birgün

23° PARÇALI AZ BULUTLU

DÜNYA 11.02.2020 04:00

Vekalet savaşından devletler savaşına

Siyasal İslamcı rejim İdlib’teki çatışmayı bir ‘vekil savaşı’ndan devletlerarası çatışma boyutuna taşımak üzere. Bu konuda oldukça hevesli oldukları ortada.

Erdoğan, Kiev dönüşü “Suriye ordusunun şubat ayının sonuna kadar gözlem noktalarının gerisine çekilmemesi halinde harekete geçileceği” yönündeki açıklamasıyla bunun işaretini vermişti. Bu konuşmanın ardından yoğunlaşan askeri tahkimat bu hevesin hayata geçirilmesi noktasındaki ısrarın göstergesiydi.

İktidar dilinden düşürmese de Soçi Anlaşması’nda olmayan bu askeri sevkiyat ateşe benzin dökmek demekti. Ve korkulan da oldu. Birer hafta arayla on üç askerin yaşamını yitirdiği iki saldırı yapıldı. Tehlikeli bir sürecin arifesindeyiz. Ankara’nın Suriye’de siyasal süreci etkileyebilmek adına sahada güçlü bir askerî varlık bulundurma arzusu iki ordunun ilk kez karşı karşıya geldiği bölgesel bir çatışmanın fitili ateşleniyor.

İdlib’te TSK birliklerinin vurulması, sonrasında da Ankara’dan gelen açıklamalar hem sahada hem de diplomaside farklı bir sürecin habercisi. Siyasi iktidar misliyle karşılık verileceğini açıklayarak bölgedeki Suriye birliklerinin artık doğrudan hedef olduğunu deklare etti.

Adım adım İdlib tuzağına çekilen Türkiye, kendi Vietnamını kendi elleriyle yaratmak üzere. Bir başka ülkenin topraklarında askeri, siyasi tahayyüllerde bulunarak telafisi olmayan bir yolun taşlarını elleriyle örüyor.

‘Stratejik sefalet’ ders çıkarmıyor

Türkiye’nin İdlib’te ne işi var? Siyasal İslamcı rejim bu yönlü her türlü sorgulamayı yasaklayıp bütün bir ülkeyi “milli beka” kılıfıyla peşinde hizalamaya çalışmak istese de artık mızrak çuvala sığmıyor. Her askeri stratejinin bir politik amacı var. Buna uygun adımlar atılır. Ancak İdlib’te ne amaçla, neden bulunulduğuna dair bir hedef yok.

Siyasal İslamcı gruplara ‘kol kanat’ gelme, bu gruplar üzerinden Suriye sahasında pay kapma uğruna kendi ülke askerini ateş çemberine atan ‘stratejik sefalet’ yaşanılanlardan ders çıkaracak gibi değil. Bir kıvılcımın iki komşu ülkeyi sıcak bir çatışmanın içine sürükleyeceği hassas dengelerle bezili bir süreçten geçiyoruz.

İdlib saldırıları açık bir mesaj. Rusya heyetinin Ankara’da olduğu saatlerde yapılan bu ikinci saldırı Türkiye’ye açıkça İdlib’ten çekil anlamı taşıyor.
İdlib, Suriye savaş sahnesinin en kaotik cephelerinden. Birçok güç merkezinin vekil aktörler üzerinden müdahil olduğu krizde, onlarca cihatçı grup ve on binlerce cihatçı kentte yuvalanırken her bir hamlenin bir diğerini etkilediği hassas bir denge söz konusu.

Sınırda bir El Kaide emirliği

Beş yıl önce radikal İslamcı grupların denetimine giren Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayeti, cihatçı grupların elinde kalan son bölge. Hatay sınırında fiili bir “El Kaide emirliği.” Onlarca radikal İslamcı grup ve 40 bin yakın cihatçı burada barınıyor.
12 Ocak’ta Moskova’da uzlaşmaya varılan ancak 48 saat dahi sürmeyen ateşkes de bu kırılganlık nedeniyle hiç hayata geçilemedi. Astana sürecinin uzantısı olan Soçi mutabakatı kapsamında İdlib’te TSK’nin 12 gözetleme noktası var. Suriye ordusunun ilerleyişiyle birlikte TSK’nin üç gözlem noktası Suriye tarafından kontrol edilen bölgenin içerisinde kaldı. Diğer gözlem noktaları da ateş altında. Suriye ordusunun güneyden kuzeye doğru ilerleyişi sürdükçe gözlem noktaları da ateş hattında kalıyor. Ve haliyle askerler Suriye ordusu tarafından çevrilmiş bir alanda adeta rehin konumunda.

Gözlem noktaları gerilimin düşürülmesi sürecinin bir parçası olarak 2018’deki anlaşma uyarınca kuruldu. Mutabakat kapsamında bölgede çatışmalar sonlandırılacak, Ankara da “ılımlı” silahlı gruplar ile Moskova ve Şam tarafından ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırılan örgütleri ayrıştıracaktı.

Tehlikeli sularda kulaç atılıyor

Ancak Ankara ev ödevini yerine getiremedi. El Nusra uzantısı Heyet Tahrir Şam, Ensar el-Din Cephesi ve diğer başka gruplar silahları bırakmadı. Ülkenin batısında Şam yönetimi için büyük tehlike arzeden İdlib’teki ‘cihat emirliği’ne karşı Rusya destekli Suriye ordusunun askeri operasyonları aralıktan bu yana hız kazandı. Bir yandan da Rus savaş uçakları Türkiye’nin kontrolündeki El Bab bölgesinde ÖSO unsurlarını bombalamaya başladı.

Erdoğan’ın Putin ile kurduğu denge siyaseti artık işlemiyor. Bu denge siyasetinin devam etmediği bir kez daha ortay çıkmış oldu. AKP/Saray rejimi tehlikeli sularda kulaç almaya devam ediyor. Türkiye ile Rusya ilişkilerinin yanı sıra buna bağlantılı olarak Ankara-Washington arasındaki ilişkilerin seyrini de etkileyecek.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız