Google Play Store
App Store

Kentsel dönüşüm yönetmeliğinde yapılan değişiklikle tek bir malik süreci başlatabilecek, itiraz edenlerin payları devlet eliyle satılabilecek. Uzmanlar, yönetmeliğin yeni hak kayıplarına yol açacağını söyledi.

Yeni yönetmelik tepki çekti: Dönüşüm değil mülkiyet gaspı
Fotoğraf: Depo Photos
Berkay Sağol
Berkay Sağol
berkaysagol@birgun.net

Kentsel dönüşüm kapsamında “riskli” ilan edilen binalar için yıkım ve karar alma süreçleri hızlandırıldı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı Kentsel Dönüşüm Başkanlığı’nın 6306 sayılı Kanun’un uygulama yönetmeliğinde yaptığı değişiklik Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yeni düzenlemeye göre, tek bir hak sahibinin talebi dönüşüm sürecinin başlatılması için yeterli olacak. Karara itiraz eden maliklerin payları diğer hak sahiplerine devlet eliyle satılabilecek; bu payları devletin kendisi de satın alabilecek. Bina yıkılıp arsa haline geldiğinde ise ön alım hakkı devlete tanınacak. Düzenlemenin barınma krizini ağırlaştıracak yeni hak kayıplarının önünü açacağını belirten uzmanlar, ‘‘Son derece dayatmacı, üstenci ve kamu yararı kavramının üzerine taşmış bir yönetmelik. Bu süreç kent hakkı, kent hukukuyla bağdaşmıyor’’ dedi.

KONUT TERKİNE ZORLAYACAK

Yönetmelik değişikliğiyle riskli alanlar ve riskli yapıların bulunduğu parsellerde yürütülecek işlemler yeniden düzenlendi. Artık yapıların yıkılmış olması şartı aranmaksızın; yeniden bina yapılması, parsellerin birleştirilmesi, payların satışı, kat karşılığı ya da hasılat paylaşımı gibi tüm kararlar, paydaşların hisseleri oranında salt çoğunluk (yüzde 50+1) ile alınabilecek. Böylece azınlıkta kalan maliklerin iradesi fiilen devre dışı bırakılmış oldu. Ayrıca bir malik isterse tüm paydaşlar toplantıya çağrılabilecek. Bu uygulama, özellikle şehir dışında yaşayan ya da süreci yakından takip edemeyen hak sahipleri açısından ciddi hak kayıpları riskini barındırıyor. TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İstanbul Şube 2. Başkanı Özer Or, “Bu değişiklikler halihazırda yanlışlar ve eksiklerle sürdürülmeye çalışılan uygulamaların oluşacak yeni mağduriyetler dikkate alınmadan hızlandırılmasının önünü açacaktır. Geçim şartlarının bu kadar zorlaştığı, kiraların ve konut fiyatlarının bu kadar yükseldiği bir dönemde vatandaşların konutlarını terke zorlanmalarını kolaylaştıracak uygulamalar onların yaşamlarını daha güvenli olmayan binalarda sürdürmelerine yol açabilir” dedi. Yeni değişikliğin 2012’den bu yana yaşanan sorunlara ve hak kaybına rağmen hâlâ sorgulanmadığını belirten Or, “Herhangi bir bütüncül kamusal plana, programa ciddi bir yapı stoku envanter çalışmasına ve önceliklendirme stratejisine dayanmayan rastgele yıkım ve yenilemeler İstanbul’da deprem sırasında ve sonrasında yaşanabilecek riskleri azaltmıyor. 6306’ya göre riskli yapı tespit yöntemlerimizde bir risk derecesi belirlemek yerine yıkıma uygunluk açısından bir eşiğin aşılıp aşılmadığına bakılıyor ve bu eşik çok düşük. Yıkım yoluyla yenileme teşvik edildiğinden mevcut binaların büyük bir kısmı riskli görünüyor ve 6306 kapsamında dönüşüm sürecine sokulabiliyor” dedi. İstanbul’da yaklaşık 1 milyon 200 bin bina olduğunu söyleyen Or, şöyle devam etti: “En son Boğaziçi Üniversitesi’nin hazırladığı bir raporda binaların yüzde 4’ünün yani yaklaşık 50 bin binanın ağır ve üzeri, 200 bin binanın orta ve üzeri hasar alması bekleniyordu. Bakan İstanbul’da şimdiye kadar dönüşüm yoluyla 927 bin bağımsız bölüm yapıldığını söylüyor fakat bu 927 bin konut veya işyerinin ne kadarının ağır ve üzeri hasar alması beklenen binalarda bulunduğunu bilmiyoruz. İBB’nin başlatıp sürdürmeye çalıştığı hızlı tarama ve önceliklendirme çalışmaları merkezi idare tarafından maddi kaynaklarla ve mevzuat açısından yeterince desteklenmiyor. Biz İMO olarak yapı stoku envanter çalışmalarına, risk sınıflandırmasına ve önceliklendirmeye önem verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kentsel dönüşümde hakim işleyişi sorgulamadan mevcut uygulamaları hızlandırmaya ve genişletmeye çalışmak mevcut sorunları da artıracak ve büyütecektir.’’

Bugünün BirGün'ü

DÖNÜŞÜM DEĞİL, ZORLA GÖÇ

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Pınar Giritlioğlu da yönetmelik değişikliğinin mülkiyet hakkını fiilen ortadan kaldırdığına dikkat çekti. Giritlioğlu “Salt çoğunluk denilen noktada artık 50 kişi varsa 26 kişinin kabul etmesi yeterli olacak. Geri kalanlar ya kabul etmek zorunda kalacak ya da mülkünü satıp göç etmek zorunda bırakılacak. Bu durumda mülkiyetin Anayasal dokunulmazlığından söz etmek mümkün değil” dedi. Yeni düzenlemeyle tek bir kişinin talebiyle tüm sürecin başlatılabildiğini vurgulayan Giritlioğlu, dönüşümü kabul etmeyenlerin paylarının satılmasının önünün açıldığını söyledi. Yönetmeliği “son derece dayatmacı ve üstenci” olarak niteleyen Giritlioğlu, “Artık kimse mülküm var diye ortada gezemez. Dönüşümle ilgili süreler de inanılmaz kısalmış durumda. Gerçekten insanların boğazına çöken bir dönüşüm süreci var bu süreç kent hakkı, kent hukukuyla bağdaşmıyor. Elbette bir deprem gerçeği var, binaların yenilenmesi gerekiyor ama böyle değil insanların üzerine çökerek değil” dedi.

∗∗∗

HAK KAYBI BÜYÜYOR

Avukat Onur Cingil, kentsel dönüşümde 2012’den bu yana yapılan yasal değişikliklerin hiçbirinin hak sahipleri lehine olmadığını söyledi. Yapılan düzenlemelerin yurttaşın değil, büyük müteahhit firmalarının çıkarlarını gözettiğini belirten Cingil şöyle devam etti: “2012’den beri hak sahipleri lehine bir adım atılmadı. Son düzenleme büyük müteahhit firmalarının hukuk bürolarında hazırlanmış gibi. Bütün hızlandırmalar aslında satışın ve inşaatın hızlı yapılması yönünde. Vatandaş hak kaybı ve can kaybı arasında bırakılmamalı. Binalar yapılmalı ama konulan şartlar hak kayıplarını artırıyor. Yurttaşın elini kolunu bağlayan ve sözleşmeyi zorunlu hale getiren bir nokta oluşuyor. Kentsel dönüşümde adil dönüşüm ve uzlaşma esastır ama bu tamamen ortadan kalkıyor."