Türkiye’nin yolu katliamlarla çizildi
Türkiye’nin NATO’ya sokulmasından bu yana Maraş’tan Sivas’a, Ankara Gar’ına uzanan katliamların her biri ülke tarihinin kırılma noktalarını oluşturdu. Toplumsal muhalefet ne zaman yükselse iktidarlar eliyle gerçekleşen katliamlar ve emperyalist müdahalelerle ülke dizayn edilmeye çalışıldı.

Politika Servisi
Türkiye, 1952 yılının Şubat ayında yayımlanan bir kanunla NATO'ya girdi. Bu onay aynı zamanda ABD'nin elinin doğrudan ülke içine girmesi anlamına geldi. Soğuk Savaş konseptine uygun olarak Türkiye, Sovyetler'e karşı ileri karakol olarak düzenlendi. O tarihten itibaren de Türkiye'nin başı beladan kurtulamadı. ABD ve işbirlikçilerine karşı her kalkışma kanla bastırıldı. Türkiye, adım adım ABD'nin Ortadoğu politikasına uygun olarak şekillendirildi. Bu süreçte toplumsal muhalefete karşı “zor” sürekli devredeydi. CIA, ülke içinde kullandığı kontralar aracılığıyla kitle katliamlarını toplumun dizaynında bir enstrüman olarak kullandı. Bunlardan üçü, Türkiye için bir anlamda “dönüm noktası” rolü oynadı: 19–26 Aralık 1978 Maraş, 2 Temmuz 1993 Sivas ve 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamı. Bu olaylar sadece yüzlerce insanın ölümüyle sonuçlanmadı; aynı zamanda ülkenin yönünün belirlenmesinde doğrudan etki yaptı.
DALGAKIRAN GÖREVİ
Üç katliamın birden fazla ortak noktası var. Birincisi, yükselen toplumsal dalgayı hedef almaları; ikincisi, başta ABD olmak üzere dış bağlantılarının bulunması; üçüncüsü ise devlet/iktidar bulaşıklığı.
∗∗∗
NEDEN MARAŞ?
İşçiler, üniversiteliler, liseliler, köylüler, gecekondu halkı topyekûn daha güzel bir ülke mücadelesinin parçasıydı. Daha iyi bir ülke ve emperyalizme karşı mücadelenin iç içe geçtiği bir dönemdi. Milliyetçi Cephe iktidarı son bulmuş, yerine geçen Bülent Ecevit iktidarı birinci yılını doldurmak üzereydi. Maraş’ta faşist çetelerin gerçekleştirdiği katliamda yüzlerce Alevi ve solcu öldürüldü. Hemen ardından 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Kolluk kuvvetlerinin katliamdaki rolü ve siyasi bağlantıları dava tutanaklarında yer alsa da hâlâ açığa kavuşmamış çok sayıda karanlık nokta var. Ne gariptir ki iktidara gelmeden önce kontrgerilla oluşumlarından bahseden dönemin başbakanı Ecevit, bu saldırılardan sonra susmak zorunda kaldı. Bir anlamda meydan, ABD’nin eğittiği katillere kaldı.
O tarihten başlayarak, bugün bile izleri silinemeyen 12 Eylül 1980 askeri darbesine giden yolun taşları kitle katliamları ve suikastlarla döşenmeye başladı.
∗∗∗
KARANLIK 1990’LAR
İkinci önemli kırılma 2 Temmuz 1993'te Sivas katliamıyla yaşandı. Madımak Oteli'nde 33 aydın ve çalışan katledildi. O dönemde iktidar ortağı olarak başka bir sosyal demokrat parti olan SHP vardı. Tansu Çiller başbakandı; Erdal İnönü başbakan yardımcısıydı. 1989'da yapılan yerel seçimleri sosyal demokratlar kazanmış; ülkenin büyük kentlerinin yönetimine girmişlerdi. Kamu emekçileri, gençler, Kürtler demokrasi mücadelesinde yan yana durmaya çalışıyordu. Aynı tarihlerde sosyalist ülkelerde yaşanan çözülme sonrası ABD Ortadoğu'da at koşturuyor, İslamcı örgütleri destekliyordu. Türkiye, İslamcılaşma konusunda payına düşenin fazlasını alan ülkelerden biriydi.
∗∗∗
10 EKİM SÜRÜYOR
Dün itibarıyla on yılını deviren Ankara Gar katliamı, bugün içinde yaşadığımız karanlığa giden yolda en önemli dönemeçlerden biri oldu. Bugün OHAL durumunun kalıcı hale gelmesi, dincileşme ve buna eşlik eden tek adam rejimini yaşıyorsak, 10 Ekim katliamı ve sonrasına ayrı bir parantez açmak gerekir.
∗∗∗
AMERİKA’NIN GÖLGESİ ÜZERLERİNDE
Katliamlar sonrasında yaşanan siyasal gelişmeler ne hikmetse ABD’nin siyasetine denk sonuçlar üretti. Yeşil Kuşak, Arap Baharı, BOP ve diğerleri şeklinde uzun bir liste oluşturulabilir. Kuşkusuz bu politikaları hayata geçirecek içeride de iktidar ihtiyacı karşılanmalıydı; öyle de yapıldı. Darbe, Tansu Çiller–Mehmet Ağar hükümetleri ve en nihayetinde AKP’li yıllar ABD’nin ihtiyacını fazlasıyla gördü. Katliamlarda ABD etkisini, taşeron olarak kullanılan örgütler üzerinden görmek mümkün. CIA’nın komando kamplarında eğittiği “ülkücüler”, on yıllardır desteklenen siyasal İslamcılar ve son olarak Suriye’de Esad’a karşı kullanılan IŞİD taşeron örgüt olarak görevini yerine getirdi. Bu katliamlar arasında gerçekleşen onlarca yazar ve aydın suikastında da benzer yapıların devrede olması yapılmak isteneni net olarak gösteriyor.
∗∗∗
AYAĞA KALKTI
Bundan on yıl önce yaşanan Ankara Gar katliamı, 1978 yılında yaşanan Maraş katliamının devamıdır. Türkiye için ABD tarafından biçilen yolun hayata geçmesi için devreye sokulan bu projelerin bir başka hedefi de, hiç kuşku yok ki, buna karşı çıkan toplumsal kesimleri etkisiz kılmaktı. Kitle gösterilerinin önüne geçmek, halkı terörize etmek için katliamlar önemli bir aparat olarak kullanıldı.
Artık tüm muhalefet güçleri net olarak biliyor ki; tüm bu katliamlarla hesaplaşmak, karanlıkta kalanları açığa çıkarmak ancak ve ancak ABD'yi ve onun işbirlikçilerini yenmekle mümkün. ABD ile ve devletle sürekli bir temas noktası ortaya çıkan katliamları engellemenin başka çaresi yok.
Sokakta derdini anlatmaya alışkın muhalefet için her bir katliam önemli travmalar yarattı. Muhalefet çok öldü, çok yaralandı, çok kırıldı. Buna rağmen yaralarını sarmayı ve ayağa kalkmayı başardı. Karanlığın içinde bir ışık buldu ve onu büyütmeye çalıştı. Bugün de 10 Ekim katliamıyla hapsedilmeye çalışılan yerden çıkmayı başardı. Bunca baskı, zorbalık ve ölüme rağmen hâlâ ayakta kalabilen güç, ülkeyi aydınlığa çıkaracak güçle aynıdır.


