Yaşadıklarımı yazıyorum

06.10.2019 10:30 KÜLTÜR SANAT
İnsanın yaşadığı şehirle özdeşleştiğini belirten İbrahim Tığ, “Şairler, yazarlar yaşadıkları yerleri aktarır, aktarmalıdır da... Şehirler, şairleri ve yazarlarıyla yaşar” diyor

Kadir İNCESU

İbrahim Tığ, şair, yazar, gazeteci, araştırmacı… Bölge Haber gazetesi ile Şehir dergisi çocukları gibi… Araştırmaları, şiirleri ve öyküleri ile öncelikle Devrek’in kültürünü yaşatmaya çalışıyor. Tığ’ın ana kaynağı Devrek… Tığ da Devrek’in sunduğu hiçbir şeyi geri çevirmeden belgeliyor, şiir, öykü, inceleme olarak kültürümüze kazandırıyor. Tığ ile yeni kitapları Kiraz Aldım Dikmeden-Devrek Türküleri ve artshop etiketiyle çıkan Söğe adlı kitapları üzerine konuştuk.




► Neden Devrek türküleri üzerine bir araştırma yapma gereği duydunuz?
Ülkemizde kimi yörelerden 700-800 adet, kimi yörelerden 100-150 türkü derlenip belgelenirken Devrek’in bir tek 'Kiraz Aldım Dikmeden' ya da diğer adıyla 'Tombulacık Halimem' türküsü dışında başka türküsünün olmayışı düşündürmüştü beni. Üstelik Devrek’te müzikle ilgilenenlerin de ilgisini çekmemişti bu durum. Bunu büyük bir eksiklik olarak gördüm; Devrek’e ait türküler neden bilinmesin, diye düşündüm. Öyle ya, Devrek ve köylerinde bundan 60-70 yıl önce kına, duvak ve düğünlerde henüz televizyon, radyonun olmadığı bir dönemde kadınlarımız, kızlarımız ne çalıp ne söyleyip oynuyorlardı? İşte bu sorular çıkış noktamız oldu. Elbette, bizim de türkülerimiz, ninnilerimiz vardı ve henüz gün yüzüne çıkarılmamış ya da çıkarılamamış; bugün itibarıyla derlenmeyi bekliyorlardı. Bir çalışma grubu ile derhal köylerimizi taramaya başladık; büyüklerimizle görüştük, konuştuk, onlara hatırladıkları türkülerimizi okuttuk ve kayıt altına aldık.

► Kitabın adının özel bir anlamı var mı?
Elbette var. Düşünün sizin yörenize, ilçenize ait, o topraklardan doğmuş, büyümüş ve halk tarafından sevilmiş türkünüz, başka bir ilin türküsü olarak kayıt altına alınmış ve radyolarda, televizyonlarda 'Bolu'ya ait olarak gösteriliyor. Bu benim için büyük bir acı teşkil ediyordu. Olacak şey mi bu?
Devrek’e ait bir türkümüz var; 'Kiraz Aldım Dikmeden/Tombulacık Halimem'. 10 Şubat 1922'de Devrek’in Hüseyin Çavuşoğlu Köyü’nde yaşanan bir olay sonucunda Deli Mehmet Lakaplı Mehmet Emin Dinç tarafından 2 çocuklu dul Halime Subaşı’na yakılan bu türkü, büyük usta Muzaffer Sarısözen tarafından Ankara’da, Bolulu hat ve cilt sanatçısı Emin Barın’dan 24 Kasım 1946 tarihinde derlenip, TRT repertuvarına 727 sıra numarayla Bolu türküsü olarak kaydedilmiş.

Devrek Rüştü Onur Sanat ve Kültür Derneği (ROSAK) Başkanı olarak bu türkünün TRT repertuvarında kayıtlı olan 'Bolu' yöresi ibaresine itiraz ettik. Türkünün kahramanlarıyla ilgili nüfus kayıt belgeleri, fotoğraflar, Tombalacık Halime’nin evlatlarının ve torunlarının ifadeleri; olayı bilen, duyan köylülerin anlatmaları, türkünün ortaya çıkış öyküsü, türkünün metninde geçen yer ve kişi adları, bunların olaylarla ilgisi vb bilgi ve belgelerle 'Devrek'e ait olduğunu gösterir belge, bilgi ve tanık beyanlarını bu kurula sunduk. 28 Mart 2019'da toplanan TRT-Türk Halk Müziği (THM) Repertuvar Kurulu itirazımızı yerinde bularak bu türkünün 'Bolu'ya değil, 'Devrek'e ait olduğuna karar verdi. Yani Tombulacık Halime’yi 73 yıl sonra kendi memleketine, Devrek’e yeniden kavuşturduk.

yasadiklarimi-yaziyorum-633815-1.► İkinci öykü kitabınız 'Söğe'de yer alan 20 öykünün de kaynağı yaşadığınız bölge
Ben yaşadıklarını yazan birisiyim. Köyde geçen çocukluğum, ahşap eski evimiz, tarla, bağ bahçe, yaşamımızın bir parçası hayvanlarımız. Bunun yanında sosyal dayanışma, konu komşu ilişkileri... Kısacası gözlem ve yaşadıklarımız… Bu kitap aslında Devrek’in, köylerinin 30-40 yıl öncesine götürüyor insanı. Ben de bunu amaçlamıştım. Her insanın çocukluğu kendisine benzer. Söğe taşı da yüreğimin ala ürküntüsü… Aydınlığa giden ışık, bir nebze karanlığı ortadan kaldıran bir ışıltı. Geçmiş ile günümüz arasında bir köprüdür bir bakıma. Toplumcu-gerçekçi bir çizgide ele aldığım bu öykülerimde yine küçük insanları, köy insanlarını günümüz insanıyla kıyaslanması olanağı sundum okuyucuya. Ama aslında değişen hiçbir şey yok.

► 'Söğe'de yer alan öykülerdeki türkülerde, bölgeye özgü sözcükler dikkat çekiyor. Sonuçta ne yazarsanız yazın öykü-şiir-inceleme- içinden Devrek çıkıyor diyebilir miyiz?
Ben 'Kiraz Aldım Dikmeden / Devrek Türküleri' kitabımın bir bölümünde de Devrek’in yerel ağız sözlüğü, inanışlar, yöreye ait atasözleri, deyimler ve adetlerini içeren kültürel çalışmalarıma yer vermiştim. Unutulan ya da unutulmaya yüz tutan bu sözcüklerimizi de kayıt altına almak amacıyla öykülerimde yer vererek daha canlı tutulmasını sağlamayı amaçladım. Evet, insan yaşadığı şehirle özdeşleşir. Şairler, yazarlar yaşadıkları yerleri aktarır, aktarmalıdır da insana, dünyaya. Şehirler, şair ve yazarlarıyla yaşar. Örneğin, bir örtü çeşidi olan 'şarba'yı, gereksiz gereksiz konuşan kadın anlamına gelen 'şepleme'yi, cahil, avare, başıboş anlamındaki 'kıpış' sözcüğünü kaç kişi bilir ve kullanır? Evet, Devrek’ten seslenmek istedim ülkemin güzel insanlarına, bunu da başardığıma inanıyorum.

► Sonuçta her ne kadar yerel ögelerin, unsurların öne çıktığı görülse, anıya yakın olsa da özgünlüğüyle dikkat çekiyor.
Bildiğiniz gibi ben yerel kültürden beslenen bir şair-yazarım. Tarihe not düşmek zorundayım, bu insanlarımızın güzelliklerini, yaşayışlarını… Öyle de yaptım. Hacı Ali’nin yaşadıkları, Satı Ana’nın tütsülü işleri, muska, kurşun dökmek, Kör Siyami, Mös Mös Ercep tiplemeleri bugün de var.