birgün

18° PARÇALI BULUTLU

SİYASET 21.02.2020 04:00
author

Yitirdiklerimizin anısına

103 arkadaşımızı kaybettiğimiz, 500’ün üzerinde arkadaşımızın ise çeşitli biçimlerde yaralandığı, sakat kaldığı 10 Ekim Katliamı, yakın geçmişimizin en sarsıcı kitle kıyımı olarak tarihe geçti.

9 kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası verilen 10 Ekim Katliamı Davası 16 firari sanık ve “insanlığa karşı suç işlemek” ile yargılanan Erman Ekici yönünden devam ediyor. Davanın beşinci duruşması 8 Mayıs 2020 tarihinde görülecek.

Dava başladığından bu yana ortaya çıkan deliller ve özellikle sanıkların ifadeleri, katliamı gerçekleştirenlerin IŞİD ile iç içe yapılanmasına göz yumulduğunu ve katliamın adeta gözetim altında yaşandığını hepimize gösterdi.

Katliamı gerçekleştirenlerle ilgili ne karar verilirse verilsin, yaşadıklarımızın ve kaybettiklerimizin yanında önemsiz kalacak. Bizler, o meydandan sağ çıkanlar, katliamın içimizde bıraktığı derin boşlukla ve tarifsiz kederle yaşamaya devam ediyoruz.

Toplumsal Belleği Canlı Tutmak

Ülkemizde yaşanan kitle katliamlarının neredeyse tamamının arkasında açığa çıkmış ya da çıkartılmamış devlet ilişkileri bulunuyor. Bu durum, katliamların tüm boyutlarıyla ortaya çıkartılmasına, sorumlularla hesaplaşılmasına ve toplumsal hafızamızda duygu birliğinin oluşmasına engel oluyor.

Geçmişi unutturmaya, bulanıklaştırmaya, tahrif etmeye yönelik sistematik politikalar, toplumsal belleği canlı tutma görevini de -çoğunlukla katliamların hedefi olan- toplum kesimlerine yüklüyor. Bu yüzden çoğunlukla “takvimcilikle” eleştirilse de, anma etkinlikleri toplumsal muhalefetin önemli sorumluluklarından birisi haline geliyor. Öte yandan geçmişle kurduğumuz ilişkiyi ve toplumsal belleği canlı tutmaya yönelik gayretimizi “yıldönümü” anmasına indirgemenin ötesine taşıyacak yöntemler bulmak da bizim elimizde.

Anıt Meydan Projesi

10 Ekim Katliamı sonrasında Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinde alınan kararla, Ankara Garı önündeki alana, “Demokrasi Meydanı” adı verildi. Bu alanın ortasına da üç ayrı yüzünde katliamda kaybettiğimiz arkadaşlarımızın fotoğraflarının olduğu geçici bir pano yerleştirildi.

Bugüne kadar anmalarımızı gerçekleştirdiğimiz bu geçici sembolik anıt, katliamın neden olduğu derin acının temsili için yeterli olmadığı gibi, faşist saldırılar nedeniyle sıklıkla tahribata uğruyordu. Gar Meydanı’nın 10 Ekim sonrası ihtiva ettiği yeni anlam, bu kentsel mekâna ve mekânın unsurlarına farklı bir bakış açısı ve müdahaleyi gerektiriyordu.

Her defasında içimizdeki derin yarayı yeniden kanatan bu soruna çözüm bulabilmek, önemli gündemlerimizden birisiydi. Yerel seçimler sonrasında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile yürüttüğümüz görüşmelerde, katliamın yaşandığı meydanda kalıcı bir mekânsal düzenleme yapılması konusunda fikir birliğine vardık.

Bu doğrultuda hazırlanacak projenin belirlenmesi için TMMOB, KESK, DİSK, TTB ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği olarak “Emek, Barış ve Demokrasi Meydanı Anıt Meydan ve Anma Yeri Tasarımı Uluslararası Fikir ve Tasarım Projesi Yarışması” gerçekleştirdik.

Gar önü ve çevresinin bir bütün olarak yeniden ele alınmasına ve alanın anıtsal biçimde yeniden dönüştürülmesini öngören proje yarışması, insanlığa karşı işlenen bir suç olan 10 Ekim katliamını uluslararası kamuoyunun da gündemine taşımak için uluslararası katılıma açık yapıldı.

Başvuru süresi 24 Şubat’ta sona erecek proje yarışmasına gerek yurt içinde, gerekse yurt dışından beklediğimizin çok ötesinde bir katılım oldu. Şu ana kadar 140’ı yurt dışından, 144’ü yurt içinden toplam 284 proje yarışmaya katıldı.

Yurt içi ve yurt dışındaki üniversitelerden alanında uzman akademisyenler tarafından oluşturulan Yarışma Jürisi 1 Mart’a kadar Projeleri inceleyecek ve 3 Mart’ta yarışmayı düzenleyen kurum temsilcileri ve jüri üyelerinin katılımıyla Değerlendirme Konferansı ve sergiyi gerçekleştirilecek. 5 Mart’ta ise yarışmayı kazanan ve ödüle hak görülen projeler kamuoyuyla paylaşılacak.

Kaybettiklerimize Borcumuz

Katliamda hayatını kaybedenleri anmak, katliamın hayatlarımızda yarattığı travmayı unutturmamak ve barış umudunu gelecek nesillere aktarmak bizler için tarihi, örgütsel ve toplumsal bir sorumluluktur.

“Eşitlik, özgürlük, demokrasi ve barış” mücadelesi yitirdiğimiz arkadaşlarımızın en büyük emanetidir. Bizler bu emanete sahip çıkacağız. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bu doğrultuda kararlı mücadelemizi sürdüreceğiz.

Barış için, eşitlik için, özgürlük için canı toprağa düşenler, barışa, eşitliğe ve özgürlüğe can olsunlar!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız