Yerinden yönetim şehir tiyatrolarını ayakta tutar

08.09.2019 09:17 BİRGÜN PAZAR
Sanata ve sanatçıya uygulanan sansürün artması ile ilgili olarak Müjdat Gezen , “Sanata denetim veya sansür uygulanması o toplumu geri götürür” diyor.


Birdem Demir - İrem Kaya

Usta oyuncu Müjdat Gezen ile kadrosunda Cüneyt Arkın, Oya Başar, Ercan Bostancıoğlu ve Kayhan Yıldızoğlu gibi önemli isimlerin yer aldığı, ekim ayında tiyatro severlerle buluşacak olan yeni müzikalini konuşmak üzere bir araya geldik. TİM Show Center’ın ev sahipliği yapacağı müzikal ile ilgili açıklamalarda bulunan usta oyuncu bugünün tiyatrosuna da değinerek “Hem mizah hem tiyatro hem de sanatın içerisindesin. Sanata baskı uygulanırken sen susuyorsan bu doğru bir davranış olmaz” şeklinde konuştu.



♦ Öncelikle ekim ayında izleyenler ile buluşacak olan yeni müzikalinizden bahsedebilir misiniz?
Müzikalin ismini önce “Eğlence Dünyası” olarak düşünmüştük. Fakat bunu değiştirme kararı aldık. Ya Bulistan olacak ya da Gülümse İstanbul olacak. Çünkü biz bir anket yaptık ve çocukların AVM’deki yerlerine de eğlence dünyası diyorlarmış. Karışmasını istemediğimiz için değiştirme kararı aldık. Şu an isim hala net değil, ama Tim Show Center’ da başlayacak bir müzikal.

♦ Müzikalin oyuncu kadrosu oldukça zengin. Bu kadro nasıl bir araya geldi? Müzikalin oluşum süreci nasıl gerçekleşti?
Ben her sene böyle büyük bir proje yapıyorum. Mujdat Gezen Sanat Merkezi’nde, burada Yılmaz Özdil’in Mustafa Kemal’ini oyunlaştırdım, o oyun burada oynayacak. Tim’de de bu müzikal olacak. Her sene böyle 1-2 proje yapıyoruz. Bir anda gerçekleşen bir şey değil, program dahilinde oluştu.

♦ Bugünün tiyatrosuna değinmek istiyoruz biraz. Tiyatroda sansürü nasıl değerlendiriyorsunuz? Biliyorsunuz Televizyon ve dijital platformlarda da denetim söz konusu. Bu durum tiyatroya nasıl yansıyor?
Türkiye’nin yalnız tiyatrosunda değil, artık özel hayatına kadar her şeyinde sansür var. Dil maalesef iyi bir dil değil. Genel olarak bu tavır iyi bir tavır değil. Sanata denetim veya sansür uygulanması o toplumu geri götürür.

♦ Bu noktada toplumu yansıtan kişiler sanatçılar oluyor aslında. Peki, sanatçıların devlet baskısı veya iş kaygısından dolayı cesaretleri kırılıyor mu?
Evet, sanıyorum büyük bir bölümü bu baskıyı yaşıyor.

♦ Sizin gibi cesaretli olup konuşan da çok az...
Valla konuşmak zorundayız. Hem mizah, hem tiyatro ve bunca yıldır sanatın içerisindesin. Sanata baskı uygulanırken sen susuyorsan doğru bir davranış olmaz.

♦ Konuşmak zorundayız dediniz, yeni seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu da “sanatçılar konuşmalıdır” dedi. Bu konuda sizce İmamoğlu’nun yeni kültür ve sanat politikaları neler olur? Sizce sanat ve tiyatro için İmamoğlu umut mudur?
Tabii kendi mesleğimin profilinden baktığımda ben zaten Ekrem İmamoğlu’nu beğeniyorum. Düzgün, küfür veya hakaret etmiyor, kimseyi aşağılamıyor, dürüst davranıyor. O bakımdan çağdaş bir idare adamı olarak düşünüyorum onu.

♦ Peki, İmamoğlu, İstanbul ’a sanat ve tiyatro açısından yeni bir bakış açıcı kazandırabilir mi sizce?
İnşallah getirecek. Orada atladığımız bir şey var özel tiyatrolara Devlet Kültür Bakanlığı yardım ediyor veya etmiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin başında Devlet Şehir Tiyatroları diye çok geniş kadrolu bir durum var. Orası ne olacak, orada ne yapılacak onların da çalışmaları içeride yürütülüyor. Mesela Süha Uygur ’a bir şans tanınmadı içeride. İşinden aldılar çocuğu. Onlar iyi bir ailedir ben severim. Süha’ ya da hiçbir şans tanımadan tamamen yukarıdan, belediyeden yönettiler. Benim fikrime göre oranın özerk olması gerekiyor. Ve şöyle olması lazım; Fatih Tiyatrosu, Kadıköy Tiyatrosu, Üsküdar Tiyatrosu... Yani ne kadar şehir tiyatrosu varsa hepsinin başında 80 öncesinde yapıldığı gibi yerinden yönetimin yapılması şehir tiyatrolarını ayakta tutar.

♦ Şu anda iktidarın kültür politikaları sizce nasıl olmalı?
Böyle olmamalı. Bu ne bir politika, ne de kültür politikası... Bu yapılan hiçbir işi doğru bulmuyorum.

♦ Kısıtlamalar, sansürler, yasaklamalar birçok şey...
Hiç tutarlı bir yeri yok. Çünkü kültür ile ve o düşünce ile ilgileri yok.

♦ Çünkü sanırım yaptıkları bir yardım da yok. Mesela “Özel tiyatrolara Kültür Bakanlığı destek veriyor” dediniz. Tiyatrolar yeterli desteği görüyor mu peki?
Ben hayatım boyunca hiç yardım talebinde bulunmadım bugüne kadar. Devlet yardımı istemedim, almadım, teşebbüs etmedim. Ama bunu yapan arkadaşlarımın hakkı olarak görüyorum bunu. Dünyanın birçok ülkesinde tiyatrolara yardım ediyorlar. Belediyeler bile yardım ediyor, kuruluşlar yardım ediyor. Devlet bizzat yardım ediyor. Özel tiyatrolara yardımı doğru buluyorum ben. Yeter ki adaletli dağıtılsın.

♦ Günümüzde gençlerin tiyatroya olan ilgisinden bahsetsek, neler söylersiniz? Hem ziyaretçi olarak gelmeleri hem de burası bir okul aslında öğrenci olarak girmek için ilgileri ne durumda?
Bizde çok fazla kayıt oluyor. Kayıtlar açılıyor mesela 7-17 yaş grubu ile 17-70 yaş grubuna kadar kayıtlar hemen doluyor. Orası Cumhuriyet’in bir sığınağı biçiminde. Aileler güveniyorlar, insanlar güveniyorlar. Bu güveni sağlamak kolay olmadı tabii ama onlar bizim her zaman yanımızda oldular. Biz de onlara gereken iyi eğitimi vermeye çalışıyoruz. 28 yıldır ücretsiz okuyan konservatuar öğrenci grubumuz var bizim.

♦ Özellikle şu anda insanlarda eskiye dair bir özlem var. Eski müzikler, diziler, filmler... Sizce bu özlem nasıl etkiliyor bizi? Bu nostalji bir hastalık mıdır?
Aslında tabii marazi biçimde alırsan hastalıktır, insani biçimde alırsan ve hümanist gibi davranırsan güzel bir şey. Ama ben geminin gittiği istikamete baktım. Arkaya dönüp baktığımda mesela bu oyunu yazdım. İstanbul’un fethi ile başlıyor, günümüze kadar geliyor. Tarihsel bir akışı da var. Ama özlem olarak yazmadım bunu. Ben onu bir oyun olarak yazdım. Nitekim 1453’ten itibaren Galata’da bütün padişahların resimleri asılıyor ve 29 Ekim 1923’e gelindiğinde oraya bir fotoğraf asılıyor ve o tarihlerden itibaren de değişmiyor.

♦ Son sorumuz şöyle olsun ; tiyatro severlere, biz gençlere, BirGün okuyucularına neler söylemek istersiniz?
İnşallah bu yaptığınız söyleşi size de, bana da, okuyuculara da minik de olsa bir mum ışığı kadar ışık tutar. Bu tip röportajlarda sanatçıyı yüceltmek veya röportajı yapanı övmek için değil, okuyucu bundan ne anladı, okuyucuya ne yararı oldu diye bakmak lazım bence. İnşallah onlara bunun bir yararı olmuştur.