birgün

18° PARÇALI AZ BULUTLU

ARŞİV 16.08.2010 14:27

Üterken ütülenler…

Devrimcilerin başarılı olması neden kolay değil? Çünkü ütmek değil, yenmek peşindedirler ve bu yüzden ütülmezler, olsa olsa yenilirler.

Devrimcilerin başarılı olması neden kolay değil? Çünkü ütmek değil, yenmek peşindedirler ve bu yüzden ütülmezler, olsa olsa yenilirler. Çünkü punduna getirip halletmiş gibi görünmek ya da ortada kuyu var yandan geç demek yerine, çözüm peşindedirler…
İşte bu yüzden olsa gerek devrimciler her daim reel politik alanda kurulan ütme-ütülme dengelerinin dışında yer alırlar… Böyle bir ilişkide taraf tutmak devrimciliğin inkarıdır zaten… (Ve zaten pişkinlik, eyyamcılık devrimci siyasetlere bir kez bulaştı mı, gerisi gelir ve artık her şey mubah olur.. AKP’nin yaşattığı değişinimi [mutasyonu] “değişim” sanan mutant solcular da böyle bir gidişatta hangi duruma düşüleceğinin hicranlı örnekleri değil mi?)
Elbette bir de şu var: Üteyim derken ütülürsün!
Askerler uzun süredir AKP’yi ütmeye  çalıştılar, ütüldüler. Çünkü AKP de benzer taktikleri kullanarak askerleri ütmeye girişmişti. Ama bu öyle bir siyaset tarzı ki, belli bir noktada kendisinin de ütülmemesinin bir garantisi yok. Ayrıca tek derdi çözüm filan değil de ütmek olanın tek kaygısı da haliyle ütülmemek olur.
Şimdi mesela gelinen noktada Öcalan AKP’yi ütecek mi? Bu soruyu şundan soruyorum: Önce koster bozuk dediler, ama baktılar referandum sonuçları tehlikede, hemen özel koster tahsis ettiler.
Ve böylece PKK de “ateşkes”i ilan etti.
Peki ama bu tür bir ilişki aslında AKP ile PKK arasında zımni bir müzakere sayılmaz mı? Ya da ütme-ütülmeme ilişkisi? Hangisi?
Kürt siyasetçileri AKP’nin evet’e olan ihtiyacını bu şekilde bir müzakereye dönüştürmeye çalışabilir ve bu normaldir. Ancak, sözde açılım sürecindeki ütme stratejisini bir kenara koysak dahi, AKP’nin böyle bir yola gireceğine inanmak, baştan ütülmektir.
AKP’nin varlık nedeninin kirli savaşı ancak kirli bir barışla bitiriyormuş gibi davranmakta yattığını da görmemektir.
Bu noktada Fikret Bila’nın şu tespiti önemli: “Türkiye referandumdan sonra genel seçime gidecek. Seçime giderken iktidardan böyle bir adım beklemek gerçekçi değil. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın söyleminden de anlaşılıyor ki bu boş bir umut.”
Evet, hakikaten boş bir umut... Başka türlüsü de mümkün değil. Çünkü denklem baştan bozuk… Mesela inisiyatif şimdi hakikaten Öcalan’da mı? Değil… Bir anlığına böyle görülebilir ama “inisiyatif sahibi” Öcalan’a siyaset yaptırma inisiyatifi de şimdi kesinlikle AKP’de ve en son koster örneği bunun kanıtı. Eskiden ordudaydı; artık İmralı’nın iç işlerine Adalet Bakanlığı, dışişlerine İçişleri Bakanlığı bakıyor, yani AKP hükümeti.  Öcalan, ancak AKP inisiyatifi ile tanınan fırsatlar çerçevesinde siyaset yapabiliyor, çünkü tutsak! Ve artık ordunun değil AKP hükümetinin tutsağı…
Bu bağlamda değerlendirildiğinde, sanki Ramazan vesilesiyle ilan edilmiş gibi sunulan ateşkes’in süresinin referandum sonrasına, 20 Eylül tarihine kadar uzanması epey manidar. Nitekim Öcalan da “Referandum’dan sonra ‘Yine seçim var’ oyalamasına izin vermeyeceğim. Bir kerede her şeyi bozabilirim” diyordu.
Amma ve lakin referandumdan sonra hakikaten seçim de var ve AKP sırf Kürt sorununu hakikaten çözeyim diye seçimi kaybetmeyi göze alacak tıynette bir parti değil. Bu durumda asıl vaveyla (Öcalan’ın da uyardığı üzere) referandumdan sonra kopabilir; ütenler ile (bir kez daha) ütülenler karşı karşıya geldiğinde…
(Peki ama bu süreçte mesela KESK yönetiminin de taammüden ütülecek olanlar yanında saf tutmasına ne demeli? Neyse ki yönetimin tercihine rağmen, konfederasyona bağlı BES, ESM ve Tarım Orkam-Sen gibi sendikalar ile diğer sendikalar bünyesindeki özellikle devrimci sendikal dayanışma bileşenleri “hayır” deme konusunda tereddüt göstermiyorlar.)
Evet ve hayır oyları at başı gittiğinden, haliyle BDP de kilit parti oldu… Açılımda yuttukları bir zoka vardı… Ütüldüklerini çabucak fark edebildiler. Şimdi yine benzer bir zoka önlerine geliyor… AKP hesabında aslında boykot bile “evet” hanesine yazılıyor. Ne yazık ki bu süreçte ince siyasetlerde yenen kazıkların kalın olması da kaçınılmaz hale geliyor. Bir “evet” uğruna ya rab ne dolaplar çevriliyor! Yani?
Alavere dalavere Kürt tercihi evet’e!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız