Yükselen hareketin temposunu aşan bir devrimcinin öyküsü: Necmettin Giritlioğlu kitabı

13.10.2019 08:23 BİRGÜN PAZAR
Giritlioğlu hep sendikal hareketin içinde olmuştu. ODTÜ inşaatlarının örgütlenmesinde çalışmış, sonra YİS Genel Başkanı seçilmiş ve Aliağa’ya gitmişti. Sendikal harekette en genç genel başkanlardan biri olmuştu, öldürüldüğünde yirmi altı yaşındaydı ve sendikacılık tecrübesi sadece üç yıldı. Çok fazla şey sığmıştı bu üç yıla. Bingöl Erdumlu, “Necmettin yükselen hareketin temposunu aşan bir devrimciydi” der.

ZAFER AYDIN

Necmettin Giritlioğlu, makam, mevki, ayrıcalık peşinde koşmadan, fikir ve idealleri için sendikacılık yapan bir devrimciydi. Politik bilincini, gençlik heyecanıyla, devrimci coşkusuyla harmanlayarak şantiyelere koşan, sömürüye, sarı sendikaların ayak oyunlarına karşı mücadeleler örgütleyen bir devrimciydi. Necmettin Giritlioğlu, 1970 yılının yaz aylarında, Türkiye Petrolleri’ne ait Aliağa Rafinerisinin inşaatında çalışan işçileri örgütlemek üzere Aliağa’ya gitti. İşi yürüten taşeron, Kozanoğlu-Çavuşoğlu şantiyesinde işçilerin greve çıktığı sabah, işverenin yönlendirdiği bir grev kırıcının tabancasından çıkan kurşunlarla yaşama veda etti. Can Şafak, Türkiye sol ve emek hareketi tarafından az bilinen önemli bir aktörünün hayatını “Necmettin - Bir Devrimcinin Hatırası” adıyla kitaplaştırdı.

Hafızalarda saklanan, kişisel anılarda yaşayan bir devrimcinin, çocukluğundan başlayarak, bilinen, bilinmeyen yönlerini belgeler ve tanık anlatımlarıyla gün ışığına çıkardı. Böylece tanımayanları Necmettin’le tanıştırdı, tanıyanların bilgilerini, anılarını tazeledi. Bundan da öte, Can Şafak kitabında, 60‘lı- 70’li yıllarda siyasal ve sendikal mücadelenin hangi şartlar altında verildiğine, elde edilen sonuçların ne pahasına sağlandığına dair de önemli bilgiler ortaya koydu.

BirGün okurları için, Can Şafak’la, Necmettin Giritlioğlu’nu ve Ayrıntı Yayınları tarafından yayınlanan “Necmettin - Bir Devrimcinin Hatırası” kitabını konuştuk:

► Necmettin Giritlioğlu hakkında çok az şey yazılan ve çok az şey bilinen bir devrimci. “Necmettin, Bir Devrimcinin Hatırası” kitabının uzun bir araştırma sürecine dayandığını biliyorum. Kitap, tanık anlatımlarının öne çıktığı, ağırlıklı olarak bir sözlü tarih çalışması. Çalışmaya başlarken kafanda nasıl bir Necmettin vardı? Nasıl bir Necmettin’le karşılaştın?
Kitapla ilgili ilk kararı aldığımda ben de Necmettin Giritlioğlu’yla ilgili çok az şey biliyordum. Ailesinden geriye kalanlarla, yoldaşlarıyla, onun yakınında olmuş, onu bilen tanıyanlarla konuştukça beni şaşırtan, düşündüğümden çok farklı bir Necmettin’le karşılaştım. Bir paşa torunuydu, Cumhuriyet’in aydın, idealist kesimini temsil eden orta sınıf bir aileden geliyordu. Sanatla çok ilgiliydi, resim yapmış, tiyatro ve diksiyon dersleri almıştı. Şiirler yazmıştı, daha çocukluğundan başlayarak. Bu şiirler onun düşünce ve yıllar içinde gelişen duygu dünyasını ortaya koyuyor ki bence bu yanıyla da çok kıymetli yazdıkları.

Çocukluğuyla, ilk gençliğiyle ilgili anlatılanlardan da öğreniyoruz ki, Necmettin çok güçlü bir adalet duygusuna sahip, son derece duyarlı, korkusuz ve isyancı. Devrimci... Ben, Necmettin’i en iyi tanımlayan sözcüğün bu olduğunu düşünüyorum. Bu onun çok belirleyici ve belirgin bir özelliği. Öyle olunca da, işçi sınıfı hareketinin ve sosyalist solun yükselmeye başladığı ‘60’ların sonlarında “sosyalizm” ve “devrim” kavramlarıyla buluşması kaçınılmaz olmuş diyebiliriz. Necmettin’in devrime, sosyalizm ideolojisine yaklaşımını, fikirlerini, o dönemde Zonguldak’ta yayınlanan Sömürücüye Yumruk gazetesinde çıkan birkaç yazısından ve Muzaffer İlgen’e Ereğli’den yazdığı mektuplarından, bizzat kendi kaleminden öğreniyoruz. Bu yazıları ve mektupları da kitaba aldım.

► Necmettin’in siyasetle ilişkisi nasıl başlıyor?
Necmettin’in siyasetle ilgisi, Ankara’da Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) düzenlediği kimi seminerlere katılmasıyla, TİP’in radyoda yayınlanan seçim konuşmalarıyla, gidip geldiği Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) kantininde devrimci gençlerle tanışıp yakınlaşmasıyla başlamış. Yirmi üç yaşında işçi olarak gittiği Ereğli ise Necmettin’in yaşamında çok önemli bir uğrak. Burada örgütlü mücadeleye katılmış ilk kez, Maden-İş’e ve TİP’e üye olmuş, kısa zamanda Maden-İş Gençlik Kolları’nı kurup başına geçmiş, TİP İlçe Sekreteri seçilmiş. TİP içinde Millî Demokratik Devrim (MDD) kanadında yer almış. Gerek Ereğli gerekse Zonguldak örgütlerinde Aybar’ın, Mahir’in de dâhil olduğu tartışmalarda taraf olmuş. Ereğli, Necmettin’in siyaseten şekillenmesinde bir okul olmuş.

► Necmettin Ereğli’de sarı sendikayı greve zorlayan ve bunu başaran işçilerin arasında ve en önde... Necmettin Giritlioğlu’nun sendikal harekete yakınlığı o dönemde başlıyor diyebilir miyiz?
Tabii. Grev bittikten sonra Zonguldak’ta maden ocağı ağızlarında bildiri dağıtırken tutuklanıyor ve tabii işe dönemiyor bir daha. Necmettin’i Ankara’dan özel olarak gelen polisler sorguluyor. Ağır işkence görüyor. Daha o zamandan siyasi polisin dikkatini çekmiş Necmettin, öyle anlaşılıyor.

O tarihten sonra da hep sendika hareketinin içinde olmuştu. Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) inşaatlarının örgütlenmesinde çalışmış, sonra sendika hareketinin bir başka efsanesinin, İsmet Demir’in sendikası olan Yapı İşçileri Sendikası’nın (YİS) Genel Başkanı seçilmiş ve Aliağa’ya gitmişti. İsmet Demir’in önerisiyle. Sendika hareketi içindeki en genç genel başkanlardan biri olmuştu, öldürüldüğünde yirmi altı yaşındaydı ve sendikacılık tecrübesi sadece üç yıldı. Fakat bu üç yıl çok hızlı yaşanmış bir üç yıldı. Çok fazla şey sığmıştı bu üç yıla. Bingöl Erdumlu, “Necmettin yükselen hareketin temposunu aşan bir devrimciydi” der. Gerçekten de öyle.

yukselen-hareketin-temposunu-asan-bir-devrimcinin-oykusu-yukselen-hareketin-temposunu-asan-bir-devrimcinin-oykusu-636156-1.
Necmettin, sendikal hareketin içinde olduğu yıllarda Ankara’da Mahir Çayan, Yusuf Küpeli, Münir
Ramazan Aktolga’nın başını çektiği MDD çizgisinde bir siyasi hareket şekilleniyordu. Ziya Yılmaz’ın
ifadesi ile “ilk reel-genel komite” içinde Necmettin de vard
ı.


Necmettin Giritlioğlu, sendika hareketinin içinde aktifti ve sendika başkanı seçilmişti... Böyle bakınca bir sendikacıydı tabii, ancak. Necmettin kısacık yaşamında sendika hareketi kadar hatta bundan daha çok sol siyaset üzerinde derin bir iz bırakmış ve etkili olmuştu.

Necmettin Ereğli’de Ankara’da ve Aliağa’da sendika hareketi içinde olduğu yıllarda Ankara’da Mahir Çayan, Yusuf Küpeli, Münir Ramazan Aktolga’nın başını çektiği MDD çizgisinde bir siyasi hareket şekilleniyordu: Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C ya da Parti-Cephe). Bu hareketin daha oluşumunda, Parti-Cephe’nin ilk çekirdeğinin içinde ve Ziya Yılmaz’ın ifadesi ile “ilk reel-genel komite” içinde Necmettin de vardı. Ziya Yılmaz, “Parti-Cephe, işçi sendika çalışmalarında Bingöl Erdumlu ve Necmettin Giritlioğlu’dur” der.

► Öldürülmesi Parti-Cephe için de çok önemli bir kayıp olmuş sanırım…
Evet. Hareketin merkezi tarafından da çok önemli bir kayıp olduğu yazıldı, söylendi. Parti-Cephe’nin işçiler arasında yürüttüğü çalışma büyük darbe yemişti. Türkiye’de legal mücadele olanaklarının olmadığı, legal çalışma yapılamayacağı, yaparsan adamı öldürürler anlayışı öne çıkmış, parti legal olabilse bile illegal olarak da örgütlenmelidir düşüncesi hâkim olmuştu. Necmettin’in öldürülmesinin Parti-Cephe hareketi için bir kırılma noktası sayabileceğimiz çok belirleyici sonuçları oldu.

► Parti-Cephe’nin öğrenci hareketi dışında da bağlantıları vardı. Bu husus çok öne çıkmıyor... Bu konuda neler söylemek istersin?
Çok doğru. Öğrenci gençlik dışında, işçi sınıfı içinde olduğu gibi ordu içinde özellikle de havacı subaylar arasında, Güneydoğu’da, Karadeniz bölgesinde hareket örgütlenme çabası içindeydi. Güçlü bağları vardı. Bu yanıyla çok güçlü bir potansiyeli de bağrında taşıyordu. Hayatın pek çok alanına, toplumun pek çok kesimine yayılan ve üstelik bunu bir ölçüde de olsa başarmaya başlamış olan bir hareketten söz ediyoruz.
İşçi ve sendika hareketi de Parti-Cephe’nin bu örgütlenme ve mücadele alanlardan biriydi. Necmettin Giritlioğlu ve Bingöl Erdumlu, bu iki arkadaş siyasi hareketi sınıf hareketine bağlayan bir köprüydü. Onların bu alan yani işçi ve sendika hareketi için, uzun erimli bir örgütlenme ve mücadele perspektifi de vardı. Necmettin Giritlioğlu’nun daha Ereğli’de Bingöl Erdumlu ve İbrahim Kalyoncu’yla, daha sonra Aliağa’da Bingöl Erdumlu’yla birlikte önlerine koydukları hedef, büyük şantiyelerde örgütlenmek ve bu yolla kalıcı iş kollarında, özellikle metal sektöründe, İskenderun’da, Seydişehir’de sınıfla kucaklaşmaktı. Bu onların halk kitleleriyle, işçilerle birlikte köylülerle de bağ kurup bütünleşmelerini sağlayacaktı. Böyle düşünüyorlardı.
Bu, hâkim sınıflar için çok ciddi bir tehditti. Ben öyle inanıyorum ki, bu yüzden hedef seçilmişti Necmettin. Öldürülmesi anlık, spontane gelişen bir olay değildi.

yukselen-hareketin-temposunu-asan-bir-devrimcinin-oykusu-yukselen-hareketin-temposunu-asan-bir-devrimcinin-oykusu-636157-1.► Necmettin Giritlioğlu’nun hikâyesinden bugüne dair nasıl bir sonuç çıkar?
Aradan neredeyse yarım asır geçti. Değişen çok şey var. Tabii değişmeyenler de… Demir Ökçe dediğimiz ölüm makinesi hâlâ hayatımızı kuşatıyor. Sömürü sürüyor ve elbette sömürüye karşı emek mücadelesi ve siyasi mücadele de öyle. 60’lar ve Necmettin’in öldürüldüğü 1970 yılı işçi hareketinin ve solun yükseldiği yıllardı, öğrenci gençlik ayaktaydı, boykotlar, işyeri işgalleri, 15-16 Haziran yaşanmıştı. Bugün her şey çok farklı. Sendikalar açısından baktığımızda işçi sınıfının çok büyük bir kesiminin örgütsüz olduklarını görüyoruz. 1980’den bu yana geçen neredeyse kırk yıldır kayıtlı ya da kayıt dışı ve her türlü güvenceden uzak çalıştırılan taşeron işçileri sendikaların dışında. Yasalar da 1980 öncesi döneme göre çok daha kısıtlayıcı, yasaklayıcı, örgütlenmenin önünde böyle bir zorluk da var tabii. Ama asıl olanın, sendika hareketinin kuramsal düzeyde bile olsa gerçek anlamıyla sendika özgürlüğü arayışı içinde olmadığını düşünüyorum. Sendikalar, genel olarak büyük işyerlerinde çalışan çekirdek işgücünü bünyesinde topluyorlar ve var olan örgüt yapılarıyla taşeron işçilerine ulaşamıyorlar.

Necmettin Giritlioğlu’nun hikâyesinin geri planında dev şantiyeler, devasa sanayi fabrikaları var, sanayide çok büyük bir kamu sektörü var ve tabii irili ufaklı binlerce fabrika… O yıllarda sendikalar, kendi doğal ya da organik gelişimi içinde büyük işkolu sendikaları kadar federasyonlar, işyeri sendikaları da yaratmışlardı. Necmettin’in sendikası da tek tek işyerlerinde örgütlenen küçük ama çok hareketli, tabana çok yakın hatta tabanla iç içe olan, manevra kabiliyeti çok fazla ve etkili bir sendikaydı. Ben sendika hareketinin örgütlenme perspektifi açısından bu kuruluş ve yükseliş yıllarındaki birikimden çıkarılabilecek çok dersler olduğunu düşünüyorum. Sendika çokluğu ilkesi, farklı örgütlenme alanlarının özelliklerine göre, onlara uyan örgütlenme modellerinin geliştirilmesi büyük önem taşıyor. Bunu da bugünün Necmettinleri başaracak.