birgün

26° AÇIK

GÜNCEL 05.06.2020 08:55

Ve dünya küllerinden yeniden doğar

Havada süzülebiliyoruz. Kanatlarımız var, ama sadece havada asılı kalmaya yarıyorlar. Kanat çırpmayalı çok oldu. Kullanılmadıkları için dumura uğradılar, geriye güdük çıkıntılar kaldı. Havada asılı kalanlardan biri, “çırpamasak da hiç değilse kanatlarımız var” diye içinden geçiriyor. Bir diğeri, “ya olmasalardı, alimallah yere çakılırdık” diye şükrediyor. Düştüklerinin farkında değiller. Şimdilik her şey yolunda. Mathieu Kassovitz’in 1995 tarihli La Haine filminin açılışındaki 50’nci kattan düşen adamın hikâyesine benziyor bizim hikâyemiz. Her katta kendini rahatlatmak için, “buraya kadar her şey yolunda” diyen adamın. Giderek irtifa kaybediyoruz ve yere çakılmamıza az kaldı. Filmin açılışında uzayın derinliklerinden yerküreye doğru yaklaşan bir Molotof kokteyli dünyaya çarptığında, yerküre ateş topuna dönüşür. Dış ses: “Önemli olan düşüş değil, yere iniştir.”

Yere iniş Minneapolis’te gerçekleşti. George Floyd’un çırpamadığı siyahî kanatları bir işe yaramadı ve yere çakıldı. Boğazına basarak soluğunu kesen polis, “nefes alamıyorum” feryatlarını işitmedi bile. Ve Floyd’un düştüğü şehir ateş topuna dönüştü. Müslüm Gürses söylemişti: “Yakarsa dünyayı garipler yakar”. Garip; kimsesiz, zavallı, biçare, yoksul, düşkün, tuhaf anlamlarını taşısa da, yabancı anlamına gelen Arapça kökenli bir sözcük. Nişanyan Sözlük, fiil hali olan “garaba”nın, “ayrıldı, uzaklaştı, yola gitti” anlamlarına geldiğini belirtiyor. Garip, memleketinden ayrılan ve gittiği her yerde hep yabancı olandır. Yabandan gelmiştir ve yabanın karanlığı bedenine sinmiştir. O yüzden gariplerin rengi siyahtır. Yerlerinden koparılıp köleleştirilenlerin, kentlerin emek pazarlarında bedenlerini üç kuruşa satmak zorunda kalanların, sömürülenlerin tenleri hep siyahtır.

Siyah, kendilerine beyaz rengi layık gören yerleşiklerin, yabancılara, göçmenlere baktıklarında gördükleri renktir. Yerleşiklerin saflığını bozacak kir lekeleri. Gariplere asla beyaz renk yakıştırılmaz. Beyazlaşabilirler; ama beyazların gözünde gariplerin beyazlaşması, üzerine kat kat beyaz boya sürseniz bile duvardaki siyah lekenin bir süre sonra yüzeye çıkması gibidir; hep lekeli. Kendilerini yerleşik değerlerle, yasa koyucunun beyaz normlarıyla, yasalarıyla tanımlayanlar, yabancının siyah bedenine muhtaçlar. Çünkü beyaz olduklarını kanıtlamak için siyah renk gerekli. Garipler temizlik malzemesi gibidir, onlarla arındırırlar kendilerini. Despot ne zaman saflıktan söz edip evde temizliği başlatsa, hane halkı gariplerden işe başlar. Etnik, cinsel ya da dinsel temizliğe kalkışanlar, gariplerin kanıyla temizlerler kendi kirlerini. O yüzden beyaza en çok yakışan renk, kan kırmızısıdır.

Garip, sadece dışarıdan, yabandan gelen değildir. İnsan, yerinden ayrılmadan da garipleşebilir. Yüzyıllardır farklılıklarına rağmen aynı topraklarda yaşayanlar, yasa koyucunun beyaz yasalarıyla birden, homojen kütlenin içinde göze batan siyah lekelere dönüşebilirler. Memleketi insanı terk etmiştir. Bir zamanlar, birbirine karışmış alacalı bulacalı renkleriyle coğrafyayı ebruli bir yüzeye dönüştürenler, dünyayı sadece siyah ve beyaz gören yasa koyucunun gözünde pisliklerdir. O yüzden gökkuşağı yasa dışı ilan edildi. Ve liberal rüzgârların etkisiyle havalanmış garipler, çırpamadıkları güdük kanatlarıyla havada asılı kaldılar şimdi. Hava esmiyor. Eski güzel günlerin esintilerini hatırlayanlar, hâlâ hak ihlallerinden bahsedebiliyor. Oysa süzüle süzüle düşüyoruz. Güdük kanatlarımız sadece düşüşümüzü geciktiriyor. Nefesimiz kesiliyor, soluk alamıyoruz. Havada asılı kalanlardan biri, “buraya kadar her şey yolunda” diyor; bir diğeri ise, “önemli olan düşüş değil, yere iniştir”. Bence de. Yere iniş, cennetten kovuldukları halde, hâlâ kendilerini cennette sananların yeryüzüne ayak basmaları ve bedenleşmeleridir. Pessoa “asla gerçekleşmiyoruz” diye not düşmüş Huzursuzluğun Kitabı’na (Can). Havada asılı kaldığımız sürece asla gerçekleşmeyeceğiz de. Despotların siyah-beyaz dünyasını yakarsa, ayakları yeryüzüne basmış garipler yakar. Ve dünya küllerinden yeniden doğar. Zümrüdüanka kuşununki gibi çırpabileceğimiz geniş kanatlarımız olur ve kanatlarımızda da yeryüzünün ebruli ve asi renkleri.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız