Google Play Store
App Store

Veli-Der AKP'nin eğitim politikalarına karşı basın açıklaması yaptı. Yaptığı açıklamada eğitim hakkı için mücadele çağrısında bulundu.

Kaynak: Haber Merkezi
Veli-Der: Çocuklarımızın eğitim hakkı için mücadeleye çağırıyoruz

Veli-Der AKP'nin eğitime ve çocuklara yönelik politikalarına karşı basın açıklaması düzenledi. Yaptığı açıklamada eğitim hakkı için mücadele çağrısında bulundu.

Açıklamanın tam metni şöyle:

Eğitim alanı, AKP iktidarının hız kesmeyen değişiklikleri, ekonomik ve politik tercihleri  öncelikle çocuklarımızı, tüm eğitim kamuoyunu ve nihayetinde ülkemizi nefessiz bırakmıştır. Okulöncesinden yükseköğretime kadar her  kademede yaşanan eşitsizlikler derinleşmekte; nitelikli kamusal eğitime erişim her geçen gün daha zor hâle gelmektedir. Öğrenciler, veliler ve eğitim emekçileri ; ıktidarın ekonomik ve politik tercihleri, plansızlık, liyakatten uzak yönetim anlayışı, kadrolaşma, yetersiz bütçe ve denetimsizlik nedeniyle günlük sorunlarla baş başa bırakılmaktadır.İktidarın en temel yurttaşlık  hakkı  olan eğitim hakkını yok sayan ,kamusal eğitim sorumluluğununu yük gören politik eğitim hakkını yok sayan tercihi, geri plana itmesi, eğitim hakkını ciddi biçimde zayıflatmaktadır.

Eğitime ayrılan bütçe yıllardır ihtiyaçların gerisinde kalmaktadır, 2026 bütçe tasarısı da bu anlamda beklentileri karşılamaktan oldukça uzaktır. Okulların fiziki koşullarından temizlik, bakım ve araç gereç ihtiyaçlarına kadar pek çok temel gereksinim karşılanamamakta; velilerin üzerindeki ekonomik yük giderek ağırlaşmaktadır. Bu tablo, kamusal eğitimin niteliğini zayıflatmakta ve eşitsizlikleri derinleştirmektedir.

Bütçedeki yetersizliğin en çarpıcı göstergelerinden biri, okul yemeği uygulamasının hâlâ hayata geçirilmemesidir. Ekonomik kriz ve artan yoksulluk koşullarında çocukların beslenme hakkının tehdit altında olması kabul edilemez. Sağlıklı besine erişim, her çocuk için bir hak ve devletin karşılamakla yükümlü olduğu temel bir gereksinimdir.

Eğitimde eşitlik ilkesinin yok sayıldığı bir ortamda, farklı sosyoekonomik koşullara sahip öğrencilerin aynı sınavlara tabi tutulması büyük bir adaletsizlik yaratmaktadır. Öğrencilerin koşulları, olanakları ve eğitim ortamları birbirinden bu kadar farklıyken hepsinin tek bir merkezi sınavla değerlendirilmesi pedagojik olarak doğru değildir. Bu uygulama eşitsizlikleri yeniden üreten bir mekanizmaya dönüşmüştür.

Siyasi iktidarın eğitim politkaları bir taratan milyonlarca öğrencinin okuldan kopmasına, okul terkinin kitlesel boyutlara ulaşmasına neden olmakta diğer taratan da öğrencilerin sermaye için ucuz işgücü haline gelmesine neden olmaktadır. Eğitimden koparılan çocuklara adre olarak MESEMler gösterilmekte ve çırak olmak dışında seçenek sunulmamaktadır. MESEM’lerde yaşanan çocuk cinayetleri artık yok sayılamaz bir noktaya gelmiş ve bu konuda önlem alınması zorunlu hale gelmiştir. Buradan tüm kamuoyuna, özellikle de MEB yönetimine sesleniyoruz; çocuklarımızın haklarını korumak öncelikli görevinizdir, beklemeden MESEM’ler kapatılmalı, okul       terkine dönük kapsamlı bir çalışma bilim insanları ve alanda faaliyet gösteren kurumlarla işbirliği içerisinde gerçekleştirilmelidir.

LGS gibi kritik bir sınavın bu eşitsizlik koşullarında uygulanması, eğitimde eşitliği tamamen ortadan kaldırmakta ve öğrencilerin geleceklerini belirleyen süreci adaletsiz bir yarışa dönüştürmektedir. Eğitim politikalarının odağı sınavlar değil, tüm öğrencilerin eşit, nitelikli ve kamusal eğitime erişimi olmalıdır.

Son yıllarda eğitimde dinselleşme uygulamaları hız kazanmış; çeşitli vakıf, tarikat ve cemaatlerle imzalanan protokoller okulları doğrudan etkilemeye başlamıştır. Çocukların laik, bilimsel ve kamusal eğitim hakkı bu yapıların faaliyetleri nedeniyle zayıflatılmaktadır. Bu tür protokoller, okulların pedagojik bütünlüğünü bozmakta ve kamusal eğitimi dış müdahalelere açık hâle getirmektedir.

Laikliğin aşındırılması, bilimin, aklın ve eleştirel düşüncenin geri plana itilmesi anlamına gelir. Laik ve bilimsel eğitimin terk edilmesi, yalnızca bugünü değil ülkenin geleceğini de tehdit etmektedir. Eğitim sistemi, herhangi bir inanç veya ideolojik yönlendirme alanı değil, özgür düşüncenin yetiştiği bir kamusal alan olmak zorundadır.

Zorunlu eğitimin kısaltılmasına dönük tartışmalarda işte tam bu noktada gerçekleşmektedir. Siyasi iktidar ve ona yakın bazı kurumlar zorunlu eğitimin kısaltılamsına dönük bir kampanya yürütmüş ve bu dar çevrenin talepleri sanki tüm toplumun talepleri gibi sunularak lise eğitiminin süresinin kısaltılmasına dönük girişimler yaşanmıştır. Zorunlu eğitim kamusal bir haktır ve bu hakkın politik saiklerle kısaltılması kabul edilemez. Buradan MEB’e ve bu girişimin parçası olan kurumlara seslenmek isteriz; çocuklarımızın eğitim hakkının sınırlandırılmasına izin vermeyeceğiz. Çocuklarımızın eğitim hakkından elinizi çekin.

Milli Eğitim Bakanlığı bir kamu kurumudur ve tüm öğrencilere, velilere ve eğitimcilere eşit mesafede durmakla yükümlüdür. Politik saiklerle hareket edilmesi, bakanlığın anayasal sorumluluklarıyla bağdaşmamaktadır. Eğitim politikalarının temelinde bilimsel ölçütler, şeffaflık ve kamusal yarar bulunmalıdır.

Sonuç olarak; tüm velileri, eğitimcileri, öğrencileri, siyasi partileri, kitle örgütlerini, sendikaları ve toplumun tüm duyarlı kesimlerini çocuklarımızın laik, bilimsel, eşit, kamusal  ve nitelikli eğitim hakkına sahip çıkmaya çağırıyoruz. Bu sorunları ancak birlikte ses yükselterek, birlikte örgütlenerek ve birlikte mücadele ederek aşabiliriz. Geleceğimize sahip çıkmak için yan yana durmanın zamanıdır.