Yatırımlar cezaevine
TURAN ESER TURAN ESER

Hacıbektaş ilçesinde suçsuzluktan dolayı cezaevi kapatılırken, Türkiye genelinde 88 bin kapasiteli 137 cezaevinin daha yapılacağı haberi geldi.



Adalet Bakanlığı’na göre Türkiye’de toplam kapasiteleri 218 bin 950 kişilik olan, 353 cezaevi varmış.

2006 - 2019 yılları arasında 166 adet cezaevi açılmış. Mevcut 34 cezaevi, ek binalarla büyütülerek, kapasiteleri 149 bin 588 kişiye yükseltilmiş.

Sadece son iki yılda 16 bin 566 kapasiteli 27 yeni cezaevi yapılmış.

Belli ki bu cezaevleri yetmemiş. Yenilerini “yapalım” demişler. Haziran 2019’da itibaren inşaatı devam eden 114 adet cezaevi daha var! İhale aşamasında olan sayı ise 23! Yani 88 bin kapasiteli 137 yeni cezaevleri yoldaymış!

Yapımı süren 114 cezaevi arasında 2 kadın, 1 kadın açık; 2 de çocuk cezaevi var. 2021 yılına kadar yapılacak olan 48 cezaevinin maliyeti 9 milyar lirayı aşacağı ise Mart 2019’da bakanlıkça ifade edilmişti.

İnsanları hapsetmek ve cezaevi politikası, bir ülkenin insan hakları karnesidir., aynı zamanda sosyal, psikolojik, insan hakları hukuku, ekonomik ve toplumsal açıdan olumsuz sonuçlar doğuran, iktidarın bekasına korumaya yönelik güvenlikçi politikaların da bir parçasıdır.

Peki Hapsetmek ve Cezaevi Çözüm mü? Bir ülkede okul, kreş ve hastane yerine cezaevi sayısı artıyorsa, o ülkenin sosyal politikalarında bir arıza var demektir. Toplumu özgürleştirici politikalar yerine güvenlikçi politikalarla hapsetmeyi tercih eden ülkeler, cezaevi inşa ediyorlar. Özgürleştirici politikalarda en sonlarda yer alan Türkiye’ hapsetmekte en önlerde yer alıyor.

OECD’nin Mayıs 2019 tarihli verileri bunun kanıtıdır. 82 milyon nüfusu Türkiye’de 100 bin kişiye düşen mahpus sayısı 318 kişi. Türkiye hapsetme oranlarında ABD ve İsrail’le ilk 3 sırayı paylaşıyor.

Birçok davada olduğu gibi, Türkiye’de tutuklamalar bir tür yargısız infaza ve muhalif olanı sindirme aracına dönüşmüş. Üniversite’de kürsüsünde ders vermesi gereken akademisyenler, TBMM’de, kendisini seçen halkın iradesini temsil etmesi gereken vekiller, halkın haber alma hakkı için, mesleğini özgürce yapması gereken gazeteciler, yerel yönetimlerde halkın temsilcisi olarak hizmet vermesi gereken belediye başkanları, demokratik eğitim hakkı talep eden öğrenciler, hak temelli mücadelenin peşindeki emekçiler, kadınlar sadece muhalif oldukları için cezaevlerinde mahpus konumundalar. Selahattin Demirtaş, Gülten Kışanak, Eren Erdem, Osman Kavala gibi çok insan düşünce özgürlüğünden mahrum ve keyfi olarak cezaevindeler. Suçlu değil, haklarında suç üretilmiş mağdurlar çoğalmaya başladı. Yargı önüne çıkmadan, neden tutuklandığını bilmeyen insanlar, aylarca, hatta yıllarca cezaevinde kalıyor. Çözüm daha çok cezaevi yapmak değil. Temel insan haklarına ve onuruna saygılı evrensel hukukun değerlerine sahip olmaktır. Yargı üzerindeki siyasi iktidar vesayetine son verip, tam bağımsız yargı sistemine sahip olmaktır.

Sorun elbette sadece artan cezaevleri ve mahpus sayısı ile sınırlı değildir. Cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ise ayrı bir sorun olarak çözüm bekliyor. Tecrit uygulamalarından tutun, ailelerinden uzaklaştırıcı sürgünler, hayatlarını kaybeden tutuklu ve hükümlüler, temel haklardan mahrumiyetlere uzanan bir dizi sorun var.

Cezaevleri mahpusların “zulümhane” dedikleri, kabusa dönüşmüş ise bu kaygı verici bir durumdur. Avukatlarla görüşmelerine sınır getirilmesinden tutun, sağlıklı beslenme ve sağlık hizmetlerine erişim sorunları yaşınıyor. Sevk araçlarında yaşanan insanlık dışı davranışlar ve durumlar ayrı bir hak ihlali. Cezaevi sadece bir ceza değil, aynı zamanda sağlıksız koşullarda hastalanmaktır. İnsanı topraktan koparıp, betonlar ve demirler içindeki fiziksel ve psikolojik hastalığa sürüklemektir.

12 Eylül zihniyeti ve kanunlarının ürünü olan zulümler halen cezaevlerinde sürmektedir. Cezaevlerini boşaltmanın yolu, demokratikleşmek, temel hak ve özgürlük alanlarını genişletme, laik ve bilimsel eğitime geçmektir. Bunun içinde başta cezaevlerini demokratikleştirmek, mahkumların haklarına saygı duymak, sosyal,, psikolojik ve eğitim olanakları sunmak ve en önemlisi de sivil insan hakları kurumlarının denetimine açmaktır.