birgün

23° PARÇALI AZ BULUTLU

GÜNCEL 24.08.2015 09:33
author

Yol ayrımı ya da eski dostlar

Yüzümde kederli bir ifade! Kaç zamandır acı acı gülüyorum. Delirmiş vaziyette, kendi kendime, sık aralıklarla… Sancılı biçimde… Düne dek dost saydıklarımla veda zamanı! Yaşadığımız baskıcı, dayatmacı, otoriter düzen kimlerle yollarımızı ayırmadı ki! Kaç kişi savruldu. Kimi okuru olduğumuz, öngörüsüne güvendiklerimize hayret ettik önce; sonra, yakın çevremizde derinleşti tartışmalar, kalpler kırıldı, vedalaştık… Bazen ‘hoşça kal’ bile diyemedik dostlara… Doğrusu geride, anı olarak kalan, eski dostlara…

Sınav günlerinden geçiyoruz. Çok uzun süredir böyle gerçi. Karşımıza İslamcı bir siyasal iktidar çıktığında, dünyanın başka yerlerinde olduğu biçimde, hemen iş birliği yapacak liberallerin olacağını biliyorduk elbet. Dahası sermaye sahiplerinin hemen bu güce kuyruk sallayacağını, önünde ‘hazır ol’da duracağını deneyimle öğrenmiştik. Geçmiş birikim, böyle günlerin ‘entelektüel sefaleti’ iyiden açığa çıkaracağını; koskoca sandığımız düşünen/yazan kimselerin tarihin çöplüğüne gönüllü gideceğini de söylüyordu bize! Yine de, sevdikleri savrulmasın, büyük hataya düşmesin ister insan!

İlkin AB palavrasına takıldı o güruh! Demokrasi kahramanı yaratmaya çalıştı ‘heveskâr padişah’tan medya, akademi, siyaset, sermaye tacirleri. Her yanı parsellemiş, kendi gibi düşünmeyenleri taşlamakla meşguldüler. Bu diktatörlüğün inşa edilme sürecinde kimi doğrudan bu partiye katıldı; bazısı onların akıl hocası oldu. Bir kısmı medyasında yalanlarla uyuşturdu halkı. Hayatın her alanı işgal altındaydı. Ne zaman referandum sürecine girildi, ayrışma keskinleşti. Diktatörlüğe hukuk gerekiyordu elbet. Karşımıza utanmayan ‘yetmez ama evet’ kılığında çıktılar. Birçoğu suç/koalisyon ortağı cemaatin çatısı altına girmişti çoktan.

Taraf çıktığı zaman bunun bir gazete değil ‘yalan makinesi’ olduğunu söyledik; nasıl saldırdıklarını anımsıyorum bu tiplerin. Şimdi o gazetede yazan, yönetiminde yer alan kimselerin/cumhuriyet karşıtlarının pişkinlikle, utanmadan, sırıtarak muhalifliğe soyunmalarına ve onlara çanak tutanların belleksizliğine hayret ediyorum. Ne hırs, ne kariyer kaygısıymış meğer. Hiçbir ölçüt kalmamış.

Bana kalırsa ‘Kabataş yalancıları’ ve bunlar aynı soydan gelmedir. Bakmayın şimdi ayrışmış gibi görünmelerine. Taraf’ta ‘Heveskâr Padişah’a övgüler düzen bir sanatçı kadın anımsıyorum. Kürt halkının özgürlüğüne soyunmuştu o gün ve bugün… Dönüp baksın bakalım bu savaşı kim çıkardı, kim besleniyor! Hani bitmişti ya vesayet günleri! Soralım bakalım; köy yakmalar, bok yedirmeler, çatışmada ölen kadın bedenini sergilemeler kim tarafından yapılıyor şu an?

Kürt meselesi yazık ki tabu olarak ortaya kondu. ‘Bu gerici, baskıcı kimselerle masaya oturulmaz, ortada barış süreci yok’ dediğimizde linç edildik. Ne zaman ‘Heveskâr Padişah’ izin verdi, ekranlar açıldı Kürtlere. Yüreği olan, sorumluluk taşıyan yasak günlerinde ekranlarını, köşelerini açmalıydı Kürtlere. Ne zaman ‘aç’ deniyor açılıyor ekranlar, ne zaman ‘kapa’ deniyor, kapanıyor ekranlar. Bu mu aydınlığınız, gazeteciliğiniz. Herkesin sicili ortada duruyor. Çok zaman geçmedi.

Kürt siyasal hareketine en büyük haksızlık eleştiriden muaf tutulmasıydı. Oysa faşizmin bakanları, sözcüleriyle fotoğraf vermek, en hafifinden saflıktı. Nitekim bugün HDP sadece CHP’yle konuşabilir halde. Doğrusu hep buydu. Toplumsal destek için barış cephesi kurulmalıydı. Ki; Gezi bunu kendiliğinden başarmıştı. Kemalist, darbeci saydıkları kimseler eleştiriye açık, geçmişte raporlar yazmış insanlar. Şimdi kan akıyor, yürek yanıyor. (Burada da aptal bir tartışma yürüyor. Şehit, asker, gerilla sözcükleri üzerinden… Farkında değil misiniz, bu toprağın çocukları hepsi ve ne için canlarına kıyıldığı belli!)

Kısa sözün uzunu (Tarık Dursun K. öyle dermiş. Saygıyla anıyorum); bu süreçte işçi partisi saflarında elinde bayrak sosyalistlere saldıranlardan nasıl sol-liberal olduğunu gördük; kariyeri gereği herkese boncuk dağıtan, Kemalistlere ağam, Kürt siyasilere paşam diyenlere rastladık; diktatörün bakanlarından gelen mesajlarla sevinip, gururlanırken, ani dönüşle hızlı Atatürkçü/muhalif olanları tanıdık; küfür ettiği genel başkanın partisine girip, vekil olduktan sonra U dönüşü yapanlara şahitlik ettik; patrona, çalışma arkadaşlarını gammazlayan gazetecileri belledik…

Yüzümdeki kederli tebessüm bundan!

Şaşırdım mı?

Hayır.

Alıştım mı?

Hayır!

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız