birgün

12° AÇIK

KÜLTÜR SANAT 13.02.2021 04:00

Your Honor ve The Sinner dizileri

"Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur” sözüne Your Honor ve The Sinner dizilerinin kendilerince cevapları var

Your Honor ve The Sinner dizileri

YARGI, MAFYA VE SUÇ

Your Honor dizisinin yaratıcısı İngiliz oyun yazarı ve senarist Peter Moffat. Dizi aslında 2017 yılında yayınlanan Kvodo isimli İsrail televizyon dizisinden uyarlama. New Orleanslı bir yargıcın genç oğlunun suçunu örtbas etmek için kanunları çiğnediği Your Honor karmaşık bir öyküye sahip. Yargıcın hayatı ve parlak kariyeri ile başlayan serinin ilk bölümünde örtbas edilmek istenen suçun içine New Orleanslı beyaz mafya ailesi Baxter ve New Orleanslı siyah çete Desire de dâhil olunca grift bir hikâye ile karşılaşıyoruz. Toplumunun karanlık vizyonunda, Your Honor dizisi aslında bireysel suçtan ziyade hikâyesinin geçtiği bölgenin çevresel, ekonomik ve politik çöküşleri ile tükenmiş ve harap hale gelmiş bölge halkı, yolsuzluk yapıları, yasadışı yapıları ve ırkçılıkla daha çok ilişkili. Burada Missisipi Nehri boyunca uzanan Louisiana’nın en meşhur şehri New Orleans’a büyük bir parantez açmak gerek. Suç, New Orleans'ta devam eden bir sorun. 2005 Katrina Kasırgasın’dan sonra cinayet rekoru kırılan şehir 2017'de kendinden daha kalabalık olan Detroit gibi suç oranı yüksek olan şehirleri bile geride bırakarak ülkedeki en yüksek silahlı şiddet oranına sahip oldu. Bugün 390 bin nüfusluk bir şehirde 1 yılda 202 cinayet işleniyor olması cidden ürkütücü.

Hikâyenin New Orleans’ın zorlayıcı ve gerilimli doğası ile tam entegre olmamış olması ve dolayısıyla hikâyesinin sadece vitrini olarak kalması, büyük ihtimalle senaryo bazlı bir tembellikten kaynaklı. Showtime’ın bu mini dizisinin (bizde bein Connect’te) en iyi yanı kuşkusuz Bryan Cranston, en zayıf yanı ise, bölümlerin aynı kalitede olmaması. İlk bölümdeki kaza sahnesiyle zirveye tırmanan ve ikinci bölümdeki yeni dinamiklerle gelen gerilimle merak uyandırdıktan sonra yavaş yavaş düşüşe geçen dizi, 7 ve 8’de mahkeme bölümlerine geçerek tekrardan yükselişe geçiyor. Mahkeme bölümlerinin düşüşe geçmiş diziyi tekrar zirveye taşımış olmasının sebebi bana kalırsa “The Good Wife” ve “The Good Fight” gibi hukuk dizilerinin yürütücü yapımcılığını üstlenmiş olan Robert ve Michelle King ve Peter Moffat’ın BBC’nin Criminal Justice dizisi deneyimi. Bu arada Your Honor’ın son bölümlerde salgının başladığı bilgisinin verildiğini ve dizideki bazı karakterlerin maske takmaya başladıklarını görüyoruz. Benim izlediğim, şu anın dünyasında gerçekte olup biten pandemi ile direkt bağ kuran ilk yapım bu oldu. Başka varsa bile ben denk gelmedim. Son bölümü henüz yayınlanmadı, heyecanla hikâyeyi nasıl sonlandıracaklarını merak ediyorum.

your-honor-ve-the-sinner-dizileri-841002-1.

NIETZSCHE, ÜNTİNSAN VE SUÇ

The Sinner serisinin Netflix’te yayınlanan son sezonu oldukça ilginç bir altyapıya sahip. Noir dedektif dizileri en çok felsefeden ve insan doğasının karanlık gizeminden beslenir, bu sezonda bu sefer karşımızda Nietzsche’nin üstinsan felsefi terimi bulunmakta. Anlayacağınız oldukça ağır ve zor. Üniversite yıllarında tanışmış iki gencin bu kavramı içselleştirerek, kendi hayatlarına bir çeşit ritüel iliştirip pratikte uygulamaya koyulmaları ile suç kavramına adım atıyoruz. Bu sezonun ‘suçlu’sunun üstinsan olma gayreti ile günümüz toplumunda bunun suç ve cezaya ne şekilde karşılık geldiğini düşünürken, karakterin aslında bizlere neyi kanıtlamaya çalıştığını anlamaya çalışıyoruz. Hatırlatalım, Nietzsche, Böyle buyurdu Zerdüşt’te “... Ve kendi kendine emir verdiğinde de: o zaman da ödemelidir kendi emrinin bedelini. Kendi yasasının yargıcı ve celladı ve kurbanı olmak zorundadır” demekte. Bana kalırsa dizinin suçlularının alt yapısını bu felsefi düşünce desteklemekte. Yani bu bağlamda üstinsan, kavradığı yaşamı, istemi doğrultusunda baştan yorumlar. Ve bu yorumlama kendi yaşamını tehlikeye atmaktan çekinmemesini gerektirir. İşte bu iki gencin yaşamlarının aslında tehlike hesaplarını yapmadan, yaşamı bir açıdan olumlayarak kararlarının sorumluluğunu aldıklarını ve bundan hiç pişmanlık duymadıklarını görüyoruz. Tabii şunu eklemem gerek, onlar bunu kadersel, yazı tura benzeri bir mekanizma kurarak yapıyorlar. İnanın üzerinde çok konuşulacak, apayrı bir yere konulması gereken bir ‘üstinsan’ sezonuydu bu.

İlk üç bölümünden sonra bu felsefi dayanak ve onun temsilcisi olan ‘suçlu’nun performansının düşmesi, senaryonun biraz savsaklanmasını saymazsak fena bir sezon değildi. En azından beni o karanlık dehlizler hakkında düşünmeye sevk etti diyebilirim, aynı dizideki ressam karakter gibi. Tabii dizinin kurduğu felsefenin akıcı bir şekilde izlenmesine olanak veren, beni etkileyen unsur, nihilist, gizemli, mesafeli, derin, özgün, karizmatik, anlaşılamayan dedektif Harry Ambrose karakteri. Ambrose karakteri, 1843’te Oxford İngilizce Sözlüğü’ne girdiğinden beri kullanılan ‘dedektif’ kelimesinin, 21’inci yüzyılda labirent benzeri anlatı yapılarında yer alan karanlık hissiyatlı dizilerdeki vücut bulmuş hali.

your-honor-ve-the-sinner-dizileri-841004-1.