birgün

15° KISA SÜRELİ HAFİF YOĞUNLUKLU YAĞMUR

BİRGÜN KİTAP 03.04.2020 09:41

‘Üstat düşünürler’in gölgesinde

Özellikle Avrupa için en netameli dönemlerden biri olan ve hesaplaşmaların yaşandığı 1944’ten 1956’ya kadarki süreç, Fransa’daki entelektüel ortama odaklanan Tony Judt, yazar ve düşünürlerin aralarındaki tartışmaları, fikir birliklerini ve ayrılıklarını gündeme getiriyor.

‘Üstat düşünürler’in gölgesinde

DENİZ YILMAZ

Tony Judt, belli dönemleri bütünden koparmadan ve olayları, yaşandığı zaman dilimiyle ilişkisi içinde inceleyen bir tarihçiydi. Yakın tarihe dair çalışmalarıyla tanınan Judt’ın bir başka önemli özelliği, seçtiği meselelerin derinine inmesiydi. “Fransız Entelektüelleri, 1944-1956” alt başlığıyla yayımlanan Kusurlu Geçmiş de böyle okunabilecek bir kitap.

Judt, işgal-direniş-kurtuluş çizgisini izleyen Fransa yakın tarihinden bir kesiti, ülkenin ileri gelen aydınları, yazarları ve filozoflarının girdiği tartışmalar bağlamında incelerken hem 1944-1956 arasında yaşananları hem de ortaya çıkan hesaplaşmaları hatırlatıp yorumluyor.

JUDT’IN ELEŞTİRİLERİ

Fransa, kültürel anlamda Avrupa tarihine yön veren, sık sık atıfta bulunulan ve görüşleri kıta sınırlarını aşan bir entelektüel birikime sahip. Judt ise bu birikimin, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarındaki ve ardından gelen yıllardaki kısmına yoğunlaşıp birbirinden farklılaşan görüşleri, zamanın politik tartışmalarını, ikilemleri ve bunların 1956 sonrası entelektüelleri nasıl etkilediğini masaya yatırıyor.

Judt, 1944-1956 arasına baktığında Fransa’daki entelektüel kesimin, komünizm girdabına kapıldığını, üstelik onlardan pek çoğunun Marksist bile olmadan felsefi, sosyolojik, edebî ve siyasi görüşler paylaştığını; bu çerçevede tavır takınıp tartışmalar yürüttüğünü belirtiyor. Benzer bir durumun 1930’larda da yaşandığını söyleyen yazar, 1944-1956 arasında olup bitenin önceki dönemden farkını şöyle anlatıyor: “Vichy ara dönemi (iki savaş arasında Fransız kültür yaşamında önemli bir rol oynamış) sağcı entelektüelleri itibarsızlaştırırken savaş ve direniş tecrübesi, solun pratiğini değilse bile dilini radikalleştirmişti. 1956’dan sonraki dönem Avrupa dışı dünyada sömürgecilik karşıtı hareketlerin ortaya çıkışıyla birlikte, içerideki ve Avrupa genelindeki radikalizme ilişkin kaygıdan gittikçe sıyrılmaya ve komünist dünyanın yeni lideri Kruşçev’in Şubat 1956 konuşmasında, Stalin döneminin suç ve aksaklıklarını sert bir şekilde eleştirmesinin yarattığı kuşkulara ve hüsrana sahne oldu. Yani İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen on yıl, Sovyet komünizminin sol içindeki çekiciliğinin elde ettiği tekele yakın konum, Fransız siyaset düşünürlerinin çoğu için bu çekiciliğin önemi ve komünizmin gerekliliğini savunmadaki sevk bakımından benzersizdi.”ustat-dusunurler-in-golgesinde-710201-1.

Doğu Bloku’nun Avrupa içinde bir başka Avrupa olarak ortaya çıkışı ve Fransız entelektüellerinin bu noktadaki tutumu, kendi aralarındaki önemli tartışmalardan biriydi Judt’a göre. Sovyet deneyiminin yanı sıra onun uydu devletlerindeki uygulamalarının hangi düzlemde tartışıldığı, eleştiri ve desteklerin nasıl dillendirildiğini, dönemin entelektüellerinin metin ve söylemlerinden hareketle inceleyen yazar, kimilerinin (Sartre, Beauvoir, Mounier vd.) Doğu Bloku’ndaki çalkantılar yerine felsefi sorunlarla ilgilenişini eleştiriyor.

Öte yandan, önceki görüşlerini reddetmese bile ciddi biçimde sorgulayan aydınları gündeme getiren Judt; 1956 sonrasında gerçek, daha doğrusu dönüşüm geçirmiş fikirlerini açıklayan entelektüelleri anımsatıyor.

Judt’ın bir başka görüşü ise şu: “Fransız entelektüellerinin özellikle Doğu Avrupa’daki hayranlarının onlara bağladığı umutları boşa çıkarışı, Fransızların diğer Batı ülkelerinin fikir hayatı üzerindeki nüfuzuyla birlikte, savaş sonrası Avrupa yaşamının tarihine belirleyici bir etkide bulundu (...) 1944-1956 arasındaki Fransız entelektüel pratiğinin tarihinde, sadece önceki Fransız ve Avrupa tecrübelerinin yankıları değil, şimdiki durumumuzun tohumları da görülür.”

JUDT’A ELEŞTİRİLER

Fransız entelektüellerinin kamusal etik veya siyasal ahlaka dair yumuşak karnını da tartışmaya açan Judt, bu bağlamda Sartre, Camus, Beauvoir, Mounier, Marleau-Ponty, Aron ve François Mauriac gibi kalburüstü isimlerin yanı sıra daha az tanınan yazarlara, şairlere ve düşünürlere de yer veriyor kitapta.

Bununla birlikte, yazarın döneme ve sonrasına ilişkin tanıdık isimler üzerinden bir eleştirisi daha bulunuyor: “Malraux, Camus, Sartre, Mounier ve akranları (...) başka bir dönemin klişesiyle ‘üstat düşünür’lerdi ve adalet, şiddet, edebiyat, kapitalizm, etik ve her türlü konu üzerine düşünceleri sırf onlardan çıktığı için ağırlık taşırdı. Tıpkı devlet gibi Fransız fikir hayatının başlıca simaları da otorite ve meşruiyetin doğal kaynaklarıydı; tedarikçi devletin gerileyişi, beraberinde entelektüel ikiz görüntüsünün çöküşünü getirdi (...) 1944-1956 arası, entelektüel sorumluluğunun bir altın çağı değil, tam tersiydi. Hiç bu kadar sorumsuz olmayan Fransız entelektüelleri, diledikleri şeyi söyleyip yazardı ve bir ay kızgınlıkla işledikleri bir konuyu, sonraki yıllarda görmezlikten gelirdi, üstelik itibarları ya da postları için bir bedel ödemeksizin. Benimsedikleri yükümlülük ve bağlılıklar, ortak bir ahlaki sorumluluk anlayışından ya da genel duyarlılığı etkileme isteğinden ziyade, sosyal ve siyasal vicdanlarını rahatlatma ihtiyacını çağrıştırıyordu.”

Judt, cumhuriyetçi burjuvazi-işgal-direniş-kurtuluş-entelektüel sola bağlanış-Stalinizmden kopuş duraklarından geçerek 1944-1956 arasında Fransa’daki entelektüel havayı ortaya koyup eleştirilerini sıralıyor metninde.

Kusurlu Geçmiş, yayımlandığı 1992’de Kıta Avrupası’nda ve özellikle Fransa’da büyük tartışmalar yaratmış; yazar Soğuk Savaş’ın taraflarından “diğerini” tutmakla suçlanmış ve anlattığı zaman dilimini anlamamakla eleştirilmişti. Konuya daha ılımlı yaklaşanlar ise Judt’ın yeni tartışma alanları yaratmak ve zihinlerde sorular uyandırmak için bu kitabı kaleme aldığını savunmuştu. Baktığımızda, yazarın bunu başardığını görüyoruz: Özellikle Avrupa için en netameli dönemlerden biri olan ve hesaplaşmaların yaşandığı 1944’ten 1956’ya kadar, Fransa’daki entelektüel ortama odaklanan Judt, yazar ve düşünürlerin aralarındaki tartışmaları, fikir birliklerini ve ayrılıklarını gündeme getiriyor.

Judt, Kusurlu Geçmiş’te deyim yerindeyse küllenen meseleleri, aynı entelektüel seviyede ve tarih bağlamında yeniden harlıyor.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız