Unutmamak için yazmaya başladım

25.10.2018 09:38 BİRGÜN KİTAP
Deniz Kazan, bir tesadüfle başladığı yazma serüvenine iddialı bir roman olan ‘Tesadüf’ ile devam ediyor. Bir kadına âşık üç erkeğin hikâyesi ölüm, imkânsızlık ve trajediyle harmanlanıyor

MEHMET UTKU

Deniz Kazan yeni kitabı ‘Tesadüf’te 1905’te İkinci Abdülhamid’e Yıldız Camii çıkışında düzenlenen suikast girişimini konu alıyor. Tarihsel bir olay çevresinde yürütülen tahkikatla hem suikast girişimi aydınlatılıyor, hem olaya çeşitli vesilelerle dâhil olan insanların geçmişleri, özlemleri, hayalleri, pişmanlıkları ve aşkları gün yüzüne çıkarılıyor. Padişah Abdülhamid, saray entrikaları, jurnaller, İttihat ve Terakki, Ermeni Örgütü ve irili ufaklı aktörlerin dâhil edildiği kurgu İstanbul’un kadim semtlerinde bir gezintiye çıkarıyor. Bir kadına âşık üç erkeğin hikâyesi ölüm, imkânsızlık ve trajediyle harmanlanıyor.



Üniversitede birlikte aynı sınıfta okuduğumuz kadim dostum Deniz Kazan ile yazma serüvenini, son romanı ‘Tesadüf’ü ve yeni projelerini konuştuk.

Deniz’i tanımak istesek...
1976 Erzincan doğumluyum. Liseye kadar Erzincan’daydım, sonrasında Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdim. Sıradan bir çekirdek aile örneği ailem var; babam inşaat ustası, annem ev kadını. İki kardeştik. 16 yıllık evliliğim var.

Yazmaya nasıl başladın?
Farkında olsak da olmasak da bir şekilde biriktiriyoruz ve bu biriktirdiklerimiz kendine bir yol bulup dışımızdakilerle buluşuyor. Bendeki dışavurum da yazarak oldu. Aklımın bir yerinde belki yazma fikri vardı ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Kardeşimi kaybetmenin üstünden 5 ay geçmişti. Kardeşimle geçirdiğim son 21 günü yazdım. Bir yanıyla da bir vasiyetin yerine getirilmesiydi benim için. Aynı zamanda benim için bir rehabilitasyon süreciydi bu.

Yazmanın diğer bir yanı da, sahiciliğini yitireceğini düşündüğümüz yaşanmışlıkların ‘saklanması’ halidir. Kitapta da geçen minik bir aforizma da olduğu gibi ‘Unutabildiğimiz kadar mutluyuz’ ve istemesek de unutuyoruz. İşte edebiyatın yani yazmanın bir yanı da bunun önüne geçme girişimidir.

Son kitabın ‘Tesadüf’...
Üniversiteden bu yana Ermeni konusuna özel ilgim var. Hep aklımdaydı. Nasıl karar verdim hatırlamıyorum. Kitaba gelirsek. Aslında çok basit bir şekilde kurgulamıştım bu kitabı. Bir demirci çırağının Ermeni bir kıza olan aşkını anlatmak için yola çıkmıştım. Ama kitap sonra çok başka bir noktaya gitti. Denir ya ‘Kitap kendini yazdırıyor.’ Tam da öyle oldu. Konu aynıydı, suikastı konu alıyordu. Büyük resimde eylem ön planda görünse de aslında özelde insanların kişisel hikâyelerini anlatmaya çalıştım.

‘Tesadüf’ tarihsel bir roman, gerçek olaylardan esinlenerek yazdın. Kurguyla gerçekleri nasıl birleştiriyorsun?
Romanın ana iskeleti tamamen gerçek olaylara dayanıyor. Romandaki kahramanlardan bir kısmı da yine aynı şekilde gerçek figürler. Ama romana esasta renk veren kahramanlar mesela Agâh Efendi, Cemal Bey, Ohannes, Mümtaz Yüzbaşı, Demirci çırağı Ali nam-ı diyar Kızıl hepsi kendi kurgum içinde ortaya çıktı. Böyle tarihsel hikâyelerde hele de üstünden bayağı zaman geçmişse kişilerin mikro hayatları pek bilinmiyor. Burada kurgu devreye giriyor. Bunun göze batmaması için daha çok bu mikro hayatlar üzerinden kurgumu yaratmaya çalıştım.

Kitabınla ilgili nasıl yorumlar alıyorsun?
Dışarıya açılan bir gözlemim yok açıkçası. Şu an için yakın çevremde okuyanların yorumları beklediğimin üstünde. Kurgu ve sürükleyiciliği genel olarak çok beğenilmiş. Ayrıca tarihsel bir romanın o büyüsü ile geçmiş zaman İstanbul’unda çıkılan minik gezi okuyucuyu oldukça etkilemiş.

Türk ve dünya edebiyatında takip ettiğin, örnek aldığın yazarlar var mı?
Edindiğim süzgeçten geçen yazarlarda aradığım en temel özellik, kitap sayfalarına dökülen o kelimelerle çok canlı, insani yani yaşamanın kendisi olan o duygulara ne kadar dokunabildikleri. Bu noktada Mehmet Eroğlu ve Muzaffer Oruçoğlu etkilendiğim isimler. Orhan Pamuk okuduğumda da gerçeğinin dışında bir başka kimlik çıkar karşıma. Yabancı yazarlardan ise Murakami’nin tarzı beni etkiliyor. Bunların dışındaki dünya klasiklerinin ve Yaşar Kemal gibi büyük üstatların yeri hep ayrı oldu.

Yeni roman geliyor mu?
Minik bir sır vereyim, tek bir kitap yazamıyorum. Mutlaka en az iki kitap olması gerekiyor. ‘Tesadüf’ü yazarken başladığım bir hikâye vardı zaten. Bayağı ilerledi. Dört zamanlı bir hikâye yazmaya çalışıyorum. Likya - Bizans - Osmanlı ve günümüzde geçiyor. Zor bir kurgu oldu ama oturduğunu düşünüyorum. Bir grup terapisindeki beş kadının hikâyesini biraz mitoloji, biraz efsane ve tabi ki ‘aşk’ ile anlatmaya çalışıyorum. Bunun yanında bir de ‘Tesadüf’ün devamı olabilecek oradaki birkaç kahramanın da dâhil olduğu çok yeni bir başka çalışma var. Ancak şu an hikâyenin nereye gideceğini ben de bilmiyorum.