birgün

4° KAPALI

BİRGÜN PAZAR 29.12.2019 10:15

Yeni bir yıla girerken…

Yeni bir yılı hiç de umursamayan bir kesim daha var. Ama onların umursamazlıkları gamsızlıktan değil. Öğrenilmiş bir çaresizlikten. Tutamamaktan, tutunamamaktan, insan gibi yaşayamamaktan. Bu ülkede milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşıyor. Asgari ücretli birinin hayattan beklentisi yıllık 100-200 liralık zam mıdır? Karnını zor doyuran insanın yeni umutlara karnı toktur.

Yeni bir yıla girerken…

Nesli Zağlı

Biz sokaklarda, meydanlarda elini kolunu sallayıp ıslık çalarak gezen bir canlı türü değiliz. Çoğunlukla bileklerimizde saatler taşıyor, duvarlarımıza saatler asıyor ve medeni dünyadaki yaşamı takvim usulü bir düzende sürdürüyoruz. Bu nedenle de ay dönümlerini, yıl dönümlerini ve yeni bir yılın başlangıcını önemsiyoruz. Modern çağda insan zihninin her şeyin kontrol altında olduğunu hissetmesi için “dönüm noktalarına” ihtiyacı var. Bu aslında şaşırtıcı değil. Çünkü yetişkin hayatını yaşarken yaralanabiliyor, arızalanabiliyoruz. Yeni gelen bir yılda her şeyi temize çekmeye, arınmaya ve yenilenmeye ihtiyaç duyuyoruz. Herkes için olmasa da çoğunluk için bu böyle… Değişimi çok hayal etmeyenler ise karnı tok sırtı pek olanlar, tuzu kuru olanlar, işini, eşini, parayı taze bulmuşlar, sahip olduklarını kaybetmekten deli gibi korkan statükocular. Yeni bir yılı hiç de umursamayan bir kesim daha var. Ama onların umursamazlıkları gamsızlıktan değil. Öğrenilmiş bir çaresizlikten… Tutamamaktan, tutunamamaktan, insan gibi yaşayamamaktan… Bu ülkede milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşıyor. Asgari ücretli birinin hayattan beklentisi yıllık 100-200 liralık zam mıdır? Karnını zor doyuran insanın yeni umutlara karnı toktur. Bu yüzdendir ki yeni yıl dilekleri ve ritüelleri bir parça da sınıfsaldır. Sırf bu nedenle de mahallede ancak tüccar çocuğunun oynayabildiği meşin toptur. Yılbaşı üst orta sınıfın tekelindedir demek yersiz olsa da, yaşam kavgası veren birinin yılbaşı telaşına düşmesi fikri de pek gerçekçi değildir.

Burada yılbaşını gerçekten heves ve telaşla bekleyen mutlu azınlığa değinebilir ve bunun ardındaki psikolojiyi biraz irdeleyebiliriz. Kişisel olarak yılın son günlerini hep bir heyecanla geçiririm. Yeni yılın bu son günlerinde içimden uzun süredir izlediğim danışanlarımla oturup 2019’un muhasebesini yapmak ve yeni yıla dair beklentileri konuşmak geliyor. Sonra bunun sadece benim beklentim olduğunu, danışanların bu işleme hiç de benim gibi hevesli olmadıklarını fark edip kendimi durduruyorum. Bu elbette işin esprili yanı ama birçok insanın da 2020’yi yılbaşı akşamı programları, hediye fasılları, 2020 hedef ve dileklerine dair listelerle beklediği kesin. Bu değişim ve dönüşüm ihtiyacı çok şaşırtıcı değil mi? Gece saat 12’den önce yatmadığın alelade bir geceden farklı olmasına neden olacak ne anlamlar yüklüyoruz? Bence en çok kırılganlığımızı ve sıkılganlığımızı yüklüyoruz. Takvim işi zaman diktasında bir yıl örseleye örseleye tüketmiş ve gitmek üzere duruyor. Biz yaldızlı harflerle yazıyoruz: Bu sene değiş. Eski sen olma. Çok daha planlı, daha dikkatli, daha bakımlı, daha zengin, daha dingin ol. Tüm hırpalanmışlıklardan silkin ve yeni bir ben yarat. Bu dönüşüm ideallerinin bir kısmı gerçekçi olabilir elbette. Belli noktalarda davranışları veya düşünceleri değiştirmek mümkün olabilir. Örneğin takvim ve ajandalar kullanmaya başlayıp daha organize hale gelebilirsiniz. Peki, ama ne zamana kadar? 3 ay? 5 ay? Ya da bir hafta dolmadan vaz mı geçersiniz? İşin aslı bizi 2020’ye taşıyan tren değişmedi. Makinist bir başka ahenkle kullansa da tren aynı kara tren, yol aynı yol. Yaşama dair örüntülerimiz pek de kolay değişmiyor. Bu noktada vurgulamak istediğim değişmenin bir yalan olabileceği değil, değişim ihtiyacının çok da gerçekçi olmayabileceği. Çünkü hepimiz birbirimize benzemek zorunda değiliz. Hepimiz sosyal olarak dışa dönük, planlı programlı, az kilolu ve entelektüel olmak zorunda değiliz. Dolayısıyla yeni yıldan beklenti 0 kilometre bir araba olduğunda değil, güzelce bakımı yapılmış orijinalliği korunmuş bir tarz olduğunda gerçekle uyumu fazla olabiliyor.

Yılbaşı dışında da zihin ritüelleri seviyor. İnsanın anlam arayışındaki çentikleridir özel günler. Düğün ve cenazeler, yıl dönümleri, doğum günleri, yılbaşları. Dikkat ederseniz hepsinin kendine has pratikleri vardır. Özel günler bu nedenle zihnin sembolik öğrenmesini pekiştirir, insanı insancallıştırır. İnanırsınız inanmazsınız, katılırsınız katılmazsınız bilemem ama zihin otomatik pilottan çıkmayı, yeni renk, doku ve simgelerle uyarılmayı ve canlanmayı sever. Bu yönüyle eski simli kartpostalların, rengârenk süslerle donatılmış çam ağaçlarının, hediye paketlerinin, yılbaşı akşamına yönelik özel menünün rutini kırmada bir işlev göreceği kesindir. Senelerdir ülkemizde bağnaz bir kesimin “gavurlar noeli kutluyor, yılbaşı kutlanmaz” tepkilerine karşın azınlık da olsa bir grup yılbaşını kutluyoruz. Bazı kişiler yılbaşının bu haliyle kutlanmasının tüketim kültürünü körüklemekten öteye geçmediğini düşünebilir. Haksız da sayılmazlar. Hem alışveriş anlamında hem eğlence kültürü anlamında çılgın bir tüketim olduğu kesin. Ancak yılbaşı tüketmeyerek, değiştirip, dönüştürerek de değerlendirilebilir. Hediyeler geri dönüştürülmüş ürünlerden yapılabilir, insanların kendi yaşam alanlarında daha dengeli ve farklılık katan şiirli söyleşili ortamlar yaratılabilir vb. Her şeyin daha makul, daha akılcı ve etik olabileceği gerçektir.

İşin aslı gerçek anlamda bir yılbaşı muhasebesi yapmaktan kaçındım kendi adıma. İyilikler ve kötülükler, hastalık ve sağlık, başarılar ve hatalar yaşadığımı söyleyebilirim daha birçok şeyle birlikte. Ama kendi ülkemi düşündüğümde bilanço hep kayıplara meyilli, hep handikaplı. Gün geçtikçe görüşme yaptığım kişilerden ülkeye dair daha büyük korkular ve karamsarlıklar dinliyorum. Görünürde umutlu olmaya müsaade eden hiçbir tutunacak dal yok. Ne ekonomisi ne adaleti ne güvenliği ne eşitliği… Yıllardır olduğu gibi 2019 için de içimizi soğutacak bir yan yok. Şimdi bu ülkeyi baştan aşağı süslesen de, hediyeler havada uçuşsa da, her yanımız tepeden tırnağa sim olsa da bu ülke 2020’ye yenilenmiş ve değişmiş girmeyecek. Elbette bu bizim için üstümüzde taşıdığımız bir hayal kırıklığı. Ama zihnimizin en azından içeride kalan kısmının özgürlüğüne istinaden yeni bir zamandan, yeni bir devirden önce özgürlük dileyebiliriz. Haklara, liyakat, eşitliğe yeniden inanalım. Kadına ve çocuğa yönelik psikolojik ve fiziksel şiddet, cinayet, sömürü, taciz ve tecavüz son bulsun. Gericilik, sahtecilik, rantçılık tarihe gömülsün. Biraz da bizim yüzümüz gülsün. Madem geldik dayandık 2020 yılına, biz de en çocuksu halimizle iyilikler, güzellikler bekleyelim. Zor mu? Zor… Ama zaten bu çağda ve bu ülkede hayat hiçbir zaman bizim için kolay olmadı. Umut, aşk ve sağlık dolu bir yıl olması dileklerimle…

cukurda-defineci-avi-540867-1.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız