Yan Hollywood yan
Bütçe ihmalinden iklim eylemsizliğine ve özel tekelleşmeye kadar, siyasi seçimler Kaliforniya'nın yıkıcı yangınlarının alevlerini körükledi. ABD toplumu, siyasi, sosyolojik ve ekolojik olarak riskleri en aza indirmede başarısız oldu.

Ben BURGIS
Los Angeles’taki bir McDonald’s’ın alevler içinde olduğu videoyu tekrar tekrar izliyorum. Yanan palmiye ağaçları şiddetli rüzgarlarla savrulurken restoranın ünlü “M” logosunun altın kemerlerinden kıvılcımlar fırlıyor. Bu, Mike Davis’in 1998 tarihli kitabı Ecology of Fear: Los Angeles and the Imagination of Disaster'dan (Korkunun Ekolojisi: Los Angeles ve Felaket Tahayyülü) çıkmış bir görüntü gibi hissettiriyor.
Davis, o kitabında beş yıl önceki bir yangını ele alırken, Güney Kaliforniyalılar bu “ateşle sınava” hazırlıksız görünüyorsa, bunun için bölgenin pek bir mazereti olmadığını savunmuştu. “1993 yangınları, oldukça tanıdık patikalardan aşağı inmişti” ve bu konuda “bolca alamet vardı.”
Bugün Los Angeles’taki hâlâ devam eden yangınlar için neyin sebep olduğunu tam olarak bilmek henüz çok erken. Ancak alametler fazlasıyla mevcuttu.
Onlarca yıldır çevre aktivistleri, küresel sıcaklıklar artmaya devam ettikçe Güney Kaliforniya’nın daha fazla ve daha kötü orman yangınlarına giderek daha savunmasız hale geleceğini haykırıyor. Ancak tüm bu uyarılara rağmen pek bir adım atılmadı. 2019 yılında “Yeşil Yeni Düzen” (Green New Deal) ifadesi her yerdeydi; bu, federal hükümetin iklim değişikliğini durdurmak, ülkenin enerji altyapısını hızla dönüştürmek ve bu süreçte milyonlarca sendikalı iş yaratmak için dramatik önlemler almasını özetleyen çarpıcı bir slogandı. Bugün bu slogan, Gerald Ford yönetiminin “Enflasyonu Şimdi Durdurun” (WIN) rozetleri gibi, geçmiş bir döneme ait tuhaf bir kalıntı gibi hissettirebiliyor.
KURUMSAL BAŞARISIZLIK
Kurumsal başarısızlık, federal düzeydeki yıllardır süren iklim politikası felciyle başlıyor ve Kaliforniya eyalet hükümetinden Los Angeles İlçe ve Belediye Binası’na kadar uzanıyor. Bu yangınların nasıl çıktığına dair tam bir resme henüz sahip değiliz, ancak örneğin eyalet hükümetinin, kâr odaklı enerji tekeli PG&E’nin iletim hatlarını düzgün bir şekilde güvence altına almasını zorlamadaki başarısızlığının, eyaleti benzer yangınlara karşı çok daha savunmasız hale getirdiğini biliyoruz.
Ayrıca, şehrin, ilçenin ve eyaletin tarihsel olarak mevcut zenginliklerini ilerici vergilendirme yoluyla yeniden dağıtmaya direnmesi nedeniyle kamu hizmetlerinin zarar gördüğünü biliyoruz. 2024–2025 mali yılında Los Angeles İtfaiye Departmanı’nın (LAFD) bütçesindeki değişiklikleri hangi sayıların en doğru şekilde temsil ettiği konusunda sert tartışmalar yaşanıyor. Belediye Başkanı Karen Bass’in savunucuları, bu yılın geçen yıla göre çok daha küçük bir bütçeye sahip olmasının “kesinti” olarak sayılmaması gerektiğini, çünkü LAFD’nin bir önceki yıl belirli masraflar için bütçeden ek kaynak aldığını öne sürüyor. Los Angeles şehir denetçisi Kenneth Mejia ise aynı fikirde değil. Öte yandan, daha fazla para talep edilmiş ancak henüz teslim edilmemişse, bu bir artış olarak sayılabilir mi? Peki ya LAFD’nin fazla mesai ödemelerindeki kesintiler ve yeni pozisyonları dolduramaması?

Bu konuyu nasıl değerlendirirseniz değerlendirin, açık olan şu ki, LAFD zaten personel eksikliği çekiyordu ve bu mali yıl beklediğinden birkaç milyon dolar daha az bütçeye sahipti. 4 Aralık’ta şehir itfaiye şefi Kristin Crowley, bu kesintilerin “departmanın büyük ölçekli acil durumlara, özellikle orman yangınlarına hazırlanma, eğitim alma ve müdahale etme kapasitesini ciddi şekilde sınırladığını” belirten bir mektup yazdı. Bir aydan biraz fazla bir süre sonra, 130 bin kişi yayılan alevlerden kaçmak zorunda kaldı.
KAPİTALİZMİN YANGINI
Sağ kanattan New York Post gazetesi, yapılan kesintileri evsizlere yönelik hizmetlere ekstra harcamalarla ilişkilendiren bir makale yayımladı (Bu iddianın zamanlaması oldukça şaşırtıcı, çünkü Post’un şehrin evsizlere daha az cömert davranması gerektiği yönündeki ima ettiği bir dönemde, birçok Angeleno bir gecede evsiz kalmış durumda.) Bu sırada, sol kanattan Intercept, bütçe kesintilerini polise ayrılan ek fonlarla ilişkilendirdi. Bütçe ile ilgili noktaları bu şekilde birleştirerek şüphesiz başka sayısız hikâye anlatılabilir, ancak can sıkıcı gerçek şu ki, para değişkendir. İtfaiyeye gitmeyen belirli fonlar, bu nedenle bütçede belirli bir başka kaleme “gidiyor” değildir. Ve daha aklı başında ve daha az eşitsiz bir şehir, eyalet ve ülkede, tüm kamu hizmetleri cömertçe finanse edilebilir.
Los Angeles County itfaiye şefi Anthony Marrone, bir basın toplantısında, ne ilçenin ne de “ilçemizdeki 29 itfaiye departmanının” bu tür geniş çaplı bir felakete “hazır olmadığını” doğruladı. Bir veya iki büyük çalı yangınıyla başa çıkabileceklerini, ancak beş benzer yangını hızla kontrol altına almak için gereken personelin çok uzağında olduklarını belirtti. İlçenin itfaiye kapasitesi, yıllardır süren kemer sıkma politikaları ve sıkı bütçeler nedeniyle aşırı zorlanmış durumda; üstelik iklim değişikliği yangın risklerini artırmaya devam ederken.
TEHLİKEYİ EN AZA İNDİRMEK
Bu sırada, yüzlerce mahkûm, yangınlarla mücadeleye yardımcı olmaları için asgari ücretin çok altında bir ücretle görevlendirildi. Kaliforniya’nın eyalet asgari ücreti saatte 16 dolar. Los Angeles’ın belediye asgari ücreti ise 17,28 dolar. Şehirdeki itfaiyecilerin maaşları ortalama olarak saatte yaklaşık 30 dolara denk geliyor. Ancak mahkûm itfaiyeciler, günlük 5,80 ila 10,24 dolar arasında bir ücret alıyor. Yine de aktif bir acil duruma müdahale ettiklerinde “ekstra 1 dolar kazandıklarını” duyunca rahatlayabilirsiniz. Lüks ve gösterişli zenginliklerin merkezi olan bir yerde, mahkûm itfaiyecilerin, hayatlarını tehlikeye atarak, özgür meslektaşlarının bir saatte kazandığından daha az bir günlük ücretle çalıştırılması kadar, kapitalizmin alev alev yanan cehennem manzarasının daha karanlık bir sembolü zor bulunur.
Bunların hiçbiri böyle olmak zorunda değil. 2019’da bir Yeşil Yeni Düzen uygulanabilirdi, ya da daha iyisi, insan kaynaklı iklim değişikliğiyle ilgili gerçeklerin zaten iyi bilindiği onyıllar önce böyle bir adım atılabilirdi. Kâr için kısayollar arayan PG&E gibi özel tekeller ortadan kaldırılabilirdi. Mike Davis’in Ecology of Fear kitabındaki, provoke edici bir şekilde “Malibu’nun Yanmasına İzin Verme Davası” başlıklı bölümde yazdığı “ev sahipleri ve çalıların ölümcül kombinasyonunun” yarattığı tehlikeleri en aza indirmek için çok daha planlı ve bilinçli kararlar alınabilirdi.
Yangın sigortasını, yangın riski arttıkça primlerini artırmak için hükümetten izin isteyen ve istediklerini alamadıklarında 2024’te Pacific Palisades’deki bin 600 sigortalıyı bırakan kâr amaçlı şirketlerin ellerine bırakmak zorunda değiliz. Ve Los Angeles gibi 2020’lerde yangına bu kadar yatkın bir şehir, yangın koruma hizmetlerini yeterince finanse etmeyi ciddi bir öncelik haline getirebilirdi.
Orman yangınları, hem iklim değişikliğinden hem de kemer sıkma politikalarından önce vardı. Yine de, her ikisi de riskleri büyük ölçüde artırıyor. Bu durumu tamamen “doğaya” bağlamak ya da genel olarak insan uygarlığını doğa üzerinde bir felaket olarak kınamak hata olur. Düzenli bir toplumun temel işlevlerinden biri, doğanın tahribatlarının üyelerine yönelik tehlikelerini en aza indirmektir. Sosyolojik ve ekolojik açıdan, toplumumuz bu konuda büyük bir başarısızlık göstermiştir.
Kaynak: jacobin.com
Çeviren: Umut Can FIRTINA


