birgün

26° PARÇALI AZ BULUTLU

BİRGÜN KİTAP 12.06.2020 11:30

Varoluşun grotesk trajedisi

Gombrowicz ‘Ferdydurke’ adlı eserinin sınıflandırılamamasının sebebi Gombrowicz’in öyle istemiş olması. Yazar, eserinde de vurguladığı gibi biçime girmekten kaçar ve biçime karşı bir başkaldırı gösterir. Bu yüzden de eseri, ötekiler insanlar) tarafından biçime sokulmamak üzere yazmıştır

Varoluşun grotesk trajedisi

VİLDAN KIRALI

Ferdydurke, Polonyalı yazar Witold Gombrowicz’in 1937’de yayınlanan ilk ve en dikkat çekici romanıdır. Yazar eserinde varoluşun verdiği acıyı grotesk bir biçimde anlatır. Özgün Lehçe metinde başkahraman ve anlatıcı olan Józio, Józef Kowalski’dir ama eserin Türkçe çevirisinde Osman Fırat Baş tarafından Yuzef Kovalski, Yuzef’cik ya da Yujo olarak çevrilmesi uygun görülmüştür. Bu yüzden yazının devamında Osman Fırat Baş’ın çevirdiği Ferdydurke eseri baz alınacağı için Yuzef olarak kullanılacaktır.

Yuzef 30 yaşında bir yazar olmasına rağmen artık 17 yaşında bir çocuk olduğu iddia edilmektedir. Okul müdürü Pimko tarafından çocuk muamelesi yapılarak, okula götürülmesiyle ötekinin ve karakterin tüm bedenini ele geçirmek isteyen karakterlerin varlığıyla hikâyeyi başlatır. Bu eseri sınıflandırmak mümkün değildir. Bir hiciv mi, roman mı, parodi mi yoksa bir günce mi? Bu eserin sınıflandırılamamasının sebebi Gombrowicz’in öyle istemiş olmasıdır. Gombrowicz Ferdydurke eserinde vurguladığı gibi biçime girmekten kaçar ve biçime karşı bir başkaldırı gösterir. Bu yüzden de eseri, sınıflandırılmamak, ötekiler (insanlar) tarafından biçime sokulmamak üzere yazmıştır.

Etrafı binlerce ayna ile çevrili olması mı daha acıydı yoksa aynalara yansıyan yansımaların benliğini es geçip başka bir öz oluşturması mı? Dante’nin dalıp gittiği cehennemin yeni bir katını yeryüzünde oluşturduğu yere Gombrowicz bir benlik yerleştirir ve o benlik, kendinin olmayan ayaklarının kendinin varsaydığı topraklarda, koşabildiği kadar uzağa koşar.

Okulda Yuzef’i biçimlendirmeye başlarlar. Kendi başına düşünemeyen insan ve tek tip birey yaratma çabası okulun ana fikri olarak dikkat çeker. Belirli manipülasyonlarla fikirler empoze etmeye çalışılır ve Yuzef bir yaprak gibi oradan oraya savrulmaktadır. Bu trajik yolculuğunda beden parçaları da yavaş yavaş kaybolmaktadır. Giriştiği her var olma mücadelesinde bedeninde parçalarının zaten ona ait olmadığını fark eder. Öğretmeni onu modern bir aileye götürür ve orada yaşamasını ister. Modern aile onu biçimlemek ister ve bu biçimler Gombrowicz’in beden parçaları üzerinden yarattığı bir hiyerarşi tarafından olur. Modernitenin ve gelenekselmiş yapının çatışması ortaya çıkar. Yuzef’in eve gelmesi modern ailenin yapısını bozar ve onları gelenekselleştirir. Eserde yapıların zıtlığı ve çatışması dikkat çeker. Ve Yuzef’in her girdiği kurumun düzenini bozduğu ve onların Yuzef’in yapısını bozduğunu gözlemlenir. Çıkmaz sokağa geldiğini Teyze’yi görünce anlar.

BİR SANİYE ÖNCESİNDEKİ ÖZNEvarolusun-grotesk-trajedisi-743188-1.

Yuzef’e geçmişi hatırlatan her şey onu biçimlendirmek isteyen şeylerdir. Karşısına geçmişten fırlayarak çıkan teyze ise gerçek anlamda geçmişten gelmiştir, onu biçimlendirmek isteyenlerin en güçlüsü ve en yırtıcısı odur. Çünkü çocukken zar zor hatırladığı anılara sahip değildir, anlatılanlar teyzenin anılarıdır. Geçmiş, kendi ve başkaları tarafından şekillendirilmiş en korkutucu yaşam döngüsünün parçasıdır. Başkalarının anılarından gelen insan geçmişten kaçarken, gelecek ona yaklaşmaktadır. Mükemmel uyum şimdiki zamanda saklıdır ama ondan da her saniye daha da uzaklaşır. Etrafı zamanla çevrili bir kutunun içindeyken Yuzef’in kaçışı bir çözüm değildir. Üstelik o kutu bile kendinin değilken, bu yolculuk başkası adına çıkılmış bir yolculuktur. Çünkü bu yolculuk geleceğe doğru akmaktadır, insanların seni hayalinde düşlediği ve geçmiş zamandaki senden alıntılarla yarattığı zaman döngüsüne aittir. Rüyada zaman döngüsü kişinin kendini var etmesinin bir yolu olabilir ama bazı çelişkili durumlar çıkabilir. Rüyada arzu edilen zaman döngüsü yakalansa da arzu edilen bedene ulaşılamaz ama gerçek dünya ile kıyaslandığı daha saf bir form ortaya çıkar. Çünkü kişi rüya içerisinde bulunan insanları ve nesneleri biçimler, hatta zaman onu değil, o zamanı biçimler. Ama rüyanın dış dünyadan geçirgenliği mükemmele ulaşmayı imkânsız kılar.

BEDEN PARÇALARINDAN PİRAMİT

Yuzef’in tek derdi kendi olamamak değildir, kendinin sınıflandırılmasıdır. Bu sınıflandırmadan kurtulmak için uşağının kendisine tokat atmasını ister. Böylelikle artık efendi değil uşağa dönüşür. Bu durumun bir fark yaratacağını sanar ama hiçbir şey değişmez. Çünkü uşak da olsa efendi de olsa herkesi sınıflandıran insanlar içinde hiyerarşinin yerini almıştı.

Gombrowicz kendine özgü bir hiyerarşi kurar. Bunu yaparken piramit yerine insan vücudunu kullanır. Ve bunları parçalara ayırır. Çünkü bir sürünün (toplumun) değil bireyin peşindedir. Böylelikle her şey parçacıklardan oluşur. Bu yüzden organlarda istediği yerde, istediği şekilde işlevlerini yerine getirebilir. Ama kurumların belirlediği düzen ve kıyafetlerin yarattığı hiyerarşi bireyin kurtulma çabalarını olanaksız kılıyor. Yaratılmaya çalışan insan modeli, üstinsandan çok uzakta, yoksun bir birey ortaya çıkarıyor.

Ferdydurke eserinin ‘Astarı Çocuktan Filidor’ bölümünde Anti-Filidor ve Filidor’un beden parçalarıyla yaptığı bir düello ile karşılaştırması bu açıdan önemlidir. Düello, beden parçalarını görme ve onları eşle geçirmek şeklinde gerçekleşir. Parmaklar, kulaklar, burunlar bedenin tüm parçaları etrafta uçuşur adeta. Bu düello Öteki ile yapılan düellodan çok daha fazlasıdır. Filidor’un büyük düşmanı Anti-Filidor aslında onun alter egosu olduğunu haykırır. Filidor’un Anti-Filidor’a attığı her tokat kendi benliğinde yer bulur. Bu yüzden bir galibi olmayan bir düellodur.

Ve tüm bu trajedinin başkahramanı ve anlatıcı olan Yuzef sonsuz döngünün içine çekilmiş, bir çözüm arayışının imkânsızlığıyla başka bir insanın bedenine kaçmıştır. Bu dinmeyen bir acı! Yabancı bir vücut içinde, yabancı bir tözle yaşamak ve tek umudu saniyeler içinde kalmış o anda aramak, dizleri kanayan bir çocuk gibi ağlamak ve bir saniye sonra oyuna koşmak… Sanki o an hiç yaşanmamış, sanki o an içinde var olmamış gibi…

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız