Google Play Store
App Store

Birleşmiş Milletler’in 33 yıl önce ilan ettiği “Dünya Yoksullukla Mücadele Günü” sermaye dostu politikalarla ironiye dönüştü. IMF ve Dünya Bankası’nın politika ve programları halkları daha da yoksullaştırırken bataklıktan çıkışı imkânsız hale getiriyor. Yoksulluğu yaratanlar, çözüm iddiasıyla ‘sürdürülebilirlik’ tavsiyeleri veriyor. Ülkede de açlık ve lüks aynı anda tırmanıyor.

Yoksulluk ve lüks aynı anda büyüyor
Fotoğraf: Depo Photos

Melisa AY

Birleşmiş Milletler, 22 Aralık 1992'de aldığı kararla 17 Ekim'i Dünya Yoksullukla Mücadele Günü ilan etti. "Yoksulluğa karşı farkındalığı artırarak politika değişikliği sağlama" iddiasında geçen 33 yılda halklar yoksulluk batağından çıkamadı. BM verileri de 2019'dan bu yana yoksulluğun ortadan kaldırılması için hiçbir ilerleme kaydedilmediğini itiraf etti.

Dünya Bankası'nın, çarpık metodolojisi ile sıklıkla eleştirilen yoksulluk verilerine göre dünya çapında 700 milyon aşırı yoksul, kişi başına günlük 2,15 dolardan daha az bir gelirle geçinmek zorunda. Tüm dünyada 1 milyar insan, günde 2,15 dolar ile 3,65 dolar gelir ile geçim mücadelesi veriyor. Tüm dünyada nüfusun yaklaşık yarısına denk gelen 3,5 milyar kişi günlük 6,85 doların altında gelirle yaşıyor. Dünya Bankası'nın hesaplamaları, yoksulluğun bir önceki yıla göre azaldığı sonucunu yaratsa da hesaplama yöntemi yoksulluk sınırını koyduğu nokta ile eleştiriliyor.

Yoksulluğu yaratarak bundan beslenen Batı emperyalizmi ile sermaye ve finans devleri, her yıl yeni araştırmalar sunsa da yoksullukla mücadele, "verilerin ortaya konması"ndan öteye geçmiyor. Krizleri önce yaratan, ardından bunu fırsata çeviren kimliğiyle IMF dahi, "Yoksullukla mücadele için sürdürülebilir ekonomi" tavsiyeleri veriyor. IMF ve Dünya Bankası'nın "Yapısal uyum" ismini verdikleri programları uyguladıkları ülkelerde ise halklar her geçen gün daha da yoksullaşıyor. Geçmişte IMF kredileri kullanarak faiz yükünün altına giren ve daha yüksek vergiler ve daha düşük kamu harcamaları ile "kemer sıkma" da dahil pek çok düşmanca politikayı izlemeye mecbur bırakılan ülkelerde yoksulluk sona ermiş değil. Sağlıklı beslenmeye kamusal destek için uygulanan gıda destekleri, kamu hizmetlerinin pahalılaştırılması ve ücretlerin baskılanması, IMF programının temel koşulları. Bu programı uygulayan ülkelerden Arjantin, IMF kredilerini ödeyebilmek için IMF'den yeniden kredi alırken Arjantin halkı yüksek enflasyon ve deneysel ekonomi yönetimi nedeniyle isyan ediyor.

IMF programının tüm koşullarının sağlandığı, IMF'siz IMF programı uygulayan ülkelerden Türkiye'de emeğiyle geçinenler, yoksulluk sınırını ufukta göremezken açlık sınırının altında sefalete mahkûm edildi. Kredi karşılığında "yapısal uyum" uygulayan ilk ülke olan Meksika ve onu takip eden Latin Amerika ve Sahraaltı Afrika ülkelerinde yoksulluk bitmedi. IMF kredileri ile büyüme sağlayarak halklarına refah sunan ve yoksulluğu bitirebilen bir örnek bulunmuyor.

IMF'nin gayrisafi yurtiçi hasılaya göre yaptığı yoksulluk değerlendirmesinde, Sahraaltı Afrika ülkeleri en yoksullar kabul ediliyor. İnsanlarının neredeyse ücretsiz işgücü olarak kullanıldığı, Batı'nın savaş ve çatışmalar için teşvik ettiği ve doğal kaynaklarını kendi zenginlikleri için sömürdüğü bu ülkelerde milyonlar, açlık ve yoksulluk içinde yaşıyor. Güney Sudan, Yemen, Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Malavi, Madagaskar, Sudan, Mozambik, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Nijer IMF'ye göre en yoksul ülkeler.

IMF ve Dünya Bankası "yoksul" saymasa da Türkiye gibi düşük-orta gelirli ülkeler sınıfına giren ekonomilerde GSYH gelir adaletsizliği ile şekilleniyor. Gelir adaletsizliğini ölçen Gini katsayısı sıralamasında Türkiye eşitsizlikte başı çekiyor. Eşitsizlikte Avrupa birincisi olan ülkede artan GSYH'den de zengin kesimler faydalanıyor. Nüfusun yüzde 60'ı kişi başına düşen gelirin altında yıllık gelirle hayatta kalıyor.

BİR YANDA BOŞ CÜZDAN, DİĞER YANDA LÜKS OTO

Yüksek enflasyon ile alım gücü daralırken kemer sıkma politikaları ile yoksulluk perçinlendi. Borca mecbur edilenler de yüksek faizle daha da zararlı hale getirildi. Zenginler ise hem baskılanan döviz-yüksek faiz ikilisinin yarattığı kâr ortamı, hem de paranın işletilmesi ile servetlerine servet kattı. AKP iktidarı ile büyüyen, kamu ihaleleri ve devlet teşvikleri ile beslenen sermayedarlar, krizlerde sadece "kârdan zarar" etti.

Ülkede milyonlar açlık sınırının altında geçim mücadelesine zorlanırken lüks araç satışları arttı. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneğinin (ODMD) Eylül 2025 verilerine göre lüks segment araç satışları tam gaz devam etti. Ocak-eylül döneminde 5 bin 13 ultra lüks araç satıldı. Aynı dönemde lüks araç satışı 24 bin 791 adet oldu. 9 ayda yaklaşık 30 bin lüks araç satıldı.

Ülkede asgari ücret güncel eylül ayı yoksulluk sınırının yalnızca yüzde 24,3’ünü karşılıyor. Açlık sınırında da karşılama oranı yüzde 79'da kalıyor. Emeğiyle geçinen milyonlar için beslenebilmek dahi lüks hale getirilirken lüks araç satışları rekor kırıyor.

508,6 milyar lira borç takipteKrizin darboğaza soktuğu kesimler yüksek faizlere rağmen borçluluğa yöneldi. Krediler geçen hafta da yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) yayımladığı haftalık bültene göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 10 Ekim haftasında yaklaşık 45 milyar 702 milyon lira artarak 21 trilyon 199 milyar 717 milyon liradan, 21 trilyon 245 milyar 419 milyon liraya çıktı.

Bireysel krediler bir haftada 17 milyar 658 milyon lira arttı. Tüketici kredilerinin tutarı, 2 trilyon 618 milyar 77 milyon liraya çıktı. Bu tutarın 630 milyar 644 milyon lirası konut, 49 milyar 811 milyon lirası taşıt ve 1 trilyon 937 milyar 622 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu. Bireysel kredi kartı borçları da bir haftada yüzde 0,3 artarak 2 trilyon 545 milyar 669 milyon liraya çıktı. Bireysel kredi kartı borçlarının 923 milyar 766 milyon lirasını taksitli, 1 trilyon 621 milyar 904 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.

Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı da 15 milyar 746 milyon lira artarak 3 trilyon 128 milyar 719 milyon lira oldu.

Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 10 Ekim itibarıyla önceki haftaya göre 4 milyar 653 milyon lira artışla 508 milyar 611 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 376 milyar 201 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.

İstanbulluların yarısı beslenememe kaygısı yaşıyorİstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) Eylül 2025 verilerine göre İstanbulluların yarısı geçinmekte zorlanıyor, kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin oranı yüzde 40’a ulaştı.

İPA her ay yayımladığı İstanbul Barometresi araştırmasının Eylül 2025 sayısı, hanehalkı gelirlerinin hızla eridiğini, borç yükünün arttığını ve ekonomik umutsuzluğun derinleştiğini gösterdi.

Katılımcıların yüzde 37,8’i ülke ekonomisinin kötüleşeceğini düşündüğünü belirtti. Kendi ekonomik durumunun iyileşeceğini düşünenlerin oranı da yüzde 26,1 ile sınırlı kaldı.
Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 40’ı kredi kartı borcunun yalnızca asgarisini ödeyebildi. Tüm borcunu ödeyebilenlerin oranı bir ayda yüzde 47,6’dan yüzde 40,6’ya düştü. Alt gelir grubundaki katılımcıların yüzde 11,3’ü hiçbir ödeme yapamadığını bildirdi. Katılımcıların yüzde 53,9’u “geçinmekte zorlandığını”, yüzde 31,4’ü ise artık temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığını söyledi.

Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 49,5’i hanesinde yeterli gıdaya ulaşamama endişesi yaşadı. “Sıklıkla endişe duydum” diyenlerin oranı da yüzde 17,9’a çıktı.

Eylül ayında katılımcıların yüzde 18,3’ü tüm fatura ve aidatlarını ödeyemediğini bildirdi. Elektrik faturalarında aksama yüzde 61, su faturasında yüzde 52,7, doğalgazda yüzde 44,5 oldu.

Katılımcıların büyük bölümü önümüzdeki 6 aya dair ekonomik risklerin artacağını düşünürken yüzde 73,5’i işsizliğin artacağını, yüzde 87,1’i dövizin yükseleceğini öngörüyor. Katılımcıların yüzde 40,7’si ekonomik büyümenin azalacağını düşünüyor.

İPA’nın gündem araştırmalarına göre eylül ayında İstanbul’da halkın öncelikli gündemi ekonomi, adalet ve toplumsal güvenlik oldu. İPA'dan yapılan değerlendirmede, "İstanbulluların ekonomik dayanıklılığı hızla zayıflıyor. Gelir-gider dengesinin bozulması, yaşam maliyetindeki artış ve borçluluk, sosyal refah üzerinde ciddi baskı yaratıyor" denildi.

Türkiye'de servet dağılımı•En zengin %20’lik kesim, toplam gelirin %48,1’ini alıyor.
•En yoksul %20’lik kesim, toplam gelirin sadece %6,3’ünü elde ediyor.
•En zengin %1’lik kesim, toplam servetin %42,04’üne sahip. 
•En zengin %5’lik kesim, toplam servetin %59,2’sini kontrol ediyor.
•En zengin %10’luk kesim, toplam servetin %69,8’ine sahip.