birgün

23° AÇIK

DÜNYA 19.05.2020 06:36

Yemen’deki siviller neden Amerikan yapımı bombalarla öldürülüyor?

Yıllar boyunca düğün salonlarına, cenaze törenlerine, balıkçı teknelerine, bir okul otobüsüne düşen ABD yapımı bombalar binlerce sivili öldürdü. Yemen’deki büyük insanlık trajedisinin baş sorumlularından biri de Amerikan Raytheon Company silah şirketi

Yemen’deki siviller neden Amerikan yapımı bombalarla öldürülüyor?

MICHAEL LAFORGIA - WALT BOGDANICH
BirGün Çeviri Kolektifi

ABD Başkanı Trump, Suudi koalisyonuna milyarlarca dolar değerinde satışlar yapan Raytheon gibi üretim firmalarını yasal silah tüccarları olarak değerlendiriyor. Obama yönetimi de başlangıçta Suudileri desteklemişti, ancak daha sonra binlerce insanın ölmesi sonucu bu kararından pişmanlık duyarak geri adım atmıştı.

Yıllar boyunca, düğün salonlarına, cenaze törenlerine, balıkçı teknelerine, bir okul otobüsüne düşen bu bombalar binlerce sivili öldürdü ve Yemen'de dünyanın en kötü insani krizlerden birinin yaşanmasına yol açtı.

Amerikalı yetkililer tarafından da yasal olarak onay almış Amerikan şirketleri tarafından sağlanan silahlar, Suudi Arabistan'ın pervasız bir savaş süreci yürütmesine destek sağlamış oldu. Ancak Haziran 2017'de, etkin bir Cumhuriyetçi senatör, yeni satışlara onay vermeme kararıyla yeni satışların kesilmesini sağlamış oldu. Bu, katliamı durduran bir gelişmeydi.

Tehlikeye atılan milyarlarca dolar, başkanın sözüne değer verdiği yardımcılardan biri olan savaş yanlısı ticaret danışmanı Peter Navarro, senatörü tersi yönünde karar vermeye ikna etme görevini yerine getirdi. Navarro, Amerikalı silah yapımcılarına danıştıktan sonra, Jared Kushner ve diğer üst düzey Beyaz Saray yetkililerine, muhtemelen Trump'ın kendisi tarafından yapılmış müdahale çağrısının bulunduğu bir not yazdı. Bu not, “Trump'ın Ortadoğu'ya yapılacak silah satış anlaşmasının riske atılması, beraberinde ticari kayıplar da getirecektir” başlığıyla gönderildi.

yemen-deki-siviller-neden-amerikan-yapimi-bombalarla-olduruluyor-733328-1.

Suudiler haftalar sonra Amerikan silahlarını satın almakta tekrar serbest kalmış oldular.

Daha önce bildirilmemiş olan bu müdahale, Trump yönetimindeki Amerikan dış politikasında ekonomik hususları genellikle diğer hususların üzerinde yükseltmesi gibi temel bir değişiklik olduğunun altını çiziyor. Geçmiş yönetimlerde, yabancı devletlere yapılan silah satışlarının çoğunlukla diplomatik hedeflere ulaşmak için gerçekleştirilir veya durdurulurdu. Trump yönetimi ise satın alanların silahları nasıl kullandıklarına çok önem vermeksizin, esas olarak elde edilecek kârlara ve yarattıkları iş fırsatları için bu politikayı sürdürüyor.

Trump, Çin'e karşı ortaya attığı polemiklerle tanınan Kaliforniyalı ekonomist Navarro'ya Oval Ofis ve savunma firmaları arasında bir kanal olması için başvurdu. Beyaz Saray, ayrıca silah ihracatı kurallarını yeniden yazarak, yabancı ordulara silah satışını da hızlandırmış durumda. Silah anlaşmalarına lisans vermekten sorumlu olan Dışişleri Bakanlığı da, bu satışları daha agresif bir şekilde teşvik etmekle suçlanıyor.

SAVUNMA SANAYİYE EN AÇIK YÖNETİM

Büyük silah üreticilerine başvuran uzman analist Loren B. Thompson da, bu durumu “Bu Beyaz Saray, savunma sanayisi yöneticilerine hatırladığımız tüm diğer yönetimlerden daha açık” şeklinde ifade etti.

Yaşanan hiçbir dış karışıklık, bu politikanın yarattığı etkileri Yemen'deki savaştan daha fazla açıklamamıştır. Gözden geçirilen binlerce sayfalık kayıt ve yürütülen bu politikaya hakim veya karar alma süreçlerine katılan elliden fazla kişiyle yapılan röportajlara göre, Trump'ın silah satışlarını benimsemesi, zaten istikrarsız olan dünyanın bu değişkenlik gösteren bölgesini daha da istikrarsızlaştıran, 100 binden fazla insanın ölümüyle sonuçlanan çatışmanın uzamasına da bir zemin oluşturmuş oldu.

Suudilere satış yapan Amerikalı silah üreticileri hissedarlara karşı sorumlu olduklarını ve yanlış bir şey yapmadıklarını iddia ediyorlar. Yabancı ordulara silah satışının Dışişleri Bakanlığı tarafından onaylanması gerektiğinden, şirketler siyasi davranmadıklarını, sadece işlerini yürüttüklerini ifade ediyorlar.

ASIL SORUMLULARDAN: RAYTHEON

Ancak Yemen'deki durumun kötüye gitmesinde sorumlularından biri olan Raytheon Company firması, Amerikalı yetkililerin kararlarını beklemekten fazlasını da yaptı. Şirket, Suudi Arabistan'a yapılan insani yardım malzemesi satışlarını artırmaya çalışan kongre üyelerini, kendi çıkarlarını koruyabilmek için etkileme yönünde büyük uğraşlar verdi.

Suudilerin büyük silah tedarikçilerinden birisi olan Raytheon, Yemenli sivillerin ölümlerinde insan hakları örgütleri de dahil olmak üzere pek çok kesim tarafından hedef alınsa da, krallığı uzun zamandır en önemli yabancı müşterilerinden biri olarak görüyor.

2015'te başlayan Yemen savaşında, Obama yönetimi Suudileri destekleme yönünde aceleci bir karar verdikten sonra, mevcut ABD hükümet kayıtları üzerinde yapılan analize göre, Raytheon yeni bomba satışlarına 3 milyar dolardan fazla para ayırmış durumda.

Anlaşmaları sürdürme niyetinde olan Raytheon, sanayi oyununu kuralarına göre oynadı. Lobi üyesi olması gerekmeyen eski Dışişleri Bakanlığı görevlilerini eski meslektaşları üzerinde satışları onaylamaları yönünde baskı oluşturmak için federal boşluklardan yararlandı.

Dahası, şirket Washington'da güçlü bir nüfuza sahip olsa da - baş lobici Mark Esper, Ordu sekreteri ve daha sonra da Trump yönetiminde savunma sekreteri olması beklentilerle, daha da yakın bağlar kurma arayışında oldular.

Raytheon’ın çıkarılarını koruması adına Beyaz Saray yetkililerine müdahale eden ve Trump yönetiminde itibarı azalmış olan Dışişleri Bakanlığı üzerinde de bu tartışmaları anlaşmaların sürdürülmesi konusunda şiddetli bir baskı kuran Navarro'yla yakın bir ilişkide olmaya çalıştılar.

Ayrıca, Esper ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ile yakın bağları olan ve üçünün de West Point'teki 1980'lere dayanan bir samimiyeti olan lobici David J. Urban'ın yardımını da aldılar.

Vatandaşlar savaşa tepki göstermesi, Demokrat ve Cumhuriyetçi bir grup Amerikalı yetkili, Suudilere silah satışını engelleyerek üç kez katliamı durdurma girişiminde bulundu. Onların çabaları, büyük ölçüde Raytheon'a destek veren Beyaz Saray tarafından boşa çıkarıldı.

Çok defa bir açıklama talebinde bulunulan Raytheon temsilcileri gazetecilere yurt dışına yapılan satışlar hakkında konuşmayı reddetti. Şirket sözcüsü Corinne Kovalsky, aralık ayında “Yabancı ordulara yapılan satışlara ilişkin en doğru muhattabın ABD hükümetindeki yetkililer olduğuna inanıyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı.

Her iki parti milletvekilleri de, Yemen savaşı sürecinde hala devam etmekte olan silah satışlarını kınayarak, insani ve güvenlik durumlarına yönelik silahların bir kısmının ülkedeki cihatçı grupların eline geçebileceğine dair kaygılarını dile getirdi.

Utah bölgesinden Cumhuriyetçi Senatör Mike Lee, yönetimin çatışmaları destekleyen yaklaşımını açıktan eleştirerek “Bu silahların gerçekten nasıl kullanıldığını veya gelecekte ABD birliklerine karşı da kulanılıp kullanılmayacağını bilmiyoruz. Bu savaşa Kongre tarafından asla izin verilmemeliydi" ifadelerini kullandı.

Başka senatörler de, başkanın silah satış politikalarının ABD'nin itibarını düşürdüğünü dile getiriyorlar.

Komünist Polonya'da doğan New Jersey eyaletinin Demokrat Senatörü ve Barack Obama başkanlığı döneminde Dışişleri Bakanlığı'nın insan hakları bürosunu yöneten Tom Malinowski “İnsanlar bize izliyor. Dünyada, sahip olduğumuz bu muazzam gücü, doğrudan çıkarlarımızla dışında kullanabilen tek ülkeyiz" ifadelerini kullandı.

“Başkan Trump gururla Suudi Arabistan'a silah satmaya devam etmemiz gerektiğini söyledi çünkü bize çok para ödüyorlardı diyen Malinowski sözlerine şöyle devam ediyor: “Anlaşılan, başkan dış politikayı her ülke bir şirket ve sanki bizim işimiz de para kazanmakmış gibi emlak işiyle eş değer görüyor."

Trump yönetimi, Suudi Arabistan'a silah satışını büyük bir ticari faliyet olarak görürken, Amerikan ekonomisi için de hayati bir öneme sahip olduğunu savunuyor.

Trump, gazeteci ve aynı zamanda bir Amerikan vatandaşı olan Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi sonrasında Ekim 2018'de Fox Business'a verdiği demeçte “İnanılmaz bir ekonomi yarattık. Boeing'i istiyorum, Lockheed'i de istiyorum ve Raytheon'un bu düzeni devam ettirmesini ve bu inanılmaz donanımı üretmesi için daha çok insanı da işe almasını istiyorum” ifadelerini kullanmıştı.

TRUMP’LA BERABER ARTIŞA GEÇTİ

Kayıtlar, ABD hükümeti tarafından izin verilen yabancı ülkelere silah satışlarının, Trump'ın başkan olduktan sonra ciddi bir oranda arttığını gösteriyor. Trump’ın yönetimdeki ilk üç yılında gerçekleşen yıllık yaklaşık 51 milyar dolarlık ihracat, Obama'nın son döneminde yılda 36 milyar dolar olarak gerçekleşen ihracata kıyaslandığında artışın boyutunu ortaya koyar nitelikte.

Silah sanayisi grupları, Trump’ın ilk iki yılında savunma sanayisinde satılan ürün miktarının yüzde 3,5'ten fazla bir artışla 880 bine yükseldiğini, ancak en son elde edilen rakamların kaçının üretilerek yapıldığını ortaya koymadığını aktarıyorlar.

Beyaz Saray, Ulusal Güvenik Konseyi'ne yönelik açıklama taleplerininin yanı sıra, bir sözcü de “İran ve Husi vekillerinin” Suudi Arabistan'ı hedef aldığını ve Amerikalıları da tehlikeye attığına dair bir açıklama yaptı. Sözcü John Ullyot, “Suudi Arabistan’ın bu tehditlere karşı savunma hakkını desteklemeye devam ediyoruz, sivil kayıpları önlemek için de gerekli tüm tedbirlerin alınmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, yönetimin “ekonomik güvenliğin, bir ulusal güvenlik meselesi" olduğunu ve hükümetin “ulusal çıkarlarımıza uygun savunma satışlarına yönelik hak arayışımızı güçlendirdiğini” kaydetti. İnsan haklarının diğer hususlara göre arka planda bırakıldığına dair görüşlere karşı çıkarak, yeni yaklaşımlarının askeri eğitim ve müttefiklerle yapılan diğer programlar arcılığıyla “aslında insan haklarına yönelik odağı güçlendirdiğini” vurguladı.

Obama başkanlığı döneminde görev yapmış eski bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi olan Anthony Wier, her iki tarafın geçmişteki yöneticilerinin silah satışlarından sağlanacak ekonomik karlarıyla, temeldeki gerçekler arasında bir denge sağlamaya çalıştıklarını söyledi.

Wier, “Bu, birçok fabrika üretimi sağlayan ve çok sayıda devletin dahil olduğu önemli bir ihracat endüstrisi, ancak Yemen'de bir okul otobüsünün hala dibinde olduğu, ölü çocuklarla dolu derin bir çukurun oluştuğu da bir gerçek" ifadelerini kullandı.

BAŞKANLA İLİŞKİ

Trump, başkanlığı Amerikan üretimini canlandıracağına dair verdiği bazı vaatleri sayesinde de kazandı.

7 Kasım 2016'da yapılan seçimden bir gün önce, N.C., Raleigh'de gerçekleştirdiği bir küçük mitingde, “Sizden çalınan işleri sizlere geri kazandıracağız. Madencileri, fabrika işçilerini ve çelik işçilerine tekrar iş sağlayacağız. Onları tekrar iş bulacağız.” gibi vaatler açıklamıştı.

Ancak Trump yönetiminde görev yapmış üç eski yetkilinin açıklamalarına göre, zaferin ilk parıltısının azalmaya başladı. Trump’ın asistanları, yürütme organının kendi başına üretim ve ticareti etkileyebileceğine dair pek de etki yapamayacağını fark etmişlerdi.

Kampanya danışmanlarından birisi olan Navarro, bir çözüm niteliğinde olduğunu düşündüğü bazı uygulamalar gerçekleştirdi. Harvard'da eğitim görmüş bir ekonomist olan Navarro, yönetim stratejisi üzerine ve “Brezilya'da Yağmur Yağıyorsa Starbucks Satın Al” adlı bir yatırım tavsiyesi kitabı gibi kitaplar yayımladı.

Amerikan silah endüstrisine dair bir uzmanı olmasa da, Trump'ın en güvenilir danışmanlarından Stephen K. Bannon da dahil olmak üzere, Trump'ın geçiş ekibinin üyelerine, ulusal güvenliği teşvik etmenin ve savunma endüstrisini geliştirecek tarifeleri uygulamaya koymanın, üretim işleri yaratmada ve ticaret açığını daraltmak için önemli yollar olduğunu aktardı. Bu görüşmelerden sonra, Banon da bu uygulamaları benimsedi.

Aralık 2016'da gerçekleşen seçimle birlikte yeni kurulan Ulusal Ticaret Konseyi başkanı olan Navarro, Beyaz Saray'daki diğer daha köklü rollerle çelişen kötü tanımlanmış bir pozisyona gelmişti. Ve kuruluşun sadece kâğıt üzerinde var olsa da, ismi ona çeşitli yetkililerle zorlu tartışmalar yaşadığı kabine düzeyinde toplantılara katılım yetkisi kazandırdı.

Trump, gerçekleştirdiği başka uygulamaların yanı sıra yabancı ülkelere silah satışlarını da artırarak Amerikan savunma üretimini durdurma sorumluluğunu da üstlenmiş oldu. Savunma sanayisi şirketleri ön plana çıkmaya başladı.

Trump’ın göreve başlamasından sonra, Raytheon ve diğer bazı şirketlerin temsilcileri Navarro'la görüşmeye ve onu sözlerine göre hareket etmeye başladılar. Kısa bir süre sonra Navarro ile sonraki süreçte Raytheon'un CEO'su ve şimdi de icra başkanı da olan Thomas A. Kennedy de dahil olmak üzere sanayi liderleri arasında bir öğle yemeği toplantısı düzenleyen Thompson, Navarro'nun Çin'e karşı sert duruşunun iyi bilindiğini ve bunu şirketlerin kendi yararları için kullanıldığını söyledi. Savunma sanayisi şirketleri kendilerini Çin'e karşı güç kaybetmeyen az sayıdaki yüksek teknoloji endüstrileri olarak sundular.

Trump'ın başkanlığının ilk yıllarında, yardımcılar birbiriyle tartışmalar yaşarken, düzenli olarak devam eden gelişme ise Navarro'nun girilecek türbülansı engelleyeceğine dair önemli bir görev iddiası ortaya koyuşu ve silah yöneticileri ile olan yeni bağlar kurmaya devam ediyor olmasıydı.

Navarro'da, şirketlerin önemli gördüğü konularda üst düzey liderlerle yüzleşmekten çekinmeyen bir güç olduğunu aktarıyorlardı. Bazı yetkililer fikirlerine karşı çıkarak, onu marjinal göstermek için çabalasalar da Navarro, Kushner ve Trump üzerindeki etkisini sürdürmeye devam etti.

Trump da, etrafında ticaret konularında iddialı olan bir Ivy League (Sarmaşık birliği) ekonomisti olmasından hoşlanmıştı. Başkan, sırasıyla, Navarro'nun Suudi Arabistan ve diğer ülkelere defalarca silah satışları yaptığını, bazen Raytheon ve diğer silah üreticileri tarafından sürdürülen fikirlerine kulak verdiğini kendisi de açıklamıştı. Öyle ki bir röportajında, Navarro, işinin amigoluk değil Trump'ın ekonomi politikalarını yürütmek olduğunu söylemişti.

Navarro, sorulan bir soruya, “Ben, şirketleri korumuyorum, Başkanı ve Amerikalı işçileri üniformalı kadınlarımızı ve erkeklerimizi savunuyorum. Olan bu. Dönem de bu. Nokta” ifadeleriyle cevap vermişti.

Trump'ın sert silah satış politikaları, Dışişleri Bakanlığı'ndaki bazı kişiler tarafından endişeyle karşılanıyordu, çünkü bu makaleyi oluşturmak için görüştüğümüz insanları takip eden birkaç eski ve kamu oyuna açıklama yapma yetkisi bulunmayan eski Dışişleri Bakanlığı yetkililerine göre, hükümetin insan hakları sorunları ile ilgilenmek gibi bir gündemi yoktu. Geçmişteki hükümetler de bazen sorunlu rejimleri silahlandırarak kısa vadeli hedeflere ulaşmak için istekli davranmış olsalar da, Trump silah satışlarını şirketlerin kendi başına bitirebileceği işler olarak görüyordu.

Hükümetin, daha da kötü, derin dış politika ve ulusal güvenlik sorunları yaratacak sonuçları doğurabilecek silah anlaşmalarının özünü anlayamadıklarını bildirdiler.

2017 baharında yaşanan bir gelişme bu endişelere kanıt niteliğindeydi. Kushner ve bazı başka yetkililer, Trump'ın Suudi Arabistan'a yapacağı ziyaretten önce bir dizi silah satışı gerçekleştirmek isteyerek, Beyaz Saray'da bazı toplantılar düzenlediler, ancak yurt dışıyla yapılan anlaşmalardan sorumlu tek merci olan devletin kendisini davet etmemişlerdi.

Dışişleri Bakanlığı'ndaki silah ticareti uzmanları, toplantının gerçekleştiğini kıdemli bir Pentagon yetkilisinin eski ve görevde olan yetkilelere çağrısı ve onları acele davranmaları yönünde ikna etmeye çabalamasının ardından ancak öğrenebildiklerini açıkladı.

5 MİLYAR DOLARLIK TEŞVİK

Beş yıl önce Yemen'deki savaş başladığında, Raytheon çok gücü bulunmayan bir şirketti.

Merkezi Waltham'da bulunan Mass., yıllar içinde Patriot füzesi satışlarında gördüğü desteklerlerle, ABD'deki en büyük üçüncü savunma şirketi haline geldi. Ancak Raytheon, düşen kârları ve federal bütçe kesintileri sebebiyle git gide güç kaybetmesi üzerine, Şirketin Ceosu Kennedy, uluslararası satışlardan başlayarak işleri düzene sokmaya kararlı davranıyordu.

Raytheon, yabancı hükümetlere yaptığı satışlar sayesinde Lockheed Martin ve diğer Amerikan savunma devlerinden çok daha fazla kazanıyordu. Çok az yabancı müşteri Suudi Arabistan'dan daha fazla önem taşıyordu. Suudiler ile olan bağları, şirketin krallığını kalıcı hale getirdiği ilk Amerikan savunma sanayisi şirketlerinden birine dönüştüğü 1960 yıllarına dayanıyor.

O zamandan beri, nesiller boyu işleri sürdüren Raytheon yöneticileri, Saudis ile şirketin bağını güçlendirerek, kraliyet ailesinin üyelerini danışman olarak işe aldı, okullar inşa etti ve kraliyet tarafından önemsenen projelere yatırımlar yaptı.

Bu yakın ilişki, 11 Eylül saldırısından iki gün sonra, 11 Eylül Komisyonu'nun bir raporuna göre, Suudi Arabistan'lı üç üniversite öğrencisinin Raytheon’un Tampa, Fla'daki özel hava alanından ülkeden giriş çıkış yapmaya başlaması ortaya çıkarılmıştı. (Suudi kraliyet ailesinin bir üyesi de dahil olmak üzere çıkarılan bu erkeklerden hiçbiri, Suudi kaçaklar arasında olsalar da saldırılarla bir bağları yoktu)

Uzun zamandır süren bağlar, Bay Kennedy'nin şirketi büyütmesine de yardımcı oldu. Yemen savaşı başladığından beri, Raytheon krallığa ve ortaklarına en az 5 milyar dolar değerinde büyük satışlar gerçekleştirdi. ABD hükümeti kayıtlarına göre, şirketin seviye atlayarak, başka bir büyük savunma şirketi olan United Technologies ile birleşme anlaşması Nisan ayında tamamlandı.

Savunma ürünleri için yapılan anlaşmaların bazıları hükümetten onay da aldı. Ancak Suudilerin Yemen'de kullandığı 120 binden fazla özel bomba ve bomba teçhizatı da dahil olmak üzere bazı silahların satışında büyük yasal zorluklar da ortaya çıktı. Hükümet kayıtlarına göre, bu anlaşmalar 3 milyar dolardan fazla değeri olan en yüksek kazançlı satışlar arasındaydı.

Şirket açısından asıl sorun 8 Ekim 2016'da, Suudi koalisyon uçaklarının Yemen başkenti Sana'da bir hükümet yetkilisinin babasının cenaze törenini hedeflediği saldırıyla başladı.

Atılan ilk bomba binayı parçalamış, bazı insanları anında öldürmüş ve kalan insanları da çığlıklar içerisinde ateş altında bırakmıştı. İkinci bomba da, hayatta kalanlara yönelik arama kurtarma çalışmaları esnasında atılmıştı. Üçüncü bomba da, param parça olmuş binalar ve kaldırımlarda yaralı halde, ölümle mücadele eden insanların tam ortasına atılmıştı.

Jubran'daki saldırıdan kurtulanlardan biri olan 42 yaşındaki Hassan, insan hakları çalışanlarına “İnsanlar ateş içindeydi ve bazı insanlar diri diri yakıldı. Ayrıca çok sayıda çocuk vardı. Parçalanmı���� bedenleri her yere saçılmış üç çocuk cesedi de vardı.” açıklamalarını yapmıştı.

Suudilerin daha sonra bir hata olduğunu söylediği bombalı saldırıda en az 140 kişi öldü ve 500 kişi de yaralandı. Saldırıdan kısa bir süre sonra insan hakları çalışanları, enkazın ortasında bir Amerikan şirketi olan Raytheon'un kimlik numarasını taşıyan bir bomba parçası keşfetmişti.

Bu saldırı, insan hakları örgütlerinin savaşın ilk iki yılında şirketin yönetimiyle ilişkilendirdiği sivillere yapılan en az 12 saldırıdan biriydi.

2017 yılında ölü ve yaralı sivillerin olmasının şirket faliyetlerini sınırlandırıp sınırlandırmayacaklarına dair sorulan bir soruya Raytheon'un iş gelişimi başkan yardımcısı John D. Harris II CNBC'ye şu açıklamaları yaparak satışları sürdüreceklerini açıklamıştı: “ Ticari faliyetlerimiz kesilmeyecek, çünkü ürünlerimizi kullanan ülkelerin sistemi en uygun şekilde kullanması ve sistemi en doğru şekilde kullanma becerileri edinmelerinde çok sıkı bir uğraş veriyoruz”

Kaynak: NY Times

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız