Yırca’da zeytinimiz var bizim!

MUSTAFA DERMANLI
Kolin İnşaat’ın termik santral yapmak için, bundan birkaç hafta önce, bir geceyi sabaha bağlayan zifiri karanlıkta kalleşçe dozerleri zeytin ağaçlarına doğru sürüp, onları yerle bir etmesiyle uyandık! Katiller, suçlular, kanunsuzlar hep bu saatleri seçer. Tıpkı Dilovası’nın hava filtre sistemini gece kapatıp insanları zehirleyen fabrikalar gibi, tıpkı Gezi Parkı’na uykunun en derin olduğu saatlerde saldıranlar gibi, tıpkı Ergene Nehri’ne zehirli atıkları gece saçanlar gibi!
Kayıtsız kalamazdık. Tamzara Turizm, Kibrit Kutusu Cafe ve Anatolia Vosvos Derneği ile birlikte on gün önce bir kampanya başlattık. ‘Onlar 6 bin ağacı kestiler, 16 bin dikeriz’ diyen Yırca Köyü Muhtarı Mustafa Akın’ın gözyaşlarına kayıtsız kalamazdık. Kolin’in güvenlikçileri tarafından dozerleri durdurmak üzere direnirken bir konteynere kilitlenen Madenci Evi sorumlusu Ulaş Yavuz’un “Her yerde karşınıza çıkacağız, bizden korkun, kaybedecek hiçbir şeyimiz yok” sözlerini duymazlıktan gelemezdik.
Pazar günü Yırca’daydık. Kısa sürede topladığımız bağışlarla aldığımız bin 500’ü aşkın zeytin fidesini uygun bir alana el birliğince taşıdık. Uygun bir vakitte o ağaçları tek tek dikmek üzere yeniden Yırca’da olacağımıza dair sözleşip direniş ateşine el salladık İstanbul’a doğru yola çıkarken. Şimdi Yırcalılar mahkemenin bir an evvel nihai kararını vermesini, toplanan binlerce ağacın bir şenlikle dikilmesini ve yürekli insanların daha da canla başla toprağına sahip çıkıp ekip, biçeceği günleri bekliyor.
‘JANDARMA GİTMESİN DİYE KENDİ ARAMIZDA ARBEDE ÇIKARDIĞIMIZ BİLE OLDU’
Kolin İnşaat’ın Yırca’daki ağaç katliamı aslında Eylül ayından beri sürüyordu. Parti parti, dikkat çekmeden ağaçları katleden grupta Kasım ayında bir hareketlilik göze çarptı.
Kolin İnşaat tarafından Yırca’daki alan jiletli tellerle çevrildi. Bölgeye 200 civarında özel güvenlik getirildi. Köylü ile özel güvenlik karşı karşıyaydı artık. Jandarma varken Kolin pek de hareket edemiyordu. O geceyi hâlâ hatırlatan Madenci Evi Temsilcisi Ulaş Yavuz’un anlattıkları tüyler ürperticiydi: “Jandarma gidecek gibi olduğunda Kolin tarafında bir hareketlilik seziyorduk. Jandarma’nın oradan gitmemesi için kendi aramızda arbede çıkarttığımız bile oldu. Çünkü hava kararmıştı ve jandarma giderse Kolin o ağaçlara zarar verebilirdi. Jiletli tellerin arkasında birçok dozer vardı. Gece geç saatlerde ortalık sakinleşince Jandarma da bölgeden ayrıldı. Biz de biraz uyuyup, dinlenmek için çadıra çekildik. Kısa bir süre sonra, saat 4 civarında dozerlerin sesine uyandık. 3-4 metre aralıklarla jiletli tellerin önüne özel güvenlikçileri dizmişlerdi. Çok az kişiydik. Özel güvenlikçilere yaklaştığımızda bize taş attılar. Biz de karşılık verip ‘orada olmamaları gerektiklerini, sermayenin oyununa gelmemelerini, işleri bitince Kolin’in onları kenara fırlatacağını, onların mücadelesinde yine köylünün destek olacağını’ söylememize rağmen bizi dinlemediler. Beni birkaç güvenlikçi konteynere kilitledi. Bazı arkadaşlarımızı kelepçelediler, darp ettiler. Köylülerden yetişenler dikenli tellere traktörlerle girmeye çalıştı ama pek başarılı olamadı. Zaten üç saat gibi bir sürede binlerce ağacı köklerinden söktüler, kırdılar. Dozer şoförleri araçları bırakıp kaçtı. Servis araçları gelip güvenlikçileri de hızla bölgeden uzaklaştırdı. Sabahına da yürütmeyi durdurmayı kararı çıktı bölge için. Şirketin bu haberi geceden öğrendiği, köylünün direncini kırmak için ağaçları kestiğini düşünüyoruz.”
Sonra yine Ulaş’tan öğrendik ki Kolin İnşaat o özel güvenlikçileri, deneme süreleri sona ermek üzereyken işten atmış. Oradakilerin yürekleri o kadar yufka ki bu haberi aldıklarında “iyi olmuş” bile diyememişlerdir eminim!
Yırca Köyü muhtarı Akın bir televizyon kanalında katıldığı programda "O yağları, o zeytini nasıl yiyeceksiniz" diyerek gözyaşlarına boğuldu, bizleri de gözyaşlarına boğdu. Tüm bunlar olup biterken yine Akın’ın “Onlar 6 bin ağacı keserse, biz 16 bin ağaç dikeriz” açıklaması zeytinin kutsallığı kadar kutsaldı. O koca yürekli insanlara, uzaktan da olsa bir desteğimiz olabileceğini düşündük ve harekete geçtik.
Tamzara Turizm, Anatolia Vosvos Derneği ve Kibrit Kutusu Cafe olarak Ekim ayının son haftasına girilirken “ne yapabiliriz” sorusunu birbirimize sorduk. Sonuç olarak o 16 bin zeytin ağacına bir katkı sunmak üzere bir kampanya başlattık. Projenin lojistik ayağını minimum maliyetlerle organize eden Tamzara Turizm, bölgeye araçlarla gitmek yerine yakıta harcanacak meblağı zeytin fidesi olarak sunan Anatolia Vosvos Derneği ve çalışanlarının bahşiş kutusunu, müşterilerin ekstra yardımlarını sunarak yüzlerce fidelik destek toplayan İstanbul Kibrit Kutusu Cafe ufak bir minibüs ama kocaman yüreği olan 20 kişiyle Yırca’ya doğru yola çıktı Kasım’ın son günü. Nihayetinde de toplanan meblağ ile bin 500’ü aşkın zeytin fidesini toprakla buluşturmak için ilk adımı attı bu insanlar!
YIRCA’DA NE GÖRDÜK?
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Soma’ya vardık. Gri bulutlarla bezenmiş, is kokan bir yerdi Soma. Tüm hüzünleri bir araya toplamıştı son birkaç ayda. Bunun ağırlığı üzerine çökmüş, sabahın o saatinde bile yolları, kahvesi hareketliydi. Ulaş ile buluşup Madenci Evi’ne birlikte gittik. Halkevleri’nin desteğiyle açılan bu evde madencilerin sorunlarına çözümler aranıyor. Her gün avukat desteği sunuluyor, psikolojik danışmanlık veriliyor ve çocuklar için kocaman bir oyun odası da var.
Ardından Yırca’ya gittik. Bizi burada Mustafa Akın karşıladı. Köylüler ateşi yakmış, etrafında oturuyordu. Hemen mükellef kahvaltımızı el birliğince kurduk. Odun ateşinde pişen çayımızı yudumladık. Herkesi çocukluğuna götüren masadaki nostaljik yiyecek ise salçalı ekmekti! Köylünün zeytini, zeytinyağı, köy ekmeği ile karnımızı doyurduktan sonra ağaç katliamının yapıldığı alana gittik. Köklerinden sökülmüş zeytin ağaçlarını, dalları yerle bir edilmiş civanları, incecik fidanları görünce insan düşünmeden edemiyor: Ne yaptı sana bu zeytin ağacı!
Termik santrale karşıyız. Net. Bu baş cümle olarak kalsın burada. Velev ki mecburuz termiğe, bu proje ‘1’ kilometre kuzeye kaydırılsaydı, bir tane bile ağaç kesilmeyecekti biliyor musunuz?
Sonra köye doğru bir yürüyüş yaptık. Köyün girişinde Sabun Evi olduğunu öğrendik. İçerde ne yapıldığını, kimlerin olduğunu bile tam anlamadan köylü kadınların “zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman” şarkısıyla evin içinde bulduk kendimizi. Hüzünlü halimizden çıkıp, ayakta kalanları anlamaya çalışma vaktiydi bu vakit.
Onlarca kadının günde üç vardiya eğitim aldığı bir atölye burası. Yaklaşık 40 kadın ev ekonomisine katkı sağlayacakları atölyenin baş aktörleri. Proje henüz yeni başlamış. Yakında seri üretim ve birçok yerde satışı gerçekleşecek sabunların. Eğitimi veren Yasemin Tutal, “Anadolu’nun birçok yerini gezdim. Binlerce kadınla proje yürüttüm. Fakat buradaki kadınlar gibi hayata tutunan, çalışkan kadınlar hiç görmedim. Buradaki kadınların eşleri baskıcı değil, gerçekten tam eşitlikçi bir yapı var Yırca’da” dediğinde ufacık sabun atölyesinde alkışlarla gözyaşları birbirine karışmıştı bile.
Bu coğrafya bu projenin önemini anlayınca sesini kadınlarla biraz daha duyuracağa benzer. Belki bu bugün buralar is kokuyor ama gün gelecek devran dönecek. Gün gelecek bu kirli enerji yerini zeytine, sabuna, zeytinyağına, tarıma bırakacak. Doğa kucağını açtı, vazgeçin termikten. Bu insanları mecbur etmeyin yerin bilmem kaç metre altında güvenliksiz koşullarda çalışmaya. İşte o zaman her yan mis kokacak, zeytin kokacak Soma da, Yırca da!
Ufacık tefecik zeytin fideleri bir kamyonetle köye gelmişti biz sabun atölyesindeyken. El birliğince zinciri kurduk ve bir alana boşalttık zeytinleri. Dikimler Mart ayında olacağından ve mahkemenin zeytin ağaçlarının kesildiği alanda halen nihai kararı vermediğinden ötürü dikimi tamamlayamadık. Sadece dört zeytin fidesini alana götürüp sembolik olarak diktik. Artık Yırca’da zeytinimiz var bizim dostlar!
Mart ayında ise binlerce zeytin fidesini dikmek için büyük bir insan gücüne ihtiyaç olacak. O zaman yine çadırlarımızla, Vosvoslarımızla orada olup avuçlayacağız toprağı.
Evet, Yırca’da günün sonuna gelmiştik. Köylülerin odun ateşinde yaptıkları ‘melki’ ve ‘çintar’ mantarlarını ekmek bana bana afiyetle yedik. Sıcacık çayları yudumladık. Ve diktiğimiz dört zeytin fidesini öperek vedalaştık Yırca’yla. Fidelerin can suyunu da bulutlar vermişti, peşimizden şakır şakır bıraktığı yağmurla!


