birgün

12° AZ BULUTLU

GÜNCEL 19.11.2015 08:35

Yemin

İnsanların gelecekte yapacakları ya da yapmayacakları şeylere dair en güçlü ve bağlayıcı sözü vermeleri olan yemin her kültürde var. Verilen sözün bağlayıcılığının, bozulduğunda karşılaşılacak yaptırımın altını çizmek için, yemin eden için en kıymetli varlığın tanıklığına başvuruluyor.

Yemini yemin yapan onun içten gelmesi, samimiyeti. Zorla edilen bir yeminin zerre değeri yok.

İnsana bir yemin dayatmanın kötücüllüğü, hem zorlayan hem zorlanan açısından aşağılayıcılığı ile, bir dostluk maçında Yunan milli marşını ıslıklamak aynı damardan besleniyor. Fatih Terim’in “Ne oldu bize?” sorusunu, sıradan insanların doldurduğu stadyumlar için de, seçilmişlerin doldurduğu Büyük Millet Meclisi için de sormak gerek.

O “Büyük Millet Meclisi” ki başında “Türk” değil, “Türkiye” var!

Stadyumlarda, Ankara ve Paris’te katledilenleri nefretle ananlar varsa, bu kadar kötülük sarmışsa toplumsal bünyemizi, bir yeminin ancak inanılarak, içten gelerek edilebileceğini kime nasıl anlatacaksınız?

Ne oldu bize de; İngiltere’de bir stadyumda 70 bin İngiliz, Fransız milli marşını söylerken, aynı anda Türkiye’de bir stadyumda bir milli marş ıslıklanıyor, katliam kurbanlarına saygısızlık marifet sayılıyor? Nasıl bir zehir bu, damarlarımızda dolaşan?

Bir ay kadar önce, milli marşı protesto edilen Yunanistan parlamentosunda da yemin edildi. Üç farklı yemin; ikisi dini, biri seküler. İslami geleneklere göre Kuran’a el basarak yemin eden İskeçe Milletvekili Hüseyin Zeybek’in yemini geçersiz sayılmadı orada.

Hangisiyle gurur duyarsınız; operasyon yaptığı şehirlerin duvarlarına “Kurdun dişine kan bulaştı…” yazan üniformalı, stadyumlarda milli marş yuhalayan sivil ve Meclis’te bir yemine zorlayan fraklı Türklükle mi, kendisi İncil üzerine ya da seküler yemin ederken, Kuran üzerine yemin edene saygı duyan Yunanlıkla mı?

Yemin? İnsanların içten ve inanarak verdikleri güçlü söz… Demokratik rejimlerin parlamentolarında vurguyu halka, otoriter rejimlerde vurguyu devlete yaparak verilen törensel söz… Bu kez TBMM’ye milletvekili kapıları altından atılan bir notla; “yalan”la ve “yılan”la girdi.

“Ne oldu bize?”nin izini yeminimize olanlarla sürelim:

Toplam 23 maddelik ilk anayasa, 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda yemin yoktu.

1924 Anayasası’nın yemin metni vatan, millet vurgulu ve kısaydı: “Vatan ve Milletin saadet ve selâmetine ve milletin bilâ kaydü şart hâkimiyetine mugayir bir gaye takip etmeyeceğime ve Cumhuriyet esaslarına sadakattan ayrılmayacağıma vallahi.”

İslam’a göre ancak Allah’ın adıyla yemin edilebilirdi; vallahi, billahi, tallahi.

10 Nisan 1928’de tek sözcüklük ama önemli bir değişiklik oldu yeminde; “vallahi” çıktı, yerine “namusum üzerine söz veririm” geldi. Yemin sekülerleşti. Aynı tarihte devletin dininin İslam olduğu maddesi de çıktı anayasadan.

1961 Anayasası’nın yemini de kısaydı ve “halkın mutluluğu”na vurgu yapıyordu: “Devletin bağımsızlığını, vatanın ve milletin bütünlüğünü koruyacağıma; Milletin kayıtsız şartsız egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine bağlı kalacağıma ve halkın mutluluğu için çalışacağıma namusum üzerine söz veririm.”

Sonra 12 Eylül Anayasası geldi. 59 sözcüğü 11 adet “ve”, ve noktalı noktasız 7 virgülle birbirine bağlayan, “büyük” dedikleri “Türk Milleti”nin dilini küçülten bir cümle oldu yemin: “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakattan ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim.”

Leyla Zana, bu yemini, bir süre önce Kürt sorununu çözeceğine inandığı Erdoğan’a bakıp “onurlu ve kalıcı bir barış umuduyla” “Türkiye Milleti” önünde etti.

Bizi de, “Ne oldu bize?” diye sormaya, yemini sorgulamaya davet etti.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol