birgün

11° AZ BULUTLU

KÜLTÜR SANAT 11.12.2019 23:33

Yola giden tiyatro

Tiyatronun en iyi yoldan daha iyi bir yol olduğunu söyledik durduk başından beri. İnşaat gene hükmünü verdi. Mezun olduğum Ankara Devlet Konservatuvarı Beytepe köyüne sürgün edildi. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi dağa kalktı. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı bugünkü yerinde emanet duruyor

Yola giden tiyatro

Tuncer Yığcı

“Önce su, güneş, toprak vardı.”

7 Ekim 1987, saat 20.00’de Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun perdesi Boş Beşik oyunuyla açıldı. Otuz iki yıl olmuş. Dile kolay.

7 Ekim 1987’de, Saat 20.00’de üçüncü zil çaldı. İnşaat tozu hâlâ üzerinde olan perde bir daha kapanmamak üzere açıldı. ‘Rüzgar’ı oynuyordum. İlk replikler ‘Rüzgar’ındı. “Önce su, güneş, toprak vardı.” ‘Boş Beşik’ten sonra ‘Kısmet’, Oda Tiyatrosu’nun açılışı için ‘Savunma’, ‘Kamuoyu’, ‘Gözlerimi Kaparım’, ‘Vazifemi Yaparım’, ‘Müfettiş’ ve diğerleri. Ankara Devlet Tiyatrosu için yola çıkarken gözümüz arkada değildi. Perdeyi açık tutma görevi, görevi devrettiğimiz kardeşlerimize aitti artık.

On beş saatlik Ankara-Trabzon yolu, şarkılarla, türkülerle göz açıp kapatma mesafesinde geçmiş, elinde çiçekle bizi karşılayan Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun kurucu müdürü Erhan Gökgücü’ne yolda yaktığımız, ruh durumumuzu yansılayan türküyü haykıra haykıra söylemiştik. Tiyatronun açılışına on gün kalmıştı ve inşaat son hızla devam ediyordu. Tiyatronun müdürü Erhan Gökgücü işçilerle kürek sallıyordu. Tiyatronun amele ruhu olmadan yapılacak bir iş olmadığını ilk adımda anlatmıştı işte bize. Tiyatronun müdürüyle görüşmek için gelen birinin karşısına bu halde çıkıp, adamı inandırabilmek için diyaframa yüklenmek zorunda kalmıştı. Lojmanımız da bitmek üzereydi. Mesleğin baharındaydık. Mezuniyet gecesinde zamanın genel müdürüne bayrağımızın dalgalandığı her yerde görev yapmaya hazır olduğumuza söz vermiştik. Birkaç hafta sonra görev yerimizin Trabzon olduğunu öğrendik. Memleketim Trabzon. 60’lı yıllarda amatör spor kulüplerinin tiyatro kolları olan Trabzon. 1900’lü yılların başında filarmoni orkestrası olan Trabzon.

Seyircimiz ilk oyunun Boş Beşik olmasını bu yüzden yadırgadı. Uzaktan bir akrabamın terzi dükkânının duvarındaki, Gogol’ün Müfettiş oyununa ait sepya fotoğraftan haberi yoktu elbet seçicilerin. Durum anlaşıldığında bir Müfettiş de biz oynadık.

Tiyatromuz Erdoğdu’ya giden yolun başında, Atapark’taydı. Atapark Sineması iken film izlerdim çocukken. Şimdi sahnesinde oyuna çıkma zamanıydı.
İlk sezon, altı oyunda oynadım. İkinci sezon çok temsil yapan bir oyunum oldu. Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım. İkinci sezon, bir gece yarısı, prova çıkışında “gazi” de oldum. Ramazan ayının son günüydü. Bir sonraki gün, bayramın ilk günü turneye çıkacaktık. Geç saatte, tiyatronun önünden mahallenin gençleri kıyak kafayla “ha burda nooliy la?” diye tiyatroya doğru yürüyünce olanlar oldu. Elinde kırık bira şişesiyle önümden geçti biri. O hengâme içinde hemen fark edemedim. Ancak beş dakika sonra üstümdeki gömleğin ön tarafının kan içinde kaldığını gördüm. Hastane, karakol, savcılık, mahkeme... Çenemin altındaki faça o günlerin anısına durur hala.

Bizim Trabzon, opera-tiyatro binası yıkma konusunda pek mahirdir. 1958’de yolu genişletmek için güzelim operayı yerle bir ettik. Şimdi de aynı gerekçeyle Atapark’taki Trabzon Devlet Tiyatrosu binasını yıkıyoruz.

Kâğıt taşı sarar, makas kâğıdı keser, taş makası ezer, yol tiyatroyu yıkar.
Tiyatronun en iyi yoldan daha iyi bir yol olduğunu söyledik durduk başından beri. İnşaat gene hükmünü verdi. Mezun olduğum Ankara Devlet Konservatuvarı Beytepe köyüne sürgün edildi. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi dağa kalktı. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı bugünkü yerinde emanet duruyor.

Oyuncuları, sahne makinistleri, memurlarıyla birlikte tiyatromuzun bütün emekçileri ile hemşerilerim, daha iyi bir yerdeki Trabzon Devlet Tiyatrosunun anahtarını almadan rahat uyuyamayacağız. Biline.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız