellikle 12 Eylül’den sonra yapılan ve son 13 yıllık iktidarla perçinlenen toplum mühendisliği ile şu algı yaratılıyor; “hak ararsanız, sorgularsanız, eşitlik talep ederseniz, insanın insan olmaktan kaynaklanan haklarını savunursanız, marjinal ya da solcusunuzdur. Böyle olmamamız gerekiyordu ve siz hasbelkader yaşıyorsunuz”. Bu algıyla büyütüldü insanlar. Özellikle o dinsel düşüncenin, kapalı, milliyetçi- muhafazakar inancın orta yerinde büyütülen, okullarda, sokaklarda yetiştirilen ve kitle iletişim araçlarıyla biçimlenen bu bireyler, farklı, muhalif olana ve karşı çıkana öfke duyuyorlar.

turkiye-psikiyatri-dernegi-nden-docent-doktor-ofkeli-kalabaliklar-bir-muhendislik-calismasi-47778-1.

>>Toplum tarafından “solcu ve marjinal” olarak değerlendirilen bu davranışlar, onların nezdinde nasıl bir incinme yaratabilir ki?

Buradaki olay, Bahadır’ın eşitlikçi tutum sergilemesi ve erkek egemenliğine karşı çıkmasıdır. Bahadır’ın davranışı, muhtemelen o mahallede birbirine benzer insanlar tarafından oluşturulmuş olan iktidara karşı bir tehdit olarak algılanmış. Hümanizmayı tehdit gibi algılayan bir süreç gibi görünüyor. Bunun münferit bir olay olmadığını söyleyebilirim. Bugün iktidarın diline bakın, bu dili her gün örüyorlar.

Bazı insanların öldürülmesini meşru gören, doğru olduğuna inanan ve bunu onaylayan bir insan davranışı da vardır. Özellikle son 10-12 yılda bu işlendi. Gezi’de işledi. İnsanların çoğu, bazı ölümleri onayladılar. 15 yaşında öldürülen bir çocuğun annesini yuhaladılar.

>>Farklı davranış sergileyen birini, niye varlığımıza bir tehdit olarak görürüz?

Bugüne kadar bir kültür var etmişsiniz ve biri o kültürünüzün o güne kadarki bütün ritüellerine aykırı davranıyor. Kültürünüz o ana, o güne özgü değil ki, tarihsel sürecin bir özeti, billurlaşmış bir parçası. Onu reddeden bir tutum ‘aslında tarihi reddediyor’ gibi algılanıyor. Siz de bir kültürden geliyorsunuz, sizde de bir kültür var. Ama o, egemen olan kültürün onaylamadığı, reddettiği, bugüne kadar da iktidar yapmamaya çalıştığı, muhalefet bile yapmasına engel olduğu sol kültürdür. Adına ‘marjinal’ diyorlar. Öyle demiyor mu; “3-5 tane marjinal” diyor. Mesela bizim müziklerimiz, resimlerimiz, rahatsız edici, kulak tırmalayıcı olarak tanımlanıyor. Sokaklarda söylediğimiz baladların, eylemlerde bağırdığımız marşlarımızın hepsini, farklı bir kültürün, başka bir tarihin temsili olması açısından kendi varlığına bir tehdit olarak görüyor. Doğal olarak, ötekini yok etme hakkını kendinde buluyor.

>>Son olarak Bahadır’ın kaybı ile birlikte özellikle muhalif gençler arasında bir infial yaşandı; “Arkadaşlarımızı sokak ortasında öldürüyorlar, elimiz kolumuz bağlı mı duracağız” gibi mesela. Bu öfkeyi nasıl değerlendirirsiniz?

Çok genel bir saptama, şiddet şiddeti doğurur. Ve şiddet, büyüyen bir sarmaldır. Hani, eş değer bir şiddeti üretmez. Giderek misillemelerle çok daha büyük bir şiddete dönüşür. Bir yaparsanız iki gelir, üç ile cevap verirseniz beş gelir. Sonuçta bu, önüne geçemeyeceğin bir şiddet ortamı, bir kaos yaratır.

Elbette acı çeken insanlar, iyi bir şeyi kaybettiklerinde bir araya gelmeye başlarlar. Bu tür olaylar, bir araya gelişi, birlik olmayı artırır. Burada önemli olan şey, bir araya gelen bu insanların tepkiyi üretirken, kendilerine zarar veren şiddetin benzerini üretmemeleridir. Olgunluk da buradadır. Yani devrimci ahlakı olan, sosyalist kültürü olan, toplumcul bir perspektifle bakan, dayanışmayı temel alan insanlar, kendilerine şiddet uygulayan insanlara şiddet uygulamak için bir araya gelmezler. O şiddeti bir daha uygulanmayacak şekilde yok etmek için bir araya gelirler.

>>Provokasyon kısmını bir yana bırakırsak, HDP’lilere yönelik saldırılara gelmek istiyorum. Sokak linçlerine varan bu öfkeyi yaratan nedir?

Ben bunun bir strateji olduğunu düşünüyorum, öfke burada açığa çıkarılıyor. Evet, Kürtlerin ağırlıkta olduğu bir parti ama HDP, Kürtler dışında; solcuların, sosyalistlerin, demokrat insanların, LGBT bireylerinin, farklı etnik yapıda olanların, hatta şu anki siyasetçilerin temsil ettiği dinsel anlayışı onaylamayan dindarların da arzularına hitap eden, onları toplayan bir yer oldu. Kadın-erkek eşitliği için çaba harcayan, kadına siyasette rol veren, öne çıkartan, eşit gören, kendi içindeki erkek iktidarlarıyla da çatışan bir yanı var HDP’nin. Bence orada tehdit olarak görülen unsur, Kürtlerden ziyade bu toplam ve bu söylemdir.

>>Türkiye’de toplumun bir yarısının diğer yarısına büyük bir öfke duyduğunu söyleyebiliriz. Birbirimize karşı bu kadar öfkeli olmamızın sebebi nedir?

Bunun tarihsel bir açıklaması var. İnsanlar, öfkelerini bugüne ait yaşamıyorlar. Cumhuriyet tarihinden bugüne kadar gelirken tarihsel süreçte, kendi deneyimlerini, yaşadıkları travmalar, o travmalara anlam verme süreçleri bugünkü öfkeleriyle bağlantılı gibi görünüyor. Halklı olup olmamaları önemli değil. Bu travmaları böyle işlemiş olmaları, böyle anlamlandırmış olmaları önemli. Bugün iktidarın uyguladığı politikaların tarihsel bağları var. Yeni Osmanlıcı zihniyet, bizi farklı bir yaşam tarzına iten bir ortam oluşturmaları, buna yönelik yasal düzenlemeler, eğitime, sanata müdahaleler… Biz de buna öfkeleniyoruz. Onlar, kendi öfkeleriyle gericileşerek, muhafazakarlaşarak hesaplaşıyorlar. Haklı olup olmadıkları ayrıca tartışılır. Ama böyle bir hesaplaşmayı, kendilerince böyle anlamlandırıp, böyle ideolojik bir altyapıyla hareket ediyorlar. Öfke bu siyaset tarzının ana unsurlarından biri.

>>İktidarın sürdürülebilirliğinde bu öfkeyi sürekli diri tutmanın bir önemi var mı?

Siyaset, Türkiye’de kendini stratejiler üzerinden kurmuştur. Daha destekleyici, daha probleme odaklı, katılımcı, uzlaşmacı bir siyaset tarzı değil, tam tersine stratejiler geliştiren, bunun üzerinden var olan ve her zaman yeni stratejilerle ilerleyen bir tarzdır. Strateji aslında kulağa hoş gelse de özünde etik açıdan net olmayan bir kavramdır. Yani ‘var olmak, güçlü olmak, egemen olmak’ adına bir insanın ölümünü, kan dökmeyi ve başka bir ülkeye saldırmayı hoş görebilirsiniz. “Bu stratejiyi hayatta, kalmak için yapmak zorundayım” dersiniz. Stratejinin diğer parçaları ise ötekileştirmek ve ayrımcılıktır. Bir tarafı öfkelendirip, kızdırıp, duygusal tepkilerini açığa çıkarırsınız. Böylece rasyonel davranmalarını engellemiş olursunuz. Kontrol edemeyeceği dürtülerini açığa çıkarıp, diğerine karşı uyguladığınız şiddete meşruiyet kazandırırısınız. Yani haklı olan, hakkını arayan insana uyguladığın haksız şiddeti, toplumca kabul edilebilir hale getirirsin. Bugün iktidar, gerekirse provokatif söylemlerle de destekleyerek, bunu bir strateji olarak kullanılıyor.