birgün

10° PARÇALI BULUTLU

author

Vakıf kavgası değil, bilim kavgası

GÜNCEL 15.05.2022 06:30
Abone Ol google-news

Bu ülkenin bir kısım “eğitimlileri” ya da “okumuşları”, yalnızca basın-yayın ve siyaset kesimi değil, çoğu bilim insanı da, AKP ideolojisini anlamıyor; bununla da kalmıyor, yaklaşık 20 yıllık iktidarın asıl niteliğini anlamamakta hala ısrar ediyorlar.

Hukukun araç olarak kullanılmasıyla ülke gündeminde neredeyse her gün bir depremin yaşandığı bugünlerde, AKP’nin gerçek niteliğinin hiç göz ardı edilmemesi gereken yeni bir örneği daha yaşanıyor.

Nesin Vakfı, usta yazar Aziz Nesin’in 1972’de toplumun yoksul çocuklarının parasız-yatılı olarak çağdaş ve bilimsel eğitim almalarını sağlamak üzere kuruldu.Yarım asır boyunca çocukların ve gençlerin yaratıcı yeteneklerini özgürlük içinde geliştirmelerinin örnek kurumu oldu; adı hiçbir olumsuzluğa karışmadı.

Hafta başında İstanbul Valiliği, Nesin Vakfı’nın banka hesaplarının bloke edildiğini açıkladı.

Öncelikle, Valiliğin kararı tam bir yıkımdır; kamuoyu duyarlı olmalı ve bu karar kesinlikle kaldırılmalıdır.

Nesin Vakfı Başkanı Ali Nesin, olayı, İsmailağa Cemaatinin Rabıta Vakfı ile aralarındaki arsa uyuşmazlığına bağlıyor; kısa açıklamasını “Yetti Ama” diye noktalıyordu.

Kendisi uluslararası düzeyde bir matematikçi olan ve Nesin Vakfı’nı 1995’ten buyana başarı ile yöneten; ayrıca, Şirince’de bir de Matematik Köyü kurarak bu topluma büyük hizmetler sunan Ali Nesin’in açıklaması, kanımca, asıl sorunu ıskalıyordu.

Asıl sorun ya da sorunun asıl kaynağı Nesin Vakfı ile AKP iktidarı ve özel olarak da Rabıta Vakfı arasındaki bilgiye bakış farkıdır.

Olay, AKP’nin eğitim ve bilim anlayışının yeni ve somut bir göstergesidir.

AKP ANLAYIŞI

AKP’nin bilim ile uyuşmazlığı hiç de yeni değil; ayrıca, sayısız kanıtı var.

AKP, iktidara gelir gelmez hiçbir gerekçe göstermeden, yaklaşık 40 yıl önce kurulmuş olan ve başarıyla çalışan Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu-TÜBİTAK’a uygun deyimiyle el koydu; bilimsel bilgi üretiminin yuvasını dağıttı.

Aynı tarihlerde, Başbakan Erdoğan Maden Tetkik ve Arama Kurumu-MTA’nın müzesinin yeni binasının açılışını yapacaktı; müzede, büyük boy “İnsanın Evrimi” Tablosu yer aldığı için gelip açmadı; sonra da Tablo tamamıyla kaldırıldı.

Daha sonra, büyük uğraşlarla 1990’larda kurulmuş olan Türkiye Bilimler Akademisi-TÜBA’ya da, TÜBİTAK benzeri bir uygulama ile el konuldu.

Ya üniversitelere yapılanlar? Toplam üniversite sayısını üçe katlayan AKP iktidarı, uluslararası karşılaştırmaların da kanıtladığı gibi üniversitelerin bilimsel kalitesini, uygun deyimiyle, yerle bir etti. Araştırma ve yayınlarıyla alanlarının en parlak beyinleri olan beş bine yakın bilim insanı üniversitelerden uzaklaştırıldı; onların idari yargıya başvurarak hukuk yoluyla görevlerine dönmeleri engellendi; yetmedi, yıllarını verdikleri bilimsel çalışma yapmaları, insan haklarına yurtdışına çıkma yasağı getirilerek, engellendi. Bugün, üniversitelerden bilim insanlarının anlamsız ve sudan gerekçelerle uzaklaştırılmaları uygulaması devam ediyor.

Pek çok üniversite kütüphanesinin kimi kitapları yasakladığı ya da “yasak kitap” uygulamasına gittiği haberleri eksik olmuyor.

Evrim kuramı, yalnız canlıların zaman içinde gelişmesini açıklamasındaki bilimselliğinin gücü ile değil, tüm değişim süreçlerini açıklayıcı özelliği nedeniyle tüm bilim dallarının gelişmesine yaptığı katkılarla da, bilimsel çalışmaların ana kaynaklarından biri, aslında birincisidir. AKP iktidarı, gücünü pekiştirdiği halkoylamasından hemen sonra, 2017 yazında ortaöğretim ders programlarından, yalnız biyolojinin değil hemen tüm bilimlerin gelişmesinde kilit işlevi gören Evrim Teorisini çıkardı.

İktidarın Milli Eğitim’de yaptıkları yetmiyor. Diyanet İşleri Başkanlığının, ilk ve orta öğretimden sonra Akademi kurarak yüksek öğretime ve 4-6 yaş grubundaki çocukların eğitimine de el atmış olması da bu süreci tamamlıyor. Ne yazık ki, bunu sağlayan yasal düzenleme geçenlerde TBMM ‘de tek ret oyu bile almadan muhalefetin de desteğiyle kabul edildi.

Unutulmaması gereken bir gerçek var: tüm bu yapılanlar ve daha fazlası, eğitimin, daha doğrusu toplumun, köklü bir biçimde bilimsellikten uzaklaştırılmasından başka bir şey değildir.

UYUŞMAZLIĞIN ASIL KAYNAĞI

Konunun, Hayrettin Karaman ve Muhittin Bilge gibi uzmanlarının belirttikleri temel görüşe göre; AKP’nin dayandığı dünya görüşüne göre İslam dininin varlık bilincinden kaynaklanan bir “ bilgi de değerler dünyası vardır. “İnsanı ve doğayı…mutlak varlığa bağımlı gerçeklikler olarak gören bu anlayış “Allah’tan gelen vahyi bilgiyi mutlak bilgi kabul eder”. İnsanı ve doğayı açıklamanın anahtarı olan bu bilginin doğruluğu ya da yanlışlığı denenemez; bu bilgi tartışılamaz, eleştirilemez ve yanlış olduğu öne sürülemez. Dahası insanın bu bilgiye göre davranması, kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Oysa insan düşüncesinin tarihsel gelişiminin önemli bir sonucu, XVI. yüzyılda “düşünüyorum, öyleyse varım” ile ivme kazanan, XVIII yüzyılın ortalarında yalnızca bilimsel bilginin esas alınması aşamasına varılmış olmasıdır. Günümüzde, doğruluğu ve yanlışlığı tartışılabilen bilgi bilimsel bilgidir. Bu anlayışın ülkemize bir büyük yansıması, Ankara’da Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinin önyüzünde yazılı olan Atatürk’ün “Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir, Fendir” sözleridir.

Siyasi İslamcıların Atatürk düşmanlığının ana nedenlerinin başında bu büyük bilgiye bakış farkı geliyor. İşin ilginci, Siyasal İslamcıların bile anladığı bu bilgiye dayalı kesin uyumsuzluk gerçeğini, onların dışında kalan “okumuşların” bir türlü anlamamaları, “yetmez ama evet” tuzağını görememeleri ve o kesimden gelen ağır saldırıları tam bir bilinçsizlikte “Yetti Ama” diye karşılayacak duruma düşmüş olmalarıdır.

Tarih kanıtlıyor ki bilimsel bilgi er ya da geç egemen olacak; Nesin Vakfı ve benzerleri kazanacak. Ancak, toplum olarak, daha doğrusu bu toplumun “okumuşları” olarak AKP ideolojisini özünü oluşturan bilgiye bakışını doğru anlamak sonra da bu sonu karanlık gidişin bir an önce tersine çevrilmesini gerçekleştirmek gerekiyor.

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun