birgün

20° PARÇALI BULUTLU

DÜNYA 07.02.2020 00:58

Vuhan Jiayou!*

Yayılan videolar kentin her gece “Vuhan, Jiayou!” sloganlarıyla çınladığını gösteriyor. Buna aslında ağır stres altındaki bir kent halkının balkon ve pencerelerden yaptığı bir dayanışma gösterisi-mitingi diyebiliriz. “Jiayou”, güçlü ol/güçlü kal anlamına gelen bir sözcük

Vuhan Jiayou!*

* Dayan

Bir salgının ortaya çıkması için Çin Yeni Yılı dönemi sanırım en kötü zamandır. Ülke nüfusunun neredeyse üçte biri yer değiştirir. Uzmanlara göre, “Bu da bir virüsün hem bir yerden başka bölgelere taşınması için ideal ortam oluşturur hem de yayılma hızını artırır.”

Bu felaket, ülke insanlarının bir yıl boyunca iple çektiği ve hazırlandığı kutsal günlerini de mahvetti. Yeni Yıl, tüm ailenin bir araya geldiği, bütün aile işlerinin konuşulduğu, geçen yılın değerlendirildiği ve gelecek yıla ilişkin planların konuşulduğu çok özel bir zamandır. Bütün eyaletler Yeni Yıl kutlamalarını iptal etti. TV’lerde bütün eğlence programları kaldırıldı. TV’ler bütün gün neredeyse sadece virüs hakkında haberler, programlar, bilgilendirme yayınları vs. yapıyor. Arkadaşım “Virüs hakkında o kadar çok şey o kadar ayrıntılı anlatıldı ki, yolda görsem şıp diye tanırım” dedi.

Virüsün ortaya çıkışı

Sanırım dünyanın her yerinde, soğuk aldığına inanan ve halsizlik-kırgınlık hisseden herkes önce sıcak bir şeyler içer, vitamin alır, yatıp dinlenir vs. Çinliler, bunlara ek olarak, epeyce kerameti olduğuna inandıkları bazı kök-sap-ot-çöp kaynatıp içerler veya yerler. Bunlara rağmen toparlanamayan biri büyük ihtimalle bir doktora görünür. Doktor, durumu soğuk algınlığı, grip veya bir zatürree başlangıcı olarak değerlendirirse, genellikle şu ilaçları al, istirahat et ve tabii ki bol su iç deyip gönderir. Hasta kişi buna rağmen iyileşemiyor, durumu daha da ağırlaşıyorsa ve bir enfeksiyon hastalıkları hastanesine gitmeyi akıl ederse, muayene-tahlil vs. derken muhtemelen o güne kadar aynı belirtileri gösterdiği bilenen bir enfeksiyon teşhisi konur. Ta ki aynı belirtilerle hastanelere başvuranların sayısı artana ve bilinen tedavi yönteminin bu enfeksiyonda etkili olmadığı görülene kadar…

Salgına ta ilk başından beri tanık olan doktorların ve iyileşen hastaların yazdıklarına, anlattıklarına göre Vuhan’da da süreç aşağı yukarı böyle işlemiş.

Vuhan’daki enfeksiyon hastalıkları hastanesine başvuran bir hastaya SARS teşhisi konmuş ve hastane bunu ilgili sağlık kuruluşlarına duyurmuş.

Tedavinin bazı hastalarda işe yaramadığı anlaşıldığında çeşitli hastanelerde aynı teşhis konan hasta sayısının 40’ı geçtiği görülmüş. Bu defa “nedeni belli olmayan zatürree” teşhisinde karar kılınmış. Yatan hasta sayısı giderek artınca ve bazı hastalar kaybedilince, bunun yeni bir virüs olduğu anlaşılmış.

vuhan-jiayou-684998-1.

Fakat insandan insana geçtiği bilinmediği için kontrol edilebilir bir salgın olarak değerlendirilmiş. En kritik ve salgının yayılmasına neden olan nokta, (kuluçka devresinde bile) insandan insana geçtiğinin ancak Çin Yeni Yılı tatilinden (25 Ocak) bir-iki gün önce anlaşılabilmiş olması. İnsanlar ne kadar ciddi bir durumla karşı karşıya olduklarını işte o zaman anladı. Ardından, artık tüm dünyanın bildiği o çok sıkı karantina başladı. Vuhan’daki bir arkadaşımız “virüsün insandan insana geçtiğini öğrendiğimizde şehir birkaç saat içinde öldü” dedi.

Balık pazarı, Koronavirüs ve yaban hayvanı müşterileri

Virüsün incelenmesi sürecinde yer alan bir bilim insanı Çin sosyal medyasında “Yeni koronavirüs, insanların sağlığa aykırı yaşam tarzı ve alışkanlıklarına doğanın verdiği bir cezadır… Virüsün laboratuarda üretildiği iddiası bir saçmalıktır. İnsanlığın bugünkü bilimsel düzeyiyle böyle bir virüsün laboratuarda üretilmesi imkânsızdır” diye yazdı. Bu bilim insanının “sağlığa aykırı yaşam tarzı” derken aslında nereyi işaret ettiğini artık buradaki herkes biliyor. Yani virüsün kaynağı olarak bilinen balık pazarını…

“Vuhan Güney Çin Deniz Ürünleri Pazarı” veya kısa adıyla “Balık Pazarı”nda kendi gördüklerimi, bildiklerimi yazayım ki yazıya biraz ilginçlik katsın. Pazarın çevresinde “Hayvancılık ve Av Eti” adı altında gizli olarak “satışı yasak” yaban hayvanı satan yerler var. Bunlar, bambu sıçanı, rakun köpeği, rakun domuzu, misk kedisi (ki SARS’ın kaynağı olarak bilinir), tilki, koala, tavus kuşu, çeşitli yılanlar, timsah ve aklınıza gelemeyecek (ve benim de adını bilmediğim) daha birçok yaban hayvanı satıyorlar, hem de istersen canlı istersen kesilip temizlenmiş olarak. Virüsler bu yaban hayvanlarından onlarla yakın temasta bulunan insanlara ve onlardan da başkalarına geçiyor. Yoksa pazarda satılan, balık, yengeç ve midyelerin vs. virüs salgını konusunda bir vebali yok.

Pazar esnafına göre, bu hayvan kaçakçılarından onlar da şikâyetçi ama ilgilenen olmamış. Göstere göstere değil gizli saklı yapıyorsan ve şikâyet üzerine kontrole gelen görevliler “bir şey bulamıyorsa” pek kimse ilişmez; buralarda birilerinin göz yumduğu yamuk işler yapmanın raconu budur. “Karabatak kuşu balıkçı ilişkisinin ekonomi politiği” başlıklı yazım Vuhan’a 30-35 kilometre uzaklıktaki bir kasabada geçiyordu. Satıcı, kuşu balık avında kullanılmak üzere satıyordu. Kuşla senin ne yapacağın tabii ki onu ilgilendirmez. Ördeğin yarı fiyatına aldığın kuşla ister balık avla, istersen ye…

Meraklısı çok fazla olmasa da, insanlar bu acayip hayvanları yemeğe neden heves ediyorlar? Üstelik bu hayvanlar genellikle çok pahalı. Yani öyle maaşla çalışan veya ortalama geliri olanların alıp yiyebileceği şeyler değil. Meraklıların çok büyük çoğunluğu sonradan görme taşralı zenginler. Yani bir nevi itibar meselesi… Ee, ne de olsa itibardan tasarruf etmek sonradan görmeliğin kitabında yazmaz. İlgi alanı “kentleşme ve göç” olan mimar arkadaşım Jiaying’e göre, “Bu hayvanların etleri üzerine uydurulmuş yüzlerce hurafe hem cahil hem sonradan görme olan taşralı zenginleri cezbediyor (genellikle).” Bunlar deve idrarını şifa (ve mübarek) sayan İslami gericilerle aynı familyadan aslında.

Şimdi Çin’de (en azından Hubei eyaletinde) bu tür iş yapanların hepsinin izlerini kaybettirmeye, gözden kaybolmaya çalıştıklarını sanıyorum (Bu nevi işler yapanları biraz tanırım. Çin’de yasalarla başı derde girdiği için Hong Kong’a kaçanların bazılarına İngilizce dersi vermiştim). Zira halk bu kaçakçılara o kadar tepkili ki, yetkililer sorunu çözmezse onlar gidip işlerini bitirebilir. Sosyal medyada hükümete “Bu sorun bir daha tekrar ederse, hiçbir özrünüz olmayacak” diyen tepkiler durumun ciddiyetini gösteriyor. Bugüne kadar hayvan kaçakçılığı yapmak için yararlandıkları “guanşi”leri (“guanşi” ilişki demek ama “Ni hav! Ni hav ma” yani “Merhaba! Nasılsın?” ilişkisi değil iş bitirici ilişki) artık onları tanımayacağı gibi muhtemelen ihbar edecektir.

Vuhan, Jiayou!

Bir arkadaşımız “Bugün karantinanın yedinci, Çin Yeni Yılının ise beşinci günü. Normalde bugün ailemle birlikte tapınağa gidip ‘Refah/Zenginlik Tanrısı’na saygılarımızı sunmalıydık. Bir yıl boyunca dört gözle beklediğimiz ve hazırlandığımız o günler bu yıl gelmedi. Bu yılı yaşanmamış sayıyorum. Gelecek yılı dolu dolu yaşamak istiyorum, bütün Vuhan istiyor. Şehrimle gurur duyuyorum. Başaracağız. Vuhan, Jiayou!” diye hepimizi duygulandıran bir mesaj gönderdi.

vuhan-jiayou-684999-1.


Yayılan videolar kentin her gece “Vuhan, Jiayou!” sloganlarıyla çınladığını gösteriyor. Komşuluk ve sosyal ilişkilerin sıfırlandığı ağır izolasyon altında, mecbur olmadıkça dışarı çıkmayan, eve kapanıp kalmış insanlar akşamları pencere ve balkonlardan bu sloganı haykırıyorlar. Buna aslında ağır stres altındaki bir kent halkının balkon ve pencerelerden yaptığı bir dayanışma gösterisi-mitingi diyebiliriz. “Jiayou”, güçlü ol/güçlü kal anlamına gelen bir sözcük. Fakat “başarabilirsin”, “yapabilirsin”, “kendine güven” gibi cesaret ve moral verici bir içeriğe de sahip. Bu gösteriyi kimin başlattığının veya kimin öncülük ettiğinin bir önemi yok. Önemli olan halkın bu dayanışmayı ve kararlılığı göstermesi. Yani şehirde pek öyle, yıkıldık, bittik, kahrolduk havası yok. Toplum bu ağır travmayla başa çıkmaya çalışıyor. Arkadaşlar ilk şokun atlatıldığını söylüyorlar. Virüsün kentteki yayılma hızının yavaşlamış olması yakında tamamıyla kontrol altına alınacağı ve felaketi atlatmalarının fazla uzun sürmeyeceği umudunu besliyor.

Kent sakinleri arasında “teşhiste geç kalındığı, ilk başta (var olduğuna inandıkları) bazı bilgilerin değerlendirilmediği, insandan insana geçişin geç anlaşıldığını söyleyerek şehirdeki sağlık yetkilileri ve yönetimi eleştirinlerin, öfkesini dile getirenlerin sayısı az değil. İnsanların öfkesi anlaşılabilir bir tepki. Yaşamsal risk atlatıldıktan sonra yaşadıkları travmayı anlamlandırmaya, neden ve sorumlu(lar) bulmaya ve açıklamaya çalışması ve sorumlu gördüklerine öfke duyması her travmanın ardından görülen psikolojik tepkilerdir. Aslında bir tür toparlanma süreci olarak görülebilir.

Bir de, ilk başlarda durumun ciddiyetinin halktan saklandığını düşünenler var ki, bu düşünceleri ağırlıkla yaşanan felaket durumunda bile Çin aleyhine manipülasyon ve dezenformasyon peşindeki ABD kaynaklarına dayanıyor. Bazı ABD’liler Çinli uzmanların virüsün ne olduğunu anlayamadıkları o bir aylık bulanık süreci bilgi saklamak olarak lanse etmeye çalışıyorlar. Oysa artık Dünya Sağlık Örgütü de işin içinde ve o bir aylık süreçte bilgi saklandığına dair bir bulgudan söz etmiyorlar. Bu arada ABD, Çin’e anmaya değer bir yardımda bulunmamış.

Halkın bu eleştirilerinin ve sordukları soruların ciddiyetinin ÇKP’nin farkında olduğundan eminim. Şu felaket bir atlatılsın, kimsenin gözünün yaşına bakmayan bir araştırma-soruşturma açılacağını ve halkın eleştiri ve sorularına karşılık verileceğine inanıyorum. Çin yönetiminden “Hesap verecek zamanımız yok. Hem, şahsım, partim ve yanaşmalarım varken halk da kim oluyor” anlamına gelecek bir döküntülük beklenmemeli.

Kente büyük bir askeri birlik sevk edildi. Güvenlik; dezenfeksiyon, hastane inşa etmekten Çin Kızılhaç’ının yardım faaliyetlerini üstlenmeye kadar her yerdeler. Ordu bünyesinde neredeyse her alanda önemli uzmanlar barındıran bir kurum. Ne kadar doğrudur bilmem, “Bütün bürokrasi/sivil yöneticiler bir gecede yok olsa, ertesi gün ordu o boşluğu doldurur” derler. Sevk edilen birlikte bu kadar çok sayıda kadın asker olması ve ortalıkta çoğunlukla onların görünmesi ise tabii ki tesadüf değil. Başta Parti gençliği olmak üzere, üniversite öğrencileri, sosyal ağların da özellikle Kızılhaç’ın yardım faaliyetlerinde yer aldıkları söyleniyor.

Hafif-orta derecede etkilenen hastalar için ordunun kullandığı sahra hastanelerine benzer toplam 3500 yataklı üç geçici hastane oluşturuldu. Durumu ciddi olanlar için ve sadece korona virüsünden etkilenenlerle ilgilenmek üzere yeni bir hastane kuruldu.

Kendini mucit, çok akıllı ve bilgili veya komik zanneden bazı gereksiz kişilerin sosyal medyadan yaydıkları virüsle mücadele yöntemlerini değerlendirip halkı bilgilendiren bir doktorlar ekibi oluşturuldu.

Vuhan’dan gidenler, virüsü yayanlar

Yakın zamanda Vuhan’da bulunmuş olanlar için son günlerde hayat zorlaştı demek abartı olmaz. Karantina başlamadan önce şehirden çıkıp Yeni Yıl tatili için memleketlerine giden göçmen işçiler ve üniversite öğrencilerinden bazılarının duyuru ve uyarılara rağmen, belki tatili ailesiyle birlikte geçireme isteğinden veya uzun karantina sürecinden kaçınmaktan ya da bilemediğimiz başka nedenlerle, sağlık kontrolüne gitmedikleri söyleniyor. Bu sorumsuzlukları, salgının en başta kendi aileleri olmak üzere başkalarına da yayılmasına yol açtı. Vuhan’dan gelenlerde salgın görülmeye başlayınca, o kişi/kişilerle yakın temasta bulunanlar, ardından ikinci halkadakilerle temasta bulunanlar sağlık kuruluşlarına akın etmeye başladılar. Şimdi sağlık kurumları ve polis turizm bölgelerindeki otellerde, diğer yerleşim birimlerinde yakın zamanda Vuhan geçmişi olanların izini sürüyor.

Ailece evde karantinaya alınanlar (ki aralarında virüsün diğer yerleşim bölgelerine taşınmasına yol açanların olduğu da söyleniyor) veya tamamıyla karantinaya alınan bir bölgede karantina koşullarına uymakta ayak sürüyenlere polis evden çıkmalarını imkânsız hale getiren sert önlemler alıyor.

Vuhan’dan uzaklaştıkça virüsün görülme sıklığı da azalıyor, şu saate kadar hiç korona virüsü vakasının görülmediği eyaletler var. Buna rağmen her yerde önlemler çok sıkı.

Diğer ülkelere Vuhan’daki yabancı öğrenciler aracılığıyla ulaşmış olması ciddi olasılıklardan biri olarak görülüyor. “Çin Yeni Yılı tatili nedeniyle ülkelerine giden öğrenciler virüsü o ülkelere taşımış olabilirler” deniyor. Vuhan bana hep bir üniversite-öğrenci kenti gibi gelmiştir. Üniversitelerde 1,2 milyon öğrenci okuyor ve aralarında çok sayıda yabancı öğrenci var.

Vuhan’a dönmeyin çağrısı

Şu anda Vuhan giriş çıkışlara kapalı bir şehir. Ancak çok özel durumlarda ve çok sıkı denetim altında giriş-çıkış izni veriliyor. Hubei valiliği, bu eyalette çalışan işçilere “13 Şubat’tan önce dönmeyin. Dönebileceğiniz söylenmeden gelmeyin” dedi. Öğrenciler için ise “Okulların sömestr tatili de salgın durumundaki gelişmelere bağlı olarak belirsiz bir süre ertelenecek” açıklaması yaptı.

Karantina 13 Şubat’ta biter mi, bilemiyorum. Yazıyı bitirirken Devlet Başkanı Şi Cinping’in Vuhan’a gideceği yazan bir haber okudum. Eminim önemli açıklamalar yapacak ve şehir halkının moralini yükseltecektir. Belki onun konuşmasında karantinayla ilgili bir haber vardır.

***

Japonya'da 10 Güney Kore'de 4 vaka daha

Korona virüsü salgını nedeniyle Japonya'da karantinaya alınan yolcu gemisinde 10 vaka daha tespit edildi. Kyodo'da yer alan habere göre, Yokohama Limanı’nda salı günü karantinaya alınan 3 bin 700 kişinin bulunduğu yolcu gemisinde korona virüsü tespit edilen kişi sayısı 20'ye çıktı. Yetkililer, yaşları 50 ila 70 olan yeni teşhis konulan dört Japon, iki Amerikalı, iki Kanadalı, birer Yeni Zelandalı ve Tayvanlının hastaneye kaldırılacağını kaydetti. Japonya Sağlık Bakanı Katsunobu Kato, dün düzenlediği basın toplantısında, daha önce teşhis konulan 10 kişinin hastaneye kaldırıldığını duyurmuştu.
Tayvan korona virüsü salgını nedeniyle Çin vatandaşlarının adaya girişini tamamıyla durdurdu.

Güney Kore'de dört kişide daha korona virüsü görülmesiyle ülkedeki vaka sayısı 23'e yükseldi.

Çin'de yeni tip korona virüsü salgını nedeniyle can kaybı 564'e, virüs bulaşan kişi sayısı 28 bin 18'e yükselmişti.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız