birgün

11° PARÇALI BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 12.01.2021 09:35

Yazdıklarıyla yaşayan usta: Özdemir Nutku

Bugün büyük usta Özdemir Nutku’nundoğum günü. Benim için o, ustam, hocam, sevgilim, eşim, yol arkadaşım… Doğum günü kutlu olsun.

Yazdıklarıyla yaşayan usta: Özdemir Nutku


Hülya NUTKU

Tiyatro alanında söz sahibi olan, yaşamını bu sanata adayan ve bir eğitimci olarak bu alanda yüzlerce öğrenci yetiştiren, tiyatro disiplini ve bilincinin kazandırılmasında rol oynayan bir usta Özdemir Nutku… Benim için o, ustam, hocam, sevgilim, eşim, yol arkadaşım…Ustam çünkü donanımlı, bilgili, birikimli, gerçek bir aydın, bir sanatçı…Hocam çünkü eğitimci olarak paylaşmayı, bilgiyi aktarmadaki kılavuzluğu, öğrenmenin zevkini aşılayan adam…

Sevgilim ve eşim çünkü dolu dolu yaşayan ve yaşatan biri, yanında sıkılamazsınız hayata umutla bakan, çevresine sevgi yayan, alçakgönüllülüğü ile gönülleri fethederken aynı zamanda karizmasıyla büyüler sizi…Yol arkadaşım çünkü hayatta çevresine ve size rota çizer, o tanıdığım dünyanın en üretken ve çalışkan insanıdır…

2004 yılında Afife Jale “Muhsin Ertuğrul Ödülü” ve ardından Profilo’nun “Tiyatroya Adanmış Bir Yaşam” ödülünü alan Nutku “ Değerlerin içinin boşaltıldığı günümüz toplumunda, bilim ve sanat adamı sorumluluğuyla yazdıklarımın ve gerçekleştirdiklerimin arkasında durdum” diyor 1A dergisinde…2017 yılında Bizim İzmir Dergisi’nde “Çalışmak beni hayata bağlıyor. Birşeyler üretmeyi, geleceğimiz olan gençleri bilgilendirmeyi seviyorum. Çalışmak zihnimi canlı tutuyor, hatta hala yeni şeyler öğrenmek isteğinde olduğumdan mutlu bir hayat sürüyorum ve herkesin mutlu olmasını istiyorum. Sorunlar, engeller, kötülükler, haksızlıklar, bunların tümü de geçer gider. Önemli olan olaylara bilinçli bakıp bir damla da olsa insanlara yardımcı olmaktır. İşte mutluluğun gizil gücü buradadır. Benim için çalışmak, öğretmek, yeni şeyler öğrenmek en büyük keyiftir” diyor.

Özdemir Nutku çocukluğunu cebinde taşıyan, naif taraflarını hiç yitirmemiş bir sanat adamı ama öte yandan da ciddi, bilimsel araştırmaları, çeviri ve incelemeleri ile tiyatromuzun külliyatını oluşturan bir yazı makinesidir. Çocuksu yanıyla, bilim ve sanat adamlığı onu zenginleştiren ve büyüten özelliğidir.

Bir yandan Robert Kolej eğitimi ve İngiliz Dili ve Edebiyatı onun çevirilerinin tadını oluştururken, Almanya’da Georg August Üniversitesi’ndeki Rejisörlük eğitimi bu alandaki ustalığının temelini oluşturur, diğer yanıyla da orta İngilizce kadar orta Almancaya olan hâkimiyetini sağlar.

Eleştirmen yanı ise bu sanata verdiği değerdeki ciddiyetini gösterir. 70 li yıllarda Ankara’da tiyatroya adımını attığı anda oyuncuların tirtir titrediğinin, o yılların tanığı olan bizler yani öğrencileriydik. Yazdığı eleştiriler olumsuz yanları içerdiği kadar yapıcı ve öğretici yanıyla da dikkat çekiyordu..

İyi bir müzisyendir Nutku, küçük yaşlarda Rus bir piyanistten dersler alır sonradan hocası Ferdi von Statzer’in önerisiyle 16 yaşında Taksim Şan sinemasında Scarletti, Bach konseri verir. Geleceğin umut veren bir piyanistidir ancak geçirdiği küçük bir kaza nedeniyle caz piyanistliğine geçer, Almanya’da eğitim görürken hem kurduğu quartetle eğitim parasını çıkarır, hem de sonradan Ankara’da Kent Otel’de çalarak para kazanır, sevgili dostu usta oyuncu Ayberk Çölok’a göre o piyanist kalmalıdır, Çölok onun müzikle özdeşleştiğini vurgular.

Şairdir, şiir kitaplarıyla konuşulur, dört şiir kitabı vardır. Mavi hareketi içinde yeralır. Son şiir kitabını bilgisayarda yazar ve basar ama yayınevine vermez. Evde Albatros Yayınları adını verdiği birkaç nüsha basar Umarım bundan sonra bir yayınevince basılır.

Öğrenciliği boyunca atletizmden uzak durmaz, kısa mesafe koşularının vazgeçilmez, ödüllü atletidir.

Yine yurtdışı eğitimi sırasında hız merakı yüzünden Persil firmasının sponsorluğunda Porche arabayla yarışa katılır.

Ama ona göre insan inandığı şeyi yapmalı ve yaptığı işin en iyisi olmalıdır, o bir tiyatro aşığıdır. Onun için müzik, atletizm, araba yarışı, şiir yazmak hayatı renklendirir. Almanya’da doktora yemeğinde tanıştığı o yılın Nobel ödülünü alan fizikçi Heisenberg’in tiyatro bilgisine hayran kalarak bilim ve sanatın iç içe oluşunu öylesine bünyesine sindirir ki, sanat ve bilim onda ayrılmaz bir ikili oluşturur.

Ülkemizde ne yazık ki sanatla uğraşıyorsanız uygulamacı, bilimle uğraşıyorsanız kuramcı sayılırsınız, o tüm akademisyen arkadaşlarıma, bana ve öğrencilerine bu ikilinin ayrılmazlığının bilincine aktarabilmiş ustamızdır. İlber Ortaylı’nın dediği gibi “Hırsı olmayan bilim adamıdır.” Çünkü sadece kendisiyle yarışır. Üstelik tüm akademisyen arkadaşlarıma “Hocam sizi hedef aldığımızda size yetişmemiz mümkün değil “ dediklerinde “Öyle demeyin çocuklar, benim yaşıma geldiğinizde sizlerin de bu kadar eseri olacak” diyerek inanılmaz bir alçak gönüllülük gösterir.

Üstelik o bir mücadele adamıdır. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin Sevda Şener hocamla birlikte ilk asistanı olur. Aynı fakültede profesörlüğe kadar yükselse de içinde uygulama ve kuramın ve uzmanlık alanlarının olduğu bir fakülte kurma aşkını taşır. Kendisine bu olanağın verilmesi sonucu İzmir’e gelir ve başarır. İlkin Ege Üniversitesi’nde başlar. Atatürk Kültür Merkezi’nin yapımı aşamasında her gün oradadır. Aynı şekilde, Dokuz Eylül Üniversitesi için yapılan Sabancı Kültür Merkezi’nin yapımında bizzat yer alacak sorumluluğu taşır. Atatürk Kültür Merkezi yapılırken bir yandan Almanya’dan ısmarlanan Mercedes tam teçhizatlı bir kamyon geleceği sırada tasarruf tedbirlerine takılınca üzülür ama yılmaz, bu idealini 1992 de gerçekleştirir ve İzmir’de 72 belde ve kentin merkezinde çocuk oyunu sahneleyip 16 öğrencisi ile gezer, oyunun başlangıç müziğini besteler. Bu kurduğu İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın kamyonudur.

Bir yandan İzmir’de Yüksel Çakmur’un Belediye Başkanlığı döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nu kurar, yönetmeliği meclisten geçirir, Mehtap Bahçesi olarak anılan Açıkhava tiyatrosunun üstünün kapatılıp İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde hayat bulmasını sağlarken üstelik orada şehir tiyatrolarının kamyon tiyatrodan sonra ilk oyununun provalarına başlamışken, Başkanın Ege TV’yi kurma hevesiyle havada kalır. Bu konuda da bugüne kadar mücadele vermiştir.

Yıllarca İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi’nde yer alan Halk Bankası, Ziraat Bankası ve Pınar Süt Çocuk Tiyatrosu’na müzikler besteler. Üstelik yıllar sonra kapatılan Pınar Süt Çocuk Tiyatrosu’nun yeniden açılması için Yaşar Holding yetkilileri ile konuşarak açılmasına neden olur. Coşkun Aral’ın İz TV’de yaptığı Pınar Süt Çocuk Tiyatrosu’nun 35.kuruluş yılı programı nedeniyle orada bulunan Yaşar Holding yetkililerinden, Yiğitbaşı ailesine ricada bulunur.PınarÇocuk Tiyatrosu yeniden açılır ve bu yıl üçüncü yılına girer.

İzmir’e geldiği yıllarda karkas halinde Konak meydanının ortasındaki opera binasının sevimsizliği, hiçbir resim galerisinin olmaması, kitabevlerinin sayısı onu üzer. (Aydın ve İleri Kitabevi vardır sadece) Ardarda gelen sanat hareketleri onu mutlu eder. Elhamra’nın bonmarşe olmasından kurtulması için çaba gösterir. Senfoni orkestrasının kurulması, opera ve balenin açılmasına çocuk gibi sevinir. Yıllarca İzmir Tiyatro Günleri’nin Ahmet Priştina’dan bu yana danışmanlığını yapar. İksev’in kuruluşunda yeralır. Witti’nin (Dünya Uluslararası Tiyatro Eğitimi Enstitüsü) kuruluşunu gerçekleştirir, Bölümü’nü bu kuruluşun Avustralya’da Nepean Üniversitesi’nde yapılan Festivaline taşır. Bu ilişki hem Malcolm Keith Kay’in üniversitemizde hoca olmasını sağlar hem de aynı Enstitü’nün bu kez Festivali’nin İzmir’de yapılmasına olanak sağlar. Bölüm artık Sidney’de zirveye çıkmış, rektörümüz Prof.Dr. Namık Çevik’e gönderilen Dokuz Eylül zirvedeki topluluk faksı okulu önemli bir noktaya taşır. Özdemir Nutku, rektörümüz Prof. Dr. Namık Çevik’in Güzel Sanatlar Enstitüsü’nü kurmasıyla Nutku, Enstitü’nün ilk müdürü olur. Artık fakültemizin bir dergisi vardır ve Nutku masa üstü yayıncılığı okula getirir.

İKSEV’in ilk festivalinde sahnelediği “Lysistrata” adlı oyunla festivalin uluslararası platformda bir tiyatro oyunun yeralması koşulunu yerini getirmesiyle İzmir sanat konusunda kalkınan bir kent olur. Oyun hem fuar açıkhavada hem de Bostanlı Açıkhava Tiyatrosu’nda oynanır. Dönemin Festival Komitesi Başkanı Aydın Gün’ün teşekkürlerine mazhar olur. 1998 de Kent Tiyatrosu’nun kurucusu olur. Bu kez bölümün hocalarının oynadığı bir oyunu (Neill Simon-Sevgili Doktor) birçok sahnede sergilerler. O güne kadar bölümümüze 17 yabancı hoca kazandıran Nutku bu kez Varlam Nikoladze ile bu tiyatroyu kurmuştur. Kuruluşundan bu yana fakültemize Turgut Özakman, Suat Taşer, Metin And, Sedat Veyis Örnek, Haşim Hekimoğlu, Sezer Tansuğ, Turgay Gönenç, Gültekin Oransay gibi birçok değerli hocalarımızı da kazandırmıştır. Kabına sığamayan, bölüm adına çalışan Nutku, aldığı teklifle Kıbrıs’a gider. Orada Yakındoğu Üniversitesi Sahne Sanatları Fakültesi’ni kurar ve dekanı olur. Dostu İlhan Selçuk Tüyap fuarında “Özdemir adayı da yeşillendirmeye gidiyor” der. Orada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıldönümünde, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nda oyun sahneler ve Ankara Yeni Sahne turne gerçekleştirir. Kıbrıs’ta iki yıl kalır dönüşünde 1976 da kurduğu bölümde, 2002 ‘den 2017 ye değin, ders vermeye devam eder. Emekli profesörlerin ders vermemesi kararı onu ve öğrencilerini ziyadesiyle üzse de ne bu sanattan ne de öğrencilerinden kopmaz.

Daha önce çevirisini yaptığı Friedrich Dürrenmatt, John Osborne, Gyula Hay, M.Hastings, H.Actenbursch, Thomas Bernhardt, Charles Morgan, Georg Tabori (2), Gerhard Boris, B.Brecht (3) gibi yazarlardan sonra 29 Shakespeare, 7 C.Marlowe ve 2 Ben Jonson eseri çevirir. Shakespeare Sözlüğü gibi koca bir eseri 8 yılda tamamlar. 143 kitaba imza atar. 49 ödülle yaşamını taçlandırır.

Yaşarken neler söylenmedi ki onun için, meslektaşı Sevda Şener, “Her zaman genç kaldı. Yapıcı gücünün, yaratıcı yeteneğinin hakkını vermek için durmadan yayım yapan, imrenilesi bir bilim adamı oldu” der

Onu bir Rönesans insanı olarak gören Efdal Sevinçli “Çalışmak, çalışkan olmak…Çalışmak eylemi, çevreme baktıkça Özdemir Nutku’yla daha bir anlam kazanıyor. Çalışmak eylemini Nutku’yla bütünleştirmek, sözcüğün anlamını güçlendiriyor, güzelleştiriyor ”diyerek açıklar.

Semih Çelenk, Özdemir Nutku’nun müthiş bir “akademisyen koçu” olduğunu söyler. Gürol Tonbul için hocası Özdemir Nutku “Kül Altındaki Kor” dur. Tıpkı mezunların dediği gibi “Her birimiz o ulu çınar ağacının yapraklarız” betimlemesi gibi…Belediye Başkanımız Tunç Soyer’in dediği gibi “Özdemir Nutku İzmir’dir, İzmir Özdemir Nutku’dur.” Bu nedenle İzmir kültür, sanat ortamının oluşmasında Nutku’ya çok şey borçludur.

2019 yılı Eylül ayında önce yıllarca eserler ürettiği Ören’de, Belediye tarafından katıldığı ilk kitap fuarının ardından “Burhaniye vatandaşı” ilan edilen Nutku, ardından 29 Eylül’de düzenlenen ve TÜRVAK’ın İstanbul Maslak’ta Hilton Oteli’nde düzenlediği bir törenle bizi, örnek oluşturan model bir çift olarak “Yılın En İyi Yaş Alan Çifti” seçerek, ödül olarak porselen bir hayat ağacıyla taçlandırsa da gidemediğimiz için üzülen Özdemir Nutku’yu kaybettikten sonra, vedalaşmak yerine hoş geldin demeyi yeğleyen, canım hocam Ayşegül Yüksel, Cumhuriyet Gazetesi’nde duygularını şöyle açıklıyor: “(..) hocamızın ardında bıraktığı, son yıllarda tamamlanmış, yayımlanmayı bekleyen yapıtları var (…) “Huyum gereği başladığım işi bitirmeden rahat edemem” diyen ve “ölüme inat” durmadan üreten hocamızla “vedalaşmalı” mı şimdi, yoksa ona bir kez daha “hoş geldin” mi demeliyiz?” Geçekten de basılacak dört Christopher Marlowe çevirisi, iki Ben Jonson çevirisi, otuz dokuz Shakespeare eserinin incelendiği Bir Sahnedir Dünya başlıklı inceleme yapıtının yayına hazırlandığı ve en önemlisi “2019’a Merhaba” dediği, tiyatroya adanmış bir yaşamın anlatıldığı Suda Ayak İzleri başlıklı iki ciltlik anılarının yayıma hazırlandığı bir sürece “Merhaba” demek olsun. Bütün bunlar, Özdemir Nutku’nun yazdıklarıyla yaşayacağının kanıtı gibi duruyor. Doğum günü kutlu olsun.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız