birgün

19° AÇIK

KÜLTÜR SANAT 11.06.2021 04:00

Umut ve felaket

Yaşamdan öç alanların iktidarında, yaşayan ne varsa düşmandır. Yeryüzüne, taşlara, dağlara, ağaçlara, ormanlara, derelere, denizlere tutunan ve tutundukça yaşamı çoğaltanlar düşmandır. Yaşam her nerede görülürse, görüldüğü yerde derhal imha edilmelidir. Yaşamdan öç alanların iktidarında her özne kendi bedeninin sömürge valisidir; bedenin asi kuvvetlerini bastırması için iktidar tarafından atanmıştır. Dünya yalandır, ölümsüz ruh vardır sadece. Ölümsüz ruha inanıp bu dünyayı değersizleştirdiğinizde geriye tek bir gerçek kalır: Ölüm ve çürüme. Ölümün yüceltildiği bir dünyada organik olan parçalarına ayrıldıkça sonunda yaşayan her şey ayrımsız, inorganik bir kütleye dönüşür. Yaşamdan öç alanların iktidarında özne çürüyen bir cesettir. Ve özneler arasındaki iletişim yerini, cesetler arası kokuşmaya bırakmıştır. Ve bedenleri kalın bir musilaj tabakası kaplamıştır.

Bu yıkım peyzajında tek başına umuda bel bağlamak, çürümenin ve kokuşmanın iyimserliğine gömülmüş bir özne olmayı gerektirir. Yaşamdan öç alanların iktidarında yaşam süreci tersine çevrilmiş, inorganik maddenin kendi üzerine katlanmasıyla organik maddenin, organların, organizmaların ortaya çıktığı yaşam çürüyüp dağılmıştır. Çürümeyi tersine çevirmek, inorganik olanın tekrar kendi üzerine katlanmasıyla, yeniden organik olanın, organların, kurumların ve hayati kavramların yaratılmasıyla mümkündür. Ve Nietzsche’nin dediği gibi, bin yıllık yalanlara savaş açmayı, umudu felaketle birlikte düşünmeyi gerektirir: “Benimle birlikte başlar umutlar… Bunlarla birlikte zorunlu olarak bir felaket insanıyım da. Bin yıllık yalanlarla savaşa girdiğimizde sarsıntılara, depremlere, dağların, ovaların daha önce akla hayale gelmemiş yer değiştirmelerine hazır olmalıyız” (Neden bu kadar akıllıyım, Zeplin). İnorganik peyzajın yerinden edilmesi, peyzajın ürünü olan öznenin yerinden edilmesini gerektirir. Yerinden edilmek, ceset-özneler için bir felakettir. Hazır olmalıyız.

***

Felaket nedir ki? Yüceltilmiş inorganik peyzajın ve çürümenin ürünü olan, özne de dâhil tüm kavramların yerle bir edilmesi. Sonrasında öznenin, “yıkılmadım, ayaktayım” diyemeyeceği, kaldığı yerden zombiliğe devam edemeyeceği, aksine “parçalandım ve parçalarımdan yeniden doğdum” diyeceği bir olay. Nedense felaket denince, şeytani kuvvetler gelir aklımıza; Çin setlerimize saldıran göçebe barbarlar; doğanın kuvvetleri. Oysa dışsallaştırıp ötelediğimiz doğanın göçebe kuvvetleri bedenlerin kıvrımlarında dolaşıyor. Çürümeye direnen bu asi kuvvetlerle birlikte yaşamı savunmak yerine, her nedense onları bastırmayı ve içine yerleştiğimiz bütünle birlikte çürümeyi yeğliyoruz. Genetik determinizme sığınır gibi sınıfsal determinizme sığınıp “ben yapmadım, onlar yaptı” demek de kurtaramayacak sizi. İktidar tarafından atanmış her özne, bedenindeki yaşam kuvvetlerini bastıran bir diktatördür; bastırdıkça çürür ve çürütür. Hızla çürümekte olan bütüne hâlâ boyun eğiyor ve susuyorsanız, yaşamı değersizleştirmeye ve bedenleri çürütmeye devam ediyorsunuz demektir.

***

Yaşamdan öç alanların iktidarında özne, çürümüş bir bilincin ürünüdür. “Bilinç, bir bütün kendini daha üstün bir bütüne tabi kılmak istediğinde ortaya çıkar; bilinç, bizim uzantısı olabileceğimiz varlığa bağlı olarak doğar, bizi bu varlığa dâhil eden araçtır” (Nietzsche). Uzantısı olduğumuz bütünle birlikte çürüyoruz. Bilinç, “bedenini dinleme, otur oturduğun yerde!” diyor. Ve söz dinliyor, ekranların karşısında oturuyoruz. İçimizdeki doğanın kuvvetlerini dışsallaştırdığımız gibi, çürümeyi de dışsallaştırıp temsillere dönüştürüyor ve temsilleri seyrederken güzel günlerin hayalini kuruyoruz. Tek başına umut yetmiyor; Nietzsche’nin yaptığı gibi, insan aynı anda bir felakete dönüşebilmeli. Ancak felakete dönüştüğümüzde, bin yıllık yalanları üretenlerin felaketi olabiliriz. Bin yıllık yalanlarla inşa edilmiş çürüyen peyzajın yaşamla yer değiştirmesi, seyirci koltuğunda oturan, hızla çürüdüğü halde çürümenin temsillerini seyrettikçe arınacağını zanneden öznenin yerinden edilmesiyle mümkün; inorganik maddenin kendi üzerine katlanarak, yitirdiği organlarını, kavramlarını ve kurumlarını yeniden yaratmasıyla. Bedenlerinize güvenin! Neler yaratabileceklerini henüz bilmiyoruz.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol