birgün

16° AÇIK

GÜNCEL 07.10.2021 09:09

Yol yapmak çözüm değil

İstanbul’un ulaşım sorununu BirGün’e değerlendiren uzmanlar, yeni yollar yapmanın ulaşım ve trafik sorununu çözmeyeceğini belirtti. Uzmanlar, raylı sistemlere ve deniz ulaşımına öncelik verilmesi gerektiğini vurguladı.

Yol yapmak çözüm değil

İsmail Arı

Hızla genişleyen ve nüfusu artan megakent İstanbul’un kangrenleşen ulaşım sorununu uzmanlarla konuştuk. İstanbul Teknik Üniversitesi’nden (İTÜ) emekli Prof. Dr. Güngör Evren ile Prof. Dr. Haluk Gerçek ve TMMOB Şehir Plancıları Odası (ŞPO) İstanbul Şube 2’nci Başkanı Doç. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, ulaşımı içinden çıkılmaz bir hale getiren hataları ve atılması gereken adımları anlattı. Uzmanlar, yeni yollar yapmanın ulaşım sorununu çözmeyeceğini, yapılan her yeni yolun yeni yapılaşmaları ve trafik yoğunluğunu da beraberinde getireceğini belirtti.

KENTLERİN BİR SINIRI VAR

İstanbul ulaşımının üzerinde büyük bir sanayi ve nüfus baskısı olduğunu da vurgulayan Prof. Dr. Güngör Evren, “Her kentin bir sınırı vardır. Bunu zorladığınız zaman, aştığınız zaman sorun çözümsüz hale gelir. Kent içindeki yolları istediğiniz kadar genişletmek, arttırmak olanağına sahip değilsiniz maalesef. Ancak, bizdeki anlayış nasıl daha fazla yol yaparız? Boğazı nasıl daha fazla köprüyle geçeriz? Şeklindedir. Bu yol, yol değildir. Bu çıkmaz bir yoldur. İstanbul gibi kentlerde Önemli olan toplu taşımadır. 1970’li yıllara gelindiğinde de bu yolun çıkmaz olduğu ve sürdürülemez olduğu anlaşılmıştır” dedi.

yol-yapmak-cozum-degil-929448-1.
Prof. Dr. Güngör Evren



“Yapılan her bir yeni bir yol kendi talebini de oluşturuyor ve dolayısıyla yaptığınız yolda bir süre tıkanıyor” diyen Prof. Dr. Evren, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Eğer İstanbul planlı bir şekilde gelişseydi raylı sistemi çok daha yaygın olurdu. 1970’lere kadar dünya otomobil peşinde koştu ama 1970’li yıllara gelince neyin ne olduğu anlaşıldı. Otomobiller bu işin yürümeyeceği, kesinlikle etkin bir ulaşım sisteminin geliştirilmesi gerektiğinin farkına varıldı. Ayrıca, İstanbul’da yapılanlar deniz ulaşımı adına da tahlihsizliktir. ‘Kent kıyılardan içerilere doğru yayılmıştır, deniz ulaşımının etkinliği kalmamıştır’ deniyor ama bu doğru değil. Ulaşımda tek bir ulaşım türü iş yapmaz ki. Ulaşım türleri birbirlerini tamamlayacak şekilde, bir zincir içerisinde taşıma yaparlar.

DENİZ ULAŞIMI ZAYIF

Yani siz deniz yolunda bir gemiyi iskeleye getirdiğiniz zaman iskelede o gemideki yolcuları karşılayacak raylı sistem veya tekerlekli sistem olmalı. İstanbul gibi bir yerde nüfus artarken deniz ulaşımının azalması kolay açıklanabilir bir olay değil. Oysa İstanbul dünyanın çok özel kentlerinden biridir, denizle iç içe. Maalesef ulaşım anlamında İstanbul’da denizden yeterince yararlanılmıyor. Bu kentte maalesef Deniz ulaşımı ihmal edilmiştir.”

YAYALARA ÖNEM VERİLMELİ

Ulaşım sorunun çevreye zarar verilmeden çözülmesi gerektiğinin altını çizen Evren, sözlerini şöyle tamamladı: “İstanbul’da maalesef yayalara da hiçbir saygı yok. Bir engellinin söylediği bir laf vardı. Diyor ki ‘normal insanlar için kaldırımda yürümek küçük bir mucizedir, engelliler için ise çok büyük bir mucizedir.’ Dünyada yeni bir anlayış var ve yayalığa büyük önem verilmesi gerekiyor. İnsanlar yürümekten keyif almalı. İnsanlar eğer ulaşım probleminin çözümünü arabalarıyla çok rahat hareket etmekte görüyorlarsa boşuna beklemesinler öyle bir dünya, öyle bir sistem yok.”

BÜYÜK HATALAR YAPILDI

Ulaşım alanında yıllardır büyük hatalar yapıldığını vurgulayan TMMOB Şehir Plancıları Odası (ŞPO) İstanbul Şube 2’nci Başkanı Doç. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu da ulaşım sorunun çözümünün “Karayoluna yük bindirmeyi bırakıp denizyolu ve raylı sisteme ağırlık vermekten” geçtiğini belirtiyor. Yapılan bütün projelerin karayolu odaklı olduğunu belirten Giritlioğlu, “Erken cumhuriyet döneminde demiryoluna sahip çıkılan demiryolu 1950’lilerden sonra bir kenara bırakıldı ve karayolu ön plana çıkarıldı. Sonra da bu politika terk edilmedi. Yapılan tüm mega projelere ve büyük konut projelerine baktığımız zaman bunların tamamının demiryolu, raylı sistem veya deniz yolunu desteleye değil karayolunu destekleyen ve karayoluna yük bindiren projeler olduğunu görüyoruz” dedi.

yol-yapmak-cozum-degil-929449-1.
Doç. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu



KENT GENİŞLEDİ

Üçüncü Havalimanı, Üçüncü Köprü gibi devasa projelerin ulaşım altyapısı düşünülmeden hayata geçirildiğini belirten Giritlioğlu şunları söyledi:

“Devasa projeler mevcut karayolu yükünün üstüne kat ve kat yük bindirmeye devam ediyor. Üçüncü Köprü’de ısrar edildi ama transit trafiğin sadece yüzde 2’si veya 3’ü oradan geçiyor ama köprünün transit trafiği ötelemek için yapıldığı söylendi. İkinci Köprü’de de biz bu köprü trafiğe yeni yükler getirecek dedik. İkinci Köprü’den sonra bir Sultanbeyli ortaya çıktı. Bağlantı yolları çevresinde kent genişledi. Nerede bir yol açılırsa orada yapılaşma ortaya çıkar ve Üçüncü Köprü’de de böyle oluyor. Altyapısı hazırlandı, önce benzin istasyonları gelmeye başladı, arkalarına dinleme tesisleri yapılacak, sonra konut alanları yapılacak ve kalan son ormanları da bunlara teslim edeceğiz. Biz demiryolunu, denizyolunu ve karayolunu birlikte planlamadığımız sürece, nüfus dengesini doğru kurmadığımız sürece bu trafikten kurtulmamız mümkün değil.”

ARAÇ KULLANIMI ARTTI

Özellikle 1980’li yıllardan sonra İstanbul’un hızla büyüğünü, nüfusun, motorlu araç sayısının ve yapılaşmanın hızla arttığını belirten Prof. Dr. Haluk Gerçek ise “İstanbul ‘ucu olmayan bir kent’ haline geldi. Kent, doğal ve ekolojik sınırlarını aşarak, bu kadar büyürken bir yandan da Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu, İstanbul Havalimanı ve Avrasya Tüneli gibi büyük ulaştırma yatırımları yapıldı. Otomobil trafiğini kışkırtıcı yatırımlarla kent trafiği daha da işin içinden çıkılmaz hale geldi. Pandemi döneminde toplu taşıma sisteminden kaçış nedeniyle otomobil kullanımı daha da arttı” diye konuştu.

RADİKAL ÖNLEM ALINIYOR

2019 yılı verilerine göre İstanbul’da toplu taşıma yolculukları içinde deniz ulaşımının payının yüzde 3 civarında olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Gerçek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Nüfusu 16 milyonu geçen bir kentte metro ağı, kuşkusuz, ulaşım sisteminin ana omurgası olmalıdır. Yapımı süren ve planalanan metro projeleri için gerekli mali kaynaklar bulunmalıdır. Dünyada birçok kentte başarıyla uygulanmakta olan otobüs şeritleri İstanbul’da uygun ulaşım koridorlarında uygulanmalıdır. Minibüs hatları, raylı sistemi ve ana otobüs hatlarını besleyici güzergahlarda kullanılmalıdır.

Uluslararası trafik tıkanıklığı ölçütlerine göre, 2019 yılında, İstanbul günde trafikte kaybedilen ortalama 153 saat ile dünya kentleri arasında Bogota (Kolombiya), Rio de Janeiro (Brezilya) ve Mexico City (Meksika)’den sonra trafik tıkanıklığı en kötü dördüncü kent idi. İlk on kent arasında Roma, Paris ve Londra da yer alıyordu. Ancak Paris, Londra ve Moskova gibi Avrupa kentlerinde yaklaşık 400 kilometre dolayında yaygın bir metro ağları var . Ayrıca bu kentlerde otomobil sahipliği İstanbul’un iki katından fazla. Londra’da kentin merkez bölgesine giren ve belirli emisyon standartını sağlamayan araçlar çok büyük kirlilik fiyatları ödemek zorundalar. Çağdaş birçok kentte, otomobil trafiğini azaltmak, motorlu araçları kentin yaşam alanlarından uzaklaştırmak ve insanların kullanımına açmak için radikal önlemler alınıyor.”