birgün

8° PARÇALI BULUTLU

ARŞİV 03.04.2009 11:56

Yerel seçimin sonucu ve gelecek

Pazar günü yapılan yerel seçimin sonuçları, kimileri tarafından sürpriz olarak yorumlanıyor. Oysa sonuçlarda şaşılacak bir şey...

Pazar günü yapılan yerel seçimin sonuçları, kimileri tarafından sürpriz olarak yorumlanıyor. Oysa sonuçlarda şaşılacak bir şey yok. Gidişattan huzursuz olan seçmen, daha önceleri de yaptığı gibi sağduyulu davranarak iktidar partisini ciddi biçimde uyardı.
Çünkü halk AKP’nin bir süredir ısrarla izlediği kutuplaştırıcı, yurttaşları “bizden olanlar ve olmayanlar” şeklinde ayıran tutumundan, eleştirilere tahammülsüzlüğünden, muhalefeti yok saymasından, ekonomik krizi hafife almasından büyük tedirginlik duyuyordu.  
Aynı şekilde Başbakan’ın ve bakanların, derdini dile getiren insanları azarlamaları, yolsuzlukları ve AKP’li belediyelerdeki imar rantlarının paylaşımının ayyuka çıkmasını yok saymaları, Alman yargısının, “yüzyılın en büyük soygunu” olarak tanımladığı Deniz Feneri soygununu görmezden gelmeleri vb halkın tepkisini çekti.
AKP’nin yüzde 8 oranında oy kaybetmesinde bu hususların hepsinin belli derecede etkisi olduğu bir gerçek. Ama herhalde belirleyici olan şey; yaşanan ekonomik kriz sonucu artan işsizlik, üretimin, ticaretin ve büyümenin durma noktasına gelmesi ve hükümetin tüm uyarılara rağmen gerekli önlemleri zamanında almaması oldu.
Ekonomik krizlerin siyaset üzerindeki etkilerini araştıran dostumuz Prof. Hurşit Güneş, Milliyet’teki yazısında (30.03.2009) tarihin tekerrür ettiğini, tıpkı 1971, 1994 ve 2001 krizlerinden sonraki seçimlerde olduğu gibi 2008 krizinin faturasının da hükümete çıkarıldığını rakamlarla gayet somut biçimde ortaya koyuyor.
Evet, artık AKP’nin oyu yüzde 38, karşısında ise yüzde 62’lik bir muhalefet var. Muhalefet partileri başta CHP ve MHP olmak üzere oylarını belli oranda artırmış durumdalar. Saadet Partisi de artık DTP gibi yüzde 5’i aşmış durumda. Bundan böyle AKP’nin bu tabloyu dikkate alması ve demokrasinin çoğunlukçuluk değil, çoğulculuk olduğunu görmesi ve ona göre davranması, kutuplaşma ve gerginlik yaratmak yerine, demokratik diyaloğa yönelmesi yerinde olacaktır.
Bu seçimlerin önemli bir özelliği de CHP’nin başta İstanbul olmak üzere metropollerin merkez ilçeleri dışında kalan varoş diye tanımlanan ilçelerde de oylarını önemli ölçüde artırmış olması ve kazandığı ilçe sayısını 4’den 12’ye çıkarmasıdır. Bu önemli bir gelişmedir. Çünkü siyaset genelde metropollerde şekilleniyor. Buralardaki siyasi gelişmeler ve hareketler diğer kentleri de etkiliyor. Yani, iktidara ulaşmanın yolu da büyük kentlerin varoşlarını da kazanmaktan geçiyor. Nitekim CHP’nin 1973’deki yükselişi, 1977’de oylarını yüzde 42’ye çıkarması ve SHP’nin 1989 yerel seçimlerindeki başarısı da varoşların desteği ile gerçekleşti.
Bu seçimlerde Kemal Kılıçdaroğlu’nun ve Gürsel Tekin’in çabalarıyla varoşlarla yeniden sıcak bir ilişki kurulması, oralardaki çoğu dar gelirli, ekonomik, sosyal ve kültürel sorunları olan insanlara sahip çıkılması karşılıksız kalmadı. Kartal, Maltepe, Sarıyer, Silivri, Çatalca gibi ilçeler yeniden kazanıldı. Diğer ilçelerde alınan oylarda önemli artışlar oldu.
Seçim sürecinde Kılıçdaroğlu’nun ve parti yöneticilerinin halkın gerçek gündemi olan işsizlik, yoksulluk ve yoksunluk meselelerini öne çıkarmaları ve farklı yaşam tarzları konusunda özgürlükçü bir tavır sergilenmesi ve tabii yolsuzlukların etkili bir biçimde teşhir edilmesi çok etkili oldu. Bu çizginin geliştirilerek seçim kaybedilen kentlerde ve bölgelerde de kararlı bir biçimde yaşama geçirilmesi, gelecekteki başarı için bir zorunluluktur. 
Özet olarak, bu seçimler AKP için sonun başlangıcı olmuştur. Artık AKP’nin ilk zamanlarındaki ilgiyi ve desteği görmesi mümkün değildir. ANAP gibi belli bir konjonktürün partisi olan AKP dönemi de çok uzak olmayan bir süreçte son bulacak ve Türkiye’de yeni ve umutlu bir dönem başlayacaktır.
Bu yeni dönemin, daha eşitlikçi, daha demokratik, daha barışçı ve huzurlu bir dönem olması için en büyük görev sola, sosyal demokrasiye düşmektedir. Sol, alternatif olduğunu gösterecek yenilenme çalışmalarını bir an önce başlatmalıdır.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız