Ulusal itici güçler/monokrasi/uluslararası güçler
İBRAHİM Ö. KABOĞLU İBRAHİM Ö. KABOĞLU

“Operasyon, saldırı, istila, işgal, fetih…!” başlıklı yazı üzerinden geçen bir haftaya ne kadar çok olay sığdı: hemen aynı akşam ABD ile Ankara’da, “ateşkes”/ “ara verme” anlaşması ve öngörülen 120 saatlik sürenin dolmakta olduğu sıralarda Rusya ile “Soçi Mutabakatı”: bu kez, YPG’ye verilen 150 saatlik çekilme süreci, dün sabah itibariyle başladı.

İlki, Atlas Okyanusu ötesi bir devlet; ikincisi ise, Karadeniz kuzeyi bir devlet. Her ikisinde de, masada Suriye var, hani 912 km.lik sınırdaşımız ülke. Bu uzun “bitişik nizam”, zaman zaman övünç vesilesi olarak bile kullanılır. Gerçi, Emevi camiinde namaz kılma irade ve söylemi, sadece bununla açıklanamaz. AK Parti hükümetlerinin Suriye toprakları üzerindeki iştahından çok, ulusal kamuoyuna dönük mesaj, “dini, politikaya alet etme”nin açık göstergesi. (15 Temmuz darbe girişimine giden yolun kilometre taşları, dinin politikaya alet edilmesi ile döşendi; “15 Temmuz” dillere pelesenk edilmiş olsa da, “dini politikaya alet etme yasağı koyan Anayasa md.24/son, hala askıda…).

Dönelim Suriye sorununa; kamuoyuna yansıyanları fotoğraflayarak yanıtı aranan sorular, birçok çelişki ve çıkmaz ile içiçe. İşte başlıcaları: değinerek.

1. Barış ve savaş: Barış diyenlere adeta soruşturmalar açan Saray ve çevresi, ABD ve Rusya tarafından operasyondan alıkonuldu. Ulusal itici güçler ile uluslararası güçler, barışta mı buluştu yoksa güçler savaşında mı?

2. Susturan ve susturulan: İç politika ve uluslararası ilişkiler bakımından, susturan ve susturulan özdeşliği ortaya çıktı; silah kullanımına karşı olan yurttaşları konuşmaktan alıkoyan kişiler, silahları susturmak zorunda kaldı.

3. Çift başlı yönetim ve masa: Yönetimde çift başlılığı kaldırma sloganı ile, olağanüstü ortam ve koşullarda Anayasa değişikliği yaparak başbakanla aynı masayı paylaşmaktan kurtulan kişi, bir başka devletin Başkan yardımcısı ile masa başı paylaşımında bulunmak zorunda kaldı.

4. Çöpe atılan miras ve mektup: Çift başlı yürütme ile devlet yönetilemez sloganı ile, Osmanlı-Cumhuriyet anayasal ve siyasal olumlu mirasını “çöpe atmak”ta sakınca görmeyen Saray ve çevresi, deniz ötesi Devlet’in başı tarafından gönderilen ve güncel mirasa da hakaret eden çirkin mektubunu “çöpe atmak” dışında bir seçenek kullanamadı.

5. Uzaklaştırma ve tutuklama: 19 Ağustos günü, mahkeme kararı olmadan Anayasa’ya aykırı bir biçimde görevden uzaklaştırılan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Selçuk Mızraklı, 22 Ekim günü, Belediye Başkanlığı ile ilgisi bulunmayan bir gerekçe ile tutuklandı.

6. Ters kelepçe ve yasa tuzağı: Başkan Mızraklı’nın gözaltına alınma biçimi, tıpkı görevden uzaklaştırmada olduğu üzere, Anayasa’ya aykırı ve haysiyet kırıcı kötü muameleye maruz bırakılarak oldu. Bu işlemin, yargıya ilişkin “torba kanun” oylanması ardından yapılması, düzenlemenin yargı reformu ile ilgili olmadığını da vteyit etmiş ovldu.

7. Tarihsel-kültürel miras ve yağma: Sirkeci ve Haydarpaşa garlarının İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden kaçırılarak bir yandaşa peşkeş çekilmesi, Kamu İhale Kanunu’nun sürekli olarak neden delik-deşik edildiğini bir kez daha gözler önüne sermekte.

8: Terörist ve şehit: “Ağrı’da şehit düşen Zekeriya Altunok, OHAL KHK-701 ek listesinde adı yer alan bir polis”in cenaze törenine katılan resmi zevat, “kuru ve yaşları yakma suçu” işleyenler hakkında ne düşündü acaba?

9: Ne hukuk ne de akıl: Altunok vak’ası, hukuk ve akıl dışı OHAL düzenlemelerine dokunmayan bir yasanın neden reform sayılamayacağını bir kez daha gözler önüne sermedi mi?

10: Dinamik ve dinamit: Eğer tek kişi yönetimi (monokrasi) üzerinde bu kadar ısrar edilmeseydi, ulusal itici güçler (dinamikler) bu denli bastırılıp, Türkiye uluslararası dinamitlere maruz kalır mı idi?