birgün

23° AÇIK

Yeldeğirmenlerine Grev’le saldırıyoruz

Bursa’da 1910 yılındaki kadın işçilerin direnişinin anlatıldığı “Grev” filminin senaristi ve yönetmeni Metin Yeğin, “Herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı bir dünyanın içerisinde dayanışmanın neşesiyle hareket ediyoruz” diyor.

KÜLTÜR SANAT 08.11.2021 10:00
Yeldeğirmenlerine Grev’le saldırıyoruz
Abone Ol google-news

Işıl ÇALIŞKAN

Günümüzde iktidarın her anlamıyla yok saydığı “Grev”i dayanışma ile büyütmenin tam zamanı. Belgeselci, yazar Metin Yeğin, “Grev” filmi ile hem içinde bulunduğumuz çağın koşullarına hem de sinema sektörüne bir karşı duruş sergiliyor. Film, 1910 yılının Osmanlı İmparatorluğu’nda, Bursa’da ipek işçiliği yapan kadın işçilerin kötü çalışma koşullarına karşı gösterdikleri direnişin, bütün dünya ile iç içe geçen kurmaca öyküsünü konu alıyor.


Çekimleri Türkiye ve İspanya’da tamamlan filmin başrollerinde La Casa de Papel dizisinde Lizbon karakterini canlandıran Itziar Ituño Martínez’in yanı sıra Tansel Öngel, Pelin Batu, Orhan Alkaya ve Nihan Aşıcı yer alıyor. Kadın işçilerin yumruğunu kaldırdığı film, vizyonda seyirciyle buluşuyor. “Grev” dayanışmasını Metin Yeğin ile konuştuk.

1910 yılının kadın grevini filme dönüştürme düşüncesi nasıl gerçekleşti?
Ben sokakları anlatan belgeseller yapıyorum yıllardır. Sadece belgesel çekmiyorum. Yazıyorum da aynı zamanda. Ben aslında Walter Benjamin’in tanımıyla bir anlatıcıyım. Şimdi kurmacada her anlamda yok sayılan bir grevi anlatmak istedik. Sinema sektörü olarak, gerçek hayatta yok sayılan. Böyle bir şey yaşanmamış gibi sanki. Film çekimi sırasında fabrika sahnesinde yardımcı oyuncular gelmişti. Onlara “Aranızda işçi olan elini kaldırsın” dedim. Herkes kaldırdı. “Peki greve katılan var mı?” dedim. Yok. Bu yüzden böyle öyküler var ve bunların anlatılması gerekiyor. Böyle bir konuyu sinema sektörü gibi devasa sermayenin ihtiyacı olduğu bir biçimde başka türlü kolektif bir örgütlenmeyle anlatmak gerekiyor. O yüzden film birbirine bağlı zaten. Bertolt Brecht’in dediği gibi ”Nasıl yendiydi Galyalılar’ı Sezar?, E bir aşçı olsun yok muydu yanında?” Biz o aşçının hikâyesini anlatıyoruz aslında. Bu yüzden ya bu grevi seyredin ya da padişahların filmini seyretmeye devam edin.

Film günümüzde unuttuğumuz bir şeyi daha hatırlatıyor. Umudu…
Hiçbir zaman böyle bir şey olmaz dediğinizde bile oradan bir umut çıkar. Ben dünyadaki isyanları anlattığımda “Yok canım burada öyle bir şey olmaz” diyorlardı. Ondan sonra Gezi yaşandığı zaman dünyanın nasıl bir anda değişebileceğini ve matematiksel olarak “Onların şu kadar silahı var, bizim hiçbir şeyimiz yok”a dayanmayan bir dönüşüm yapılabileceğini gösteriyordu. Film de öyle bir şey.

Grev konusuyla doğru orantılı olarak film de bir dayanışmanın ürünü olarak ortaya çıkmış. Nasıl bir dayanışma söz
konusuydu?
40 yıl önceden siyasi hareketlerden sokaklarda birlikte olduğumuz Kanada’da yaşayan bir arkadaşımla yola çıktık. Tanju Uysal. Filmde La Casa De Papel’in Lizbon’u da bizimle dayanışma içindeydi. Ki şu anda dünyanın en ünlü oyuncularından biri. Bir filmde sağdan sola geçsin 100 bin dolar alır. Bütün oyuncu arkadaşlarımız kolektif ama bunun yanında kamera asistanımız da kolektif olarak dâhil oldu. Kimse para için oynamadı o ayrı bir şey ama eğer biz bu filmden para kazanırsak başta herkes aynı parayı alacak. Ama tabii ki Orhan Alkaya’nın arkasında 30 yıllık bir geçmiş var o 2 birim alacak. Bunu herkese anlattım tek tek. Zaten filmin buraya geleceği hakkında bile endişeliydi birçok kişi. Biz aslında kocaman bir endüstriye yeldeğirmenine saldırıyoruz. Onların konusu olarak saldırıyoruz. Grev olmayan yok sayılan bir hikâye olarak, parçalayan bir hikâye olarak, yapılış biçimi olarak saldırıyoruz. Herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı bir dünyanın içerisinde biz dayanışmanın neşesiyle hareket ediyoruz. Ve çekimlerde de böyleydi. Bir hiyerarşi yoktu. Biz gerilla usulü çalışıyorduk. Daha ufak ama daha hareketli, samimi ve birbirini tutan şekilde... Bu yanının da filme yansıdığını düşünüyorum. Biz bu dünyada grevin olduğunu hatırlatmaya çalıştık. Bu dünyada yaratan işçilerdir. Elimizi kaldırdığımızda gördüğümüz ve onu sıktığımızda ortaya çıkan yumruk işçilerin simgesidir. Bunu hatırlatmaya çalıştık.

BİZİM DEVLETİMİZ YOK DAYANIŞMAMIZ VAR

Bu karşı durduğunuz ve direnişin simgesi olarak yer aldığınız sinema sektöründe filmin yer bulma süreci nasıl gerçekleşti?

Burada bir sürü iyi film kendisine yer bulamıyor tabii ama burada cast’ın var olması çok önemli, ama onun dışında savaşıyoruz. Bize 100 sinemada çıkacak dendi. Son gün 17 sinemada çıkacağını öğrendik. Bunlardan bir tanesi Ordu Ünye mesela, İstanbul’da Kadıköy, Bakırköy, Beşiktaş, işçi semtleri Kartal’da yok. Seanslar da gündüz seansı. 11.00 falan mesela. Kim gidebilir? Sinemada olması da yetmiyor. Tamam, sinema sektörü çok çekti ama ancak bizim gibi başka türlü davranma biçimiyle insanlar tekrar sinemaya gelirler. Bunu anlatamadık. #greviseyretmekistiyoruz ve #heryerdegrevolsun gibi hashtag’ler başladı. Bu sefer grev seyircisini, seyircisi grevini örgütlemeye başladı. Dağıtımcıyla kavga dövüş ilerliyoruz. Nerede 20 seyirci varsa orada seans açtırmaya çalışıyoruz. Bingöl’de Adıyaman’da, Edremit’te Afyon’da, Konya’da… Türkiye’nin her yerine gidiyor film. Kapalı sinemaları açtırmak istiyorlar. Ve bunu da kültür merkezleri gibi bana göre kendimizi içine hapsettiğimiz alanlarda değil, özellikle bu sinema piyasasının içine girmeye çalışıyoruz. Biz koçboynuzumuz grev ile beraber arkadaşlarımızın dayanışması, kolektif örgütlenmeleriyle beraber bu piyasanın içine girip bu ülkede işçi filmi, isyan filmi yapılır ve bunun da izlenir olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Bu mücadele sadece Grev için değil sonraki benzeri filmlerin kendine alan bulabilmesi için aynı zamanda. Birileri filmin devamında farklı filmler yapabilme şansımızın olmasını veya biz de varız demek istiyorlarsa askıda bilet de alabilirler. Kültür Bakanlığı, “Mehmet Akif” filmine bir milyon bilet almış, bizim devletimiz yok. Ama bizim de bir dayanışmamız olduğunu düşünüyorum.

yeldegirmenlerine-grev-le-saldiriyoruz-941568-1.



Kadın grevini anlattığınız bu filmde kadın ruhunu çok iyi yansıttığınızı düşünüyorum. Bir erkek olarak kadın direnişini aktarmak sizin için nasıl bir tecrübeydi?
Çok teşekkür ederim. Bu benim için güzel bir iltifat. Bu erkeksi dünyada kadın gibi düşünmek daha doğrusu Türkçe’de kendisini tanımlayan erkten, iktidardan bağımsız düşünce yapmaya çalışmak beni çok sevindirir. Kadın gibi düşünmeyi iktidarsız düşünmek olarak tanımlamaya çalışıyorum. Bir taraftan iktidarın yoğun bir şekilde merkezileşmesi ama aynı anda zerreler haline dönüşerek iktidarımızı kendi kafalarımızda inşa etmemiz ve buna karşı da kadın bu ezilmiş halinden başka bir duruma geçebilme mücadelesini koyuyor. Bu yüzden de önemli. Film bu yüzden bir işçi filmi olduğundan çok daha fazla bir kadın filmi olduğunu düşünüyorum.

MÜCADELENİN DEVAMI VAR

“Devamı gelecek” ibaresi vardı filmin sonunda. Aynı konu üzerinden mi ilerleyeceksiniz yoksa devrimci mücadeleler üzerinden mi?

Tam olarak böyle bir kuşku uyandırmaktı amacım aslında. Birincisi mücadele devam edecek sloganı. İkincisi de filme devam edeceğiz. Çünkü bana göre İspanya Devrimi dünyada çok önemli bir şey. Daha az görünen fazla bakılmayan bir hikâye ama İspanya Devrimi’nde eğer devrimciler kazansaydı sosyalistler, komünistler, anarşistler kazansaydı İkinci Dünya Savaşı bile olmayacak başka türlü dönüşecekti. Dünya belki de başka bir hal alacaktı gibi geliyor. Önemli simgesel bir nokta, bu yüzden onu da vurgulayıp devam edeceğiz. Bundan sonra çok muhtemel kadınların erkekleri öldürdüğü bir film yapacağız. Yine dünyadaki ünlü oyuncularımızla birlikte çalışacağız.

***

Dayanışma büyüyor

Ülkenin dört bir yanında Grev dayanışması büyüyor. Filmin seansları şöyle:

•İstanbul: Cinetech Mall of İst-19.00

•İstanbul Mecidiyeköy: Cintech Torun Center–13.15/15.45

•Beyoğlu: Cine Majestik–19.30

•İstanbul Esenyurt: Prestige Centre–20.00

•Bodrum: Cinemarine–11.00

•Bursa: Cinetech Zafer Plaza–19.00

•Diyarbakır: Ceylan Sineması–19.00

•Edirne: Erasta Cinemarine–11.00/21.00

•İskenderun: PRIMALL-Prestige–18.30

•İzmir: Karaca-14.15

•İzmit: Symbol AVM–11.00

•Datça: Muğla Sineması–20.30

•Söke: Novada Cinemarine–20.00

•Ankara: Büyülü Fener–14.30/17.00/19.30

•Van: Cinemaximum Van AVM–14.00

•Konya: KENT PLAZA Cinemaximum

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Video haberler için YouTube kanalımıza abone olun

Birgün'e Abone ol