Yazı insanının kalbi yazıyla atıyor
Enver Aysever’in ‘İstanbullu bir aşk romanı’ dediği kitabı “Bu Roman O Kız Okusun Diye Yazıldı” çıktı. Aysever, iyi bir romancı olmaya çalıştığını söylüyor

EMRAH TEMİZKAN - temizkanemrah@gmail.com - @emrahtemizkan
Son dönemde Yazar Enver Aysever birçok heyecanı arka arkaya yaşadı. Önce kitabı “Bu roman o kız okusun diye yazıldı” çıktı, ardından “bir üslup getirdi” diyerek anlattığı programı Aykırı Sorular” yayından kaldırıldı, son olarak da uzun bir aradan sonra BirGün okucusuyla tekrar buluştu. Tüm bu yaşananları konuşmak için Enver Aysever'le buluştuk, yoğun gündemini konuştuk.
»Televizyonda gördüğümüz Aysever dışında bir de edebiyatçı kimliğiniz var. Uzun bir aradan sonra kitap çıkardınız, nasıl tepkiler aldınız?
Bu kitap ismiyle “Acaba bir popüler kültür avcılığı mı yapıyor” gibi bir önyargı doğurmuş olabilir. Burada aslında İstanbullu bir hikâye. Bu ismi bir şarkı üzerinden kurduğum için bu ismin kitap ismi olması radikal bir karardı. Beni bu kitapla tanıyan okura da çok ihtiyacım vardı. Edebiyatın içinden bir eleştiriyi hak etmek önemli. Edebiyatın içinden gelecek bir eleştiriyi hak ettiğimi çıkan yazılarda gördüm. Hayatımdaki çalkantılı dönemde motive edici bir durum oldu benim için. “Yazı adamı”nın yazıyla birlikte kalbinin attığını gördüm. Bu da bana ruhsal bir ders verdi. Hep şunu söylüyordum, ben ekranı cebimde taşımıyorum, bir gün ekransız kalırsam hayatıma devam ederim.
İYİ ROMANCI, NAMUSLU AYDIN
»Kendinizi nasıl bir kimlikle ifade ediyorsunuz? Yazar Enver Aysever mi?
Ben kendimi edebiyatçı olarak sayarım. Hayatımda kullandığım tek sıfat budur. Sevdiğiniz insanlar da takdir görmek, “Yunus Nadi” gibi değerli bir ödüle sahip olmak, okurdan karşılık bulmak birer ölçüdür. Bu benim için biricik sıfattır hayatta. Öldükten sonra kızım “Nasıl babası vardı” sorusuna “İyi bir romancıydı ve namuslu bir aydındı” desin isterim.
»İstanbul sokakları kitabın önemli bir ögesi. İstanbul sokaklarında nasıl bir aşk tahayyül ediyorsunuz?
Yudum yudum, satır satır, adım adım İstanbul'un kültür ve düşünce hayatını yaşayan sokaklarını yürüdüm. Kaldırım taşıyla ilşiki kurma kabiliyetim o zaman da vardı. Türkiye'nin belleği bilerek kazınıyor. İstanbul benim için; büyük bir siysal travma yaşayan toplumun ilk gençlik dönemini yaşayan çocuğunun sokakları. Her hayat nasıl akıyorsa benimki de öyle aktı. Birileri mahpusa girerken, işkence görürken ben okula gittim. Biraz büyüyünce siyasallaştım, ben de aşık oldum, ben de imkansızlıkları gördüm, yoksulluğu dibine kadar yaşadım. “Aman oğlum siyasete bulaşma dendi” bana da. Kitapta, Hayatımın tamamında çok etkili olan şiirin ve benim için çok özel olan Cemal Süreya'nın bana eşlik ettiği günlere gönderme yaptım. Çünkü o yıllarda Süreya hayattaydı ve o da aynı sokaklarda dolaşıyordu. Bunu hissetmek güçlü bir duygu. Muhtemelen aynı travmaları, açmazları yaşıyor. İstanbul bu kadar örselenmesine rağmen üzerinde yaşayanlara çok da ihanet etmemeye çalışan bir kent.
»Kitapta önemli bir yer teşkil eden Cemal Süreya sizin için nasıl bi yerde?
Bir önceki kitabımda da aynı şeyi yaptım. Edebiyatın önemli isimlerinden alıntılarla edebi soyköküme göndermeler yapyıorum. Bu ilişki biçimini seviyorum. Cemal Süreya'yla sanıldığının aksine geç tanıştım. Bir hatıramdan dolayı önyargım vardı. Süreya'nın bütün kadınlarını üzen, huysuz bir adam olduğunu herkes biliyordu. Fakat sonra bütün bu köksüzlük içinde o şiirlerinin nasıl geldiğini gördükten sonra büyük bir özdeşlik kurdum. Bir şairin sizin hayatınızdaki hakikatiyla yol alması çok lezzetli bir şey. Ben de kitaptaki kadar sahici aşklar yaşamıştım geçmişte. Kitap kurmaca ama duygular hakiki tabii.
»Kitabınızı bir aşk romanı olarak tanımlıyor musunuz?
“İstanbullu bir aşk romanı” diyerek bir latife yaptım. İstanbullu demek çevrenin ve kentin kattıklarını da vurgulamak istedim. Aşk romanı denildiğinde pazarlama taktiği olarak düşünüldüğü için bundan kaçınmaya çalıştım. Öncelikle 'roman' olarak kabul edilmesini isterim.
SEYİRCİM CEZALANDIRILDI
»CNN Türk'e ana akım medyanın hoş görmeyeceği birçok ismi konuk ettiniz. Nasıl bir dönemdi sizin için?
Her yayın organının kendi politikası vardır. Merkez medya daha çoğulcu olmak durumundadır. Normal bir memlekette ben iyi olanağım. Geniş ileyici perspektifine söz söylebilecek konukları çıkartıyorum. Tarafsız olmak safsatadır. Önemli olan adil olmaktır. Bugün haksızlığa uğradığımı düşünüyorum, çünkü seyircim cezalandırıldı. Ama bundan bir mağduriyet yaratmam. İnsanlar Gezi'de bedel ödediler, hayatlarını kaybettiler. Bu kadar büyük bir travmanın yaşandığı dönemde “kovuldum” diyerek bir mağduriyet yaratmak son derece anlamsız. Haksızlığa uğradığımı söylerim sadece. Aykırı Sorular bir üslup getirmişti ama hayatımdaki en önemli şey değildi. Aydın Doğan, CNN Türk ve Genel Müdür Barış Tünay'ın arkasından konuşmam. Böyle bir şey benim ahlakıma uygun değil, bunun da ayıp olduğunu düşünüyorum.
»“Aykırı Sorular” Cumartesi günleri farklı bir formatta ilerliyordu. Ayrılma sürecinizde ilk önce programınız tek güne düşürüldü. O süreç nasıl ilerledi?
Yaz başında iki programa inmiştik. Yeni sezonda da iki program olacağının sinyalleri geliyordu zaten. Bu bir yayıncılık bakışıdır. Öyle düşünülmüştür. İKİ yerine bir olduğunda da yorum yapmadım. Hatta o esnada “Niye bırakmadın” denildi. CNN Türk'te kadrolu değildim. Ben para için göz yumma dürtüsüne girmedim. Anladığım o ki; siyaseten net bir tavır almam, bu yıl onlarla çalışamayacağım durumuna geldi. Yarın bir gün insanlar seninle çalışmak isterler, sen de kendi kimliğini koyarak masaya oturursun. Kim olursa olsun.
Kitabımı neden Doğan Kitap'tan çıkardığımı sorgulayanlar var. Türkiye'deki bakışın problemini yansıtıyor bu soru. Kitap sözleşmesi bir gecede yapılmıyor. Sözleşmemi yapıp kitabı teslim etmişim. Kitabın çıktığı hafta da bir başka Doğan kuruluşluyla yollarım ayrılmış. İkisi apayrı kurumlar.
»’Çanak soru’ polemiği süreci hızlandırdı mı?
Onu bilmem mümkün değil. Bir “yazı insanı”nın polemik üzerinden kimlik oluşturmasını doğru bulmam. Kendimizi çok fazla önemseyerek bu polemiklerde olmak fikir adamlığımız gölgeler. Başka türden fikir tartışmaları içinde olurum. Bunlar da anlamlıdır.
»“Aykırı Sorular” devam edecek mi?
Birkaç kanalla konuştum. Bir an önce ekran bulayım gibi bir acelem yok. Herkes gibi evimi geçindiriyorum. Ben de ülkede olan gelişmeler içinde kendime yer bulacağım.
***
BirGün’den hiç kopmadım
»BirGün maceranız başladı bugünlerde...
Birçok insan BirGün'de yazmaya başladığım için tebrik etti. “Hemen iş buldun” gibi şeyler söylendi. Bizim BirGün'le bir yoldaşlık duygumuzun var olduğunu, bundan hiçbir gelir elde etmediğimi herkesin bilmesini isterim. BirGün'ü pamuklar içinde saklayıp korumaya çalışıyoruz. BirGün bize bir zemin yaratıyor. Orada emekçi arkadaşlarımız var, onların paralarının ödenmesi çok önemli. Biz de gazetenin asıl sahipleri için bir katkı yapıyoruz. BirGün benim için kıymetli olduğu için önemli.
»Türkiye medyasında BirGün nasıl bir soluk sizce?
BirGün çok saldırılan bir mecra oldu. BirGün seküler ve ilerici bir sesi benimseyen kitleye hitap etti. Kİtle büyüyünce marjinal tartışmalar yaşandı. BirGün'ün pusulasının doğru olduğu şuradan belli; BirGün'e saldıranların hepsinin nerede olduğuna bakın, bir de BirGün'e. Saldıranların hiçbiri sözlerinin arkasında duran insanlar değil. BirGün sınıfsal bilinç, insan hak ve özgürlüğünün en önemli şey olduğunu düşünen, eşit yurttaşlık hakkını savunan, seküler bir zemin. Kemalist tabanda da karşılık bulabilir, anti-emperyalist tabanda da, sosyalist tabanda da. Bu liste uzar ve bu iyidir. Gazete de böyle bir şeydir zaten. Bir dönemin ruhunu yansıttı, onu da koruyor.
»Sizin içinizde nasıl bir heyecan var BirGün'e döndüğünüz için?
BirGün'den hiç kopmadım. Arkadaşlarım orada her zaman. Söyleşi verdim, Birgün insanlarını ekrana çıkarttım. Geçen yıldan beri yazmam için bir plan vardı ama Aykırı Sorular'ın yükünden dolayı bundan imtina eder vaziyetteydim. Soru soran birisinin her gün fikir beyan etmesini soru sorarken elini zayıflatacağını düşünüyordum. Şu anda bir ayağı siyasette, bir ayağı edebiyatta olan yazılarıma devam edeceğim. Birgün okurundan büyük oranda destek geldiğini görüyorum. Bir de hakikatı çarpıtmak için tepinenler var. Bana halen “Ceylan Önkol'a leş dedin mi?” diye soranlar var. O yazı ortada, böyle bir şey yok. Ben Ceylan'ı ve Berkin'i, Roboski'deki insanları, Reyhanlı'da, Ceylanpınar'da ölen insanları aynı görürüm. Evladı olan bir kimseyim. İroniyle başka bir zemini koydum. Bunun üzerinden alınacak bir yol yok. Böyle bir dil kurmak bence acziyet göstergesi.


