birgün

14° PARÇALI BULUTLU

GÜNCEL 08.04.2020 21:12

Yazarımız Melih Pekdemir'in ağabeyi Gültekin Bekdemir yaşamını yitirdi

Yazarımız Melih Pekdemir'in ağabeyi Gültekin Bekdemir yaşamını yitirdi

Uzun yıllar boyunca devrimci mücadenin içinde bulunan ve aynı zamanda yazarımız Melih Pekdemir'in de ağabeyi olan Gültekin Bekdemir, yaşadığı kalp rahatsızlığı nedeniyle yaşamını yitirdi.

Sol Parti, sosyal paylaşım sitesi Twitter'dan yaptığı açıklamada, "Devrimci mücadelenin yarım asırlık serüvenini kesintisiz yürüyen Gültekin Bekdemir’i uzun süredir yaşadığı kalp rahatsızlığı nedeniyle ne yazık ki bugün kaybettik. Yeraltı maden işçileri mücadelesinden ÖDP’ye ve bugüne SOL Parti’ye uzanan katkılarını unutmayacağız" ifadelerini kullandı.

Asıl mesleği avukatlık olan Gültekin Bekdemir, 12 Eylül Darbesi öncesinde Türkiye tarihine kazınan Yeni Çeltek' teki maden işçilerinin özyönetim deneyimini hayata geçiren Yeraltı Maden-İş Sendikası'nın Örgütlenme Sekreteri olarak görev yaptı. Gültekin Bekdemir'in maden işçilerinin direnişinden Fransa' daki sürgün hayatına kadar yaşadıklarını anlattığı "Denizin bittiği yer" isimli anı-roman türünde bir kitabı vardı.

yazarimiz-melih-pekdemir-in-agabeyi-gultekin-bekdemir-yasamini-yitirdi-713308-1.

Yazarımız Doğan Tılıç, Gülten Bekdemir'in çıkardığı kitabın ardından bu yazıyı yazmıştı:

"Denizin bittiği yer?

Sahi, neresidir orası? Bir tükenmişlik noktası mı? Bir karaya vuruş, kayalık bir kıyıda kırılıp köpük köpük yok oluş mu? Denizin bitişi böylesi duygular çağrıştırır ilkin. “Her şey bitti”yi anlatır...

12 Eylül’dü. Gazeteler vurulan, öldürülen, yakalanan, aranan devrimcilerden söz ediyordu sürekli. Bir mayın tarlasının ortasında kalmışcasına şaşkın, etraflarında patlayan mayınlar ve düşenler arasında dehşetle koşuşturan gençler vardı. “Deniz bitti” duygusunun yutmak üzere olduğu insanlar...

Yazılanlara “burjuva basınının yalanları” deyip, sahte umutlar pompalayarak yenmeye çalışanlar vardı “deniz bitti” duygusunu. Bir adam vardı; “şu da yakalanmış, bu da vurulmuş, o da gitmiş” diye çırpınanları denizin bittiği noktaya doğru ittiren:

Evet, o da yakalandı. Doğru, bu ölmüş. Yarın ben de yok olacağım. Belki, bir tek sen kalacaksın. Peki, o zaman şimdiye kadar inandığın her şey yalanlanmış mı olacak? İnandıklarına başkaları da var diye mı inanmıştın? Tek başına kalınca ne yapacaksın? O her şey bitti gibi görünen yerde, bir koza örer gibi yeniden başlayacaksın. Devrimci böyle biridir.

Denizin bittiği yer ufuktur aynı zamanda. Ufuk da umut. En çaresiz durumlarda çarenin siz olduğunuzu, sizin çare olduğunuzu kavradığınız yer!

Gültekin Bekdemir’in “Denizin Bittiği Yer”ini (Su Yayınları) okurken önce bunlar geldi aklıma. Evet, herkes kendi hayatını yaşıyor ve hepimiz öyle yaptık. Lakin, yaşadığımız hayatlar öyle fırtınalı günlerine denk geldi ki memleketin, her biri roman olur yazılsa.

Nice isimsiz kahramanı oldu daha güzel bir dünya için verilen kavganın. Gültekin Abi (bizim Melih’in abisi) onlardan biri olarak çıktı karşıma anı-romanında... Beyin damarını tıkayan bir pıhtıyla gelen “inme”nin bile ufkun ötesine uzanmasını engelleyemeyen biri olarak!

Ve yaşadıklarımızı yazmanın önemi, hatta zorunluluğu bir kez daha dank etti kafama. Sivil ve alternatif bir tarih yazılabilecekse bu ülkede, her gün avucumuzdan birer birer kayıp giden hayatlara kayıtsız kalmaz, onları kayıt altına alabilirsek yazılabilir ancak. Yazılan hayatlar bir yapbozun parçaları gibi bir araya geldikçe tamamlanır tablo.

Mezar taşında “Mamak Anası” yazan İsmet Hanım, Aşkale’de faşistlerin kabasına sapladığı bıçağı umursamayan Yeraltı Maden-İş avukatı Gültekin’in peşinden, binlerce siyasal göçmenin savrulduğu Avrupa’a gidip, bir tekstil atölyesinde ilik açıp düğme diker bulunca onu “Oğlum, ben seni bu hallere düşesin diye mi doğurdum?” deyiverecek. Gidip gördüğünde sığınmacılar için bir açık hapishaneye dönüşen Avrupa’yı, “Avrupa’da yaşıyorlar, daha ne olsun” diyenler yaşartacak gözlerini..

Denizin Bittiği Yer alıp Yeni Çeltek’e de götürdü beni. Yeni Çeltek belgeselinde izlediğim görüntülerle kucaklaştı. Orada, grevdeki çocuklarına ekmek götürdüğü için işkencelerden geçirilip yıllarca cezaevinde yatırılan bir köylü ananın final sözleri gelip takıldı kulağıma: Yine grev yapsınlar ben yine ekmek götürürüm! Denizin bittiği yerdeki ufuk çizgisi gibi bir cümle, köylü ananın ağzından.

O cümlenin peşinden gidip Yeni Çeltek belgeselinden bir sinema filmi yapmaya soyundu bir avuç insan. Barış Pirhasan senaryolaştırdı belgeseli, yönetmenliğini üstlendi. Kültür Bakanlığı Sinema Destek Kurulu’na başvuruldu. Yanıt olumsuz!

O yanıta ufuk çizgisi gibi karşılık verdi Pirhasan: “İçinde bir onur kırıntısı olan ‘sektör’ temsilcisinin, ... ‘Tersakan’ projesine red kararı çıkması karşısında isyan etmemesi düşünülemez. Böyle bir isyan çıkmadığına, böyle bir ses yükselmediğine göre, kamuoyu ve yargı organları önünde, bu kurul üyelerini onursuzlukla, ve sanatsal ahlaksızlıkla suçluyorum. Utanma duygusunu çoktan yitirdiği anlaşılan bu şahısların en kısa zamanda bana hakaret davası açmalarını bekliyorum. Mahkeme önünde söyleyeceğim tek cümle şu olacak: Evet hepsine hakaret ettim, ediyorum...”

Deniz bitse ne olur, bittiği yerde bir ufuk çizgisi olduktan sonra. Yaşanan hayatlar yazılmalı mutlaka, filme de çekilmeli... Ötesine geçmeli o ufuk çizgisinin!"

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız