Yurttaşlar Çağlayan'da | Özgür Özel: "Casusluk soruşturması, Başsavcılığın çaresiz kaldığının itirafıdır"
CHP’li milletvekilleri dün geceden Çağlayan'daki İstanbul Adliyesi önüne giderek geceyi otobüste geçirdi. Yurttaşlara yapılan çağrının ardından Çağlayan'da yoğun bir kalabalık toplandı. Kalabalığa seslenen CHP Genel Başkanı Özgür Özel "Casusluk soruşturması, Başsavcılığın çaresiz kaldığının itirafıdır" dedi. Özel, İstanbulluları meydanda buluşmaya çağırdı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ekrem İmamoğlu'nun ifade vereceği Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi dünden (25 Ekim Cumartesi) bu yana yoğun saatler geçiriyor.
Geceyi parti otobüsünde geçiren CHP’li milletvekillerinin yaptığı çağrı sonrasında Çağlayan’da yoğun bir kalabalık oluştu.
Adliyede Ekrem İmamoğlu’nun ifadesi sürerken dışarıda CHP Genel Başkanı Özgür Özel, konuşma yaptı.
Özel, İstanbullulara yaptığı çağrıda “Bu meydandaki herkes tanıdıklarına mesaj atsın, arasın. Meydana davet etsin, buraya nasıl geldiğini anlatsın” dedi.
CHP Genel Başkanı "Gün boyunca yaşananları takip edeceğiz. Arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız" dedi.
Özel'in konuşmasının sona ermesinin ardından kürsüden indi.
Özel'in söylediklerinden öne çıkanlar şu şekilde:
“Bugün, günlerden pazar. Bugün bu adliyede çalışanlar, burada güvenlik almak için görev yapan polisler, bu otobüsün üstündekiler - önündekiler, şu anda buraya gelmek için en yakın otobanda inip hayatını tehlikeye atıp bariyerlerden atlayıp, engelleri aşıp buraya gelenler… Normalde sakin, huzurlu… Ama birileri bu huzuru 31 Mart’ta uğradıkları büyük hezimetten sonra Türkiye’ye çok gördüler. 19 Mart tarihinde bir darbeye giriştiler. İşte bugün, bir pazar günü onlar yolları kapamışken, otobüsleri engellemişken, köprüleri kaldırmışken, vapurları bağlamışken burada tarih yazanlara helal olsun. Cemal Süreya’ya soruyorlar, ‘Hayat hikayeni anlat’ diye. Diyor ki ‘Altı yaşında annem öldü. Yedi yaşında okuma - yazma öğrendim. 11 yaşında Dostoyevski okudum, o gün bugündür huzurum yoktur.’ Bu meydandakiler de 31 Mart’ta, 47 yıl sonra partilerini birinci parti yaptılar. Ekrem İmamoğlu dört sefer üst üste Recep Tayyip Erdoğan’ı yendi. Bunu hazmedemediler, geçen sene 2 Ekim günü Çağlayan Adliyesi’ne AK Toroslar çetesini yolladılar. O gün bugün huzurumuz yoktur. Huzura ermek için evde tek başına oturmak, tasalanmak, kaygılanmak maalesef çare değil. Huzura ermenin bir yolu var, onu da bu meydan biliyor; bir araya gelmek, çağrıldığı yere gelmek, birlikte olmak, birlikte direnmek.
“İBB'DE KAYYIM YOKSA SARAÇHANE SAYESİNDE”
Değerli yol arkadaşlarım, değerli İstanbullular 19 Mart‘ta Ekrem Başkanımızı sabahın erken saatlerinde evinden gözaltına aldıklarında hepimiz darbeyi görmüştük. Darbenin hedefinin Saraçhane‘deki İstanbul Büyükşehir Belediye binası olduğunu biliyorduk. Bir çağrı yaptık, oraya gittik. Orada yedi gün, yedi gece tüm engellemelere rağmen; İstanbul’da önce beş gün, sonra 10 gün eylem yasağı kararına rağmen Saraçhane‘ye gidenler bir tarih yazdılar. Bugün İstanbul Büyükşehir‘de kayyım yoksa, bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni İstanbulluların seçtiği belediye meclisinin içinden bir vekil yönetiyorsa ve gelecekte kurulacak sandık için bugün Ekrem İmamoğlu açık farkla önde ve Cumhurbaşkanlığı’na yürüyorsa bu Saraçhane’nin sayesindedir. İşte o 19 Mart darbesini planlayanların, yapanların hesabı, kitabı önce Saraçhane‘de, sonra Maltepe’de, sonra her hafta sonu bir şehirde, her çarşamba İstanbul’un bir ilçesinde sizin ortaya koyduğunuz bu büyük mücadeleyle ters tepti.
“BAŞSAVCI ‘GERİ TEPTİLER, ÇARESİZİM’ DİYOR”
Peki bizim bugün burada ne işimiz var? Bizim burada olmamız, Ekrem Başkan’a atılan yeni bir iftira yüzünden. Ancak bu iftiraya, bu yalana ne gerek var? Şundan gerek duyuyorlar: ‘Hırsız’ dediler, olmadı. ‘Yolsuz’ dediler, olmadı. ‘Teröre destek’ dediler, olmadı. Şimdi son çare ‘casus’ demeye kalktılar. Yazıklar olsun. Ama Ekrem Başkan’ı kendi davasına, kendini savunmaya götürmeyenler, buna izin vermeyenler bir pazar günü saat 11.00’de Çağlayan Adliyesi’ne getirip ona sorular soracaklarmış. Şimdi şunu çok açıkça görelim: Bugün Ekrem Başkan’a yeni sorular sormak, soru değil, başsavcılığın kendi itirafıdır. Onun itirafı; ‘Diplomaya saldırdım geri tepti. ‘Yolsuzluk’ dedim, geri tepti. ‘Terör’ dedim, geri tepti. ‘Çaresizim, çaresizim, çaresizim’ diyor başsavcı. Ekrem Başkan’ın bir pazar günü ıssızlığında, adliyenin pazar günü olan diğer olabilecek her şeyini de durdurup bu koca binayı Ekrem Başkan’a ve arkadaşlarına son iftira için rezerve edenlere karşı ‘Çağlayan’da olacağım’ dedim ve sizleri arkadaşlarımla birlikte Çağlayan Adliyesi‘nin önüne davet ettim. Vakit kaybetmeden İstanbul Valiliği ‘Hem Şişli’de, hem kağıthane’de ve etraftaki bütün ilçelerde eylem yasağı var’ dedi, ‘Çıkamazsınız, toplanmazsınız, gelemezsiniz’ dedi. Büyük bir algı yönetimi ile buraya ulaşılamayacağını, buraya bir Allah’ın kulunun sokulamayacağını, girilemeyeceğini söylediler.

"BU MEYDAN İSTANBUL’U ÇAĞIRIYOR"
İşte siz yüreğinizdeki mücadele azmi ile Ekrem Başkan’a yoldaşlığınızla, demokratlığınızla bu engelleri tanımadınız, buradasınız. Şimdi buradan İstanbul’a sesleniyoruz: Bakın bu meydana, bu meydan korkmayanların, yılmayanların, evde tek başına oturmayanların, korkuyu evde bırakanların meydanıdır. Zordur, güçtür ama imkânsız değildir. Bu meydan İstanbul’u çağırıyor. Kalkın ve mücadele için Çağlayan’a akın. Sizi bekliyoruz, İstanbul buraya. Bu meydan İstanbul’da tanıdığı herkesi arasın, mesaj atsın. Buraya nasıl ulaştığını anlatsın. İçeride bu sorgu, bu zulüm, bu baskı sürdükçe biz de demokratik bir şekilde kimseye zarar vermeden ama haysiyetimizi de ezdirmeden mücadele edeceğiz.. İstanbul’u buraya bekliyoruz. Gönlü burada olanlara sesleniyorum; ‘Susmamak lazım’ diyenlere, ‘Mücadele etmek lazım’ diyenlere, ezilenlere, geçinemeyenler, barınamayanlara sesleniyorum: Burada direniyoruz. Buraya gelin, bizimle birlikte olun.
"TELE1 EMEKÇİLERİNİ YALNIZ BIRAKMAYACAĞIZ"
Değerli İstanbullular, bugün bambaşka bir sürecin, bambaşka bir evresindeyiz. Aslında bakarsanız sesimizi duyuran, meydanları gören, bu otobüsü çarşamba akşamları canlı yayınlayan üç kanalımız var. Bunlardan birine, Tele1’e bu mevzuyla ilişkilendirerek Sayın Merdan Yanardağ’ı… Hem de kanal kendinin değil, oğlununken; hem de yalan, iftira ama velev ki dediği mevzu olsa el koyma işlemi için mevzuyla alakalı olmak varken; kameralara, kayıt cihazlarına, canlı yayın araçlarına el koyup o kanaldan normal yayına engel olup belgesel yayınlattıranlara, o kanala TMSF eliyle Yeni Şafak yazarını kayyım diye atayanlara yazıklar olsun. Ey Tayyip Erdoğan verdiğin talimatla çetenin reisi ne iş yapıyor? Muhalif kanallara el koymak için punduna getiriyor, bir şekilde Tele1 kanalına el koymaya kalkıyor. İlk geceden itibaren il başkanımız, genel başkan yardımcılarımız, milletvekillerimiz iki gündür Tele1’de dayanışma gösteriyorlar. Sizler de gösteriyorsunuz. Bu mücadeleyi bırakmayacağız. Merdan Yanardağ’ı, Tele1 emekçilerini yalnız bırakmayacağız. Özgür basın susturulamaz, onlara sonuna kadar sahip çıkacağız.
"500 SAYFA İDDİANAME SAATLER İÇİNDE ÇÖP OLDU"
Şimdi işin en kritik noktasını ifade edeyim. Bugün içeride Ekrem Başkan’a diğer attıkları iftiralar milletin vicdanında geri döndüğü için, ortalama vatandaşın aklına yatmadığı için; hele hele geçmişte Tayyip Erdoğan bu görevdeyken, tutuksuz yargılanıyorken, bir gün gözaltına alınmamış, bir gün tutuklanmamış, ceza alsa bile polis gelmemiş, telefonla davet edilmişken; şimdi daha hakkında iddianame bile yazılmayan, yazılamayan Ekrem Başkan’ı ve arkadaşlarımızı yakında mahkeme karşısına çıkartmak zorundalar. Sayın Bahçeli söylüyor, ‘İddianame lazım.’ Aklı başında AK Parti’nin geçmiş yöneticileri söylüyor, ‘İddianame lazım.’ Aylardır biz söylüyoruz, ‘İddianame lazım.’ Ama iddianameyi somut kanıt lazım. Geçtiğimiz günlerde 500 sayfa bir iddianame saatler içinde çöp oldu. Önümüzdeki günlerde biz o iddianameyi bekliyoruz ki bugüne kadar atılan bütün iftiraların nasıl çöktüğünü, nasıl büyük yalanların kanıtlamamadığına, yapılanın bir algı operasyonu olduğunu dosta, dost olmayana gösterelim.
"‘EKREM, BENLE YARIŞMASIN’ DİYORLARDI"
“O iddianamenin bu hale geldiğini gördükleri için panik halindeler. Diyorlar ki ‘Yazdık, iddianameyi verdik.’ Bakın şu yedinci kattaki odalarda yapılan toplantılarda konuşulan şu: Diyorlar ki ‘Bunun hepsi bir iddianame olmaz. Birbirine bağlayamayız. Ayrı ayrı davalar açalım. Buradaki iftirayı söyleyelim, hakim ne derse ona uyalım, bu dosyayı kapatalım. ‘Hepsini birleştirelim’ dersek hepsi birden asla ve asla ilişkilendirilemez.’ Ama başsavcı diyor ki ‘Olur mu? Adama ‘ahtapot’ dedirttik, ‘Kolları var’ dedirttik, ‘Başları Ekrem’ dedirttik. Yazacaksınız iddianameyi.’ Şimdi o iddianame bu zorlamalarla, dünya kadar iftirayla, birbirine bağlanamayan hatta birbiriyle çelişen ifadelerle ve aslında hiç ilgisi olmayan insanları suçlamak için birilerine ‘Şunu söyle, çık dışarı’ kumpaslarıyla yazılıp da verildiğinde mahkeme bakacak ve kuvvetli ihtimal yargılamaları tutuksuz yapacak. Oysa beyefendiye, ekibine, AK Toroslar çetesine verilen vazife, ‘Ekrem, gün yüzü görmesin. Ekrem, seçime kadar içeride dursun.’ ‘Ekrem, benle yarışmasın’ diyorlardı. İşte bu yüzden, tam da bu yüzden.”

“FETÖ DE BÖYLE YAPARDI, KUMPASLAR ORTAYA ÇIKTI”
Nasıl geçmişte her şeyi denerler, sonra başka bir şey bulamayınca FETÖ’cüler ‘casusluk’ derlerdi. Şimdi de son çare, iddianame mahkemeye geçip, tutukluluk hakimin bileceği bir iş haline geldiğinde başka bir dosyadan aylarca tutabilmek için şimdi böyle bir iddiada bulunuyorlar. 19 Mart darbesinin başındaki bunlara demiş ki ‘Haydi bakalım Akın, Ekrem İmamoğlu‘nu gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar içeride tut.’ O da ‘ahtapot’ dedi, ‘yüzyılın yolsuzluğu’ dedi; altındaki savcılara verdi gazı. Ama en sonunda baltayı taşa vurdular. İddianame olmuyor. Boşa koyuyorlar dolmuyor, doluya koyuyorlar almıyor. Durum böyle olunca dediler ki ‘Biz bunu verirsek hakim ‘tutuksuz yargılama’ der. Kanıtlar toplanacak, kanıt yok. İtiraflar var, iftira itiraftan bin kat çok. Suç bakıyorsun, ispat yok. Ekrem Başkan’ın hiç biriyle alakası yok. Bunu görünce, mahkemeye verince artık karışamıyor bunlar, mahkeme salıverir diye korkup yeni suç icat etmeye kalktılar. Tutup ‘casusluk suçu’ diye bir şey icat ettiler. Bu FETÖ de böyle yapardı. Ben İzmir Askeri Casusluk’u biliyorum, İstanbul Askeri Casusluk’u biliyorum. O günlerde kahraman askerlerin kişisel namuslarına fuhuş, mesleki namuslarına casus lekesi sürüyorlardı. Herkes bu iddialara okuyup okuyup gülüyordu. Meclis’te çıktım, AK Partililere ‘Bu askerlerin namuslarına kendi namusum kadar kefilim’ dedim o gün. Bunlar geçti, yalan, kumpas olduğu çıktı. Kavala‘ya serbest kaldığı gün ‘casus’ dediler, casusluktan yargılayıp beraat ettirip o sırada başka dava açıp zamanı öldürdüler. Burada yapılan iş de tamamen zamana, algıya yönelik olan ve mevcut davanın çöktüğünü, perişan olduğunu, atılanların iftira olduğunu itiraf eden bir süreçtir.
"HAKAN FİDAN MİT’TEKİ BÜTÜN BİLGİLERİ ÇALDIRMIŞ"
Bugün biraz önce yukarıda öğrendik ki hani ‘Necati Özkan’la birlikte bilgileri sızdırdı’ deyip de Necati Özkan’ın ‘2019 seçiminden sonra bir kez gördüm. Sosyal medya analizi satmaya geldi ve almadık gitti. Bir daha görmedim’ dediği kişi, Ekrem Başkan’la ilişkilendirmeye çalıştıkları kişi biraz önce itirafçı olmuş, ‘İngiliz ajanıyım ben’ demiş. Vallahi İngiliz istihbaratıyla Suriye’de çalışan, Suriye rejimi için plan yapan, İngiliz istihbaratının çizdiği plana göre ‘Suriye’de olan bitenden haberim vardı’ deyip de hava yapan değilim. İngiliz istihbaratıyla çalışmaya biz değil, AK Partililer alışıktır. İtirafçı olan kişi, buradan açıklıyorum; Hüseyin Gün, 4 Temmuz’da tutuklanmış, Silivri’de dururken alınmış, Ankara Sincan’a götürülmüş. Aylarca Ankara’da tutulmuş. Kendisiyle birçok görüşmeler yapılmış. Sonra dönmüş gelmiş burada sorgulanmış. Daha ilk gün itirafçı olacakmış. Buradan açık açık söylüyoruz. Bizim arkadaşlarımıza burada attıkları suç, güya ‘İstanbul Senin’le toplanan veriler, hepinizin kişisel verileriymiş. Yabancı devletlerin eline geçmiş. Be Allah’ın adamları gidin de Ankara Ağır Ceza 23, bilhassa ağır ceza 28, 33’üncü mahkemelerde ve 27’nci idare mahkemesindeki dosyalara bakın. Dikkatle dinleyin. Ağır Ceza 28, şimdiki Dışişleri Bakanı MİT Başkanıyken, Hakan Fidan MİT’teki bütün bilgileri çaldırmış. Aynı dönemde Gelir İdaresi’nden gelir ve vergi bilgilerimiz, SGK’dan sağlık bilgilerimiz, İçişleri Bakanlığından nüfus bilgilerimiz, sekiz bakanlık ve kurumdan bütün bilgilerimiz çalınmış. Dark Web'te hackerların elinde Tayyip Erdoğan’ın da T.C.’si var, benimki de seninki de.”
“ALTI AYDA BİR AYNI VERİYİ SEN ÇALDIRIYORSUN”
Türkiye’nin bütün verisi çalınmış, onu çaldıran Hakan Fidan. İlk başta susmuş. İbrahim Kalın gelince ağır cezaya suç duyurusunda bulunmuş. Dava açılmış. O dava sürüyor. Hakan Fidan’a ‘Neden çaldırdın?’ diyen yok. Bakanlara ‘Neden çaldırdın?’ diyen yok. Bakanlara ‘Neden çaldırdın?’ diyen yok. Erdoğan’a ‘Senin bakanların, MİT Başkanın bu verilere niye sahip çıkmadı?’ diyen yok. Daha burada İstanbul Senin’den, İstanbullunun binerken çıkan dıt dıt sesinden casusluk çıkaracak adamın alnını karışlarım ben. Bir veriyi kaç kere çaldıracaksınız. Bir veri kaç kere casusluk suçuna alet olacak. Altı ayda bir aynı veriyi sen çaldıracaksın, burada tut ki haysiyetsizin biri ‘Verileri bilmem nereye yolladı’ dedi diye Ekrem Başkan’dan hesap soracaksın. Açık açık söylüyorum. Tayyip Erdoğan’a sevap olan bize günah olamaz. Ona serbest olan bize yasak olamaz. Bize sorulacak her soruyu önce Erdoğan’a ve bakanlarına soracaksın. Git gide kalabalıklaşıyoruz. Şimdi televizyonun başında bizi izleyip ‘Aferin onlara’ diyenlere buradan diyoruz ki; ‘Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.’
“BU OTOBÜSÜ TÜRKİYE’NİN GELECEK UMUDU YAPTINIZ”
Televizyonu başında, pijaması üstünde bu meydana ‘Aferin, helal olsun’ diyenlere diyorum ki, ‘Ya o pijamayı çıkaracaksın, ya Tayyip Erdoğan tarafından ezileceksin. Buraya geleceksin. Bu meydana ‘aferin’ demeyin, bu meydana gelin, tarihe geçin. Bu mücadelenin bir parçası olun.’ İstanbul buraya. Ekrem Başkan’ın sorgusu bitene kadar, Ekrem Başkan buradan ayrılana kadar şu anda adliyenin yedinci katında burada benimle birlikte gördüğünüz grup başkanvekillerimiz, genel başkan yardımcılarımız, kadın kolları, gençlik kolları genel başkanlarımızın dışında 110 milletvekilimiz de orada büyük bir mücadele veriyor. Gün boyunca süreci buradan takip edeceğiz. Arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız. Sizlerin mücadelesi için elimizden gelen katkıyı sunmaya çalışacağız. Ama sizden en büyük beklentimiz, siz bugün buraya gelinebildiğini, ulaşılabildiğini gösterdiniz. Herkesi buraya davet edin. Bugün Çağlayan’da Saraçhane’deki gibi bir imkansızı başarıyorsunuz. Bunu tarihe kazıyorsunuz. Buna ortak olmaya, İstanbul’un bütün demokratlarını davet ediyorum. Otobüsün buraya gelmesinde dün 16 saattir mücadele veren, bu demokrasi otobüsünü buraya çeken Ali Gökçek ve Umut Akdoğan vekillerimize bir kuvvetli alkış. İstanbul ilçe başkanlarımıza, İstanbul İl Başkanımız Özgür Çelik’e bir güçlü alkış. Bu otobüsü dört tekerlekli, sekiz tekerlekli bir demir yığını olmaktan çıkarıp, Türkiye’nin gelecek umudu yapan sizlere kocaman bir alkış. Biz başaracağız. Biz kazanacağız. Zalimler kaybedecekler. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

***
İMAMOĞLU VE YANARDAĞ İFADE VERECEK
Bugün (26 Ekim Pazar) CHP Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu, saat 11.00'da adliyede ifade vermeye başlayacak. .
İmamoğlu'nun ifade vereceği casusluk soruşturması kapsamında gözaltına alınan TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ'ın da emniyetteki ifade işlemleri dün gece itibarıyla tamamlandı.
Yanardağ da İmamoğlu ile birlikte ifade verecek.
CHP'Lİ VEKİLLER OTOBÜSTE SABAHLADI
CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, yurttaşlara yaptığı çağrıda meydanın kapalı olmadığını, metro seferlerinin de yapıldığını belirterek yurttaşlara çağrı yaptı.
Akdoğan, "Gelinemiyor, gidemezsiniz, alan kapalı algısını yaymak istiyorlar” dedi.
Öte yandan CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan ve CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek, Ekrem İmamoğlu’na destek amacıyla partisinin yaptığı toplanma çağrısı öncesinde, polis tarafından İstanbul Adalet Sarayı önünden uzaklaştırılmak istenen parti otobüsünde sabahladıklarını duyurdu.
Akdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “06.52. Gün aydınlanmaya başladı. Bu geceyi CHP otobüsünde geçirdik. Adliye önünde otobüs nöbeti bekledik. Demokrasi mücadelesinde bugün de bu gerekliydi. Görev yerine getirildi” notuyla yayımladığı videoda şunları söyledi:
“Çağlayan Adliyesi’nin önünden herkese günaydın. Bütün gece otobüsümüzün içindeydik ve otobüsümüzün çekilmesine izin vermedik. Çünkü ‘Otobüsü adliyenin önüne sokamazsınız’ dediler ama soktuk. CHP otobüsü tam da İstanbul Adalet Sarayı’nın önünde. Bütün gece boyunca pazarlıklar sürdü. Alırdınız almazdınız ama hiçbir şekilde otobüsümüzü santim kıpırdatmadık. Saat 10.00’da Ekrem Başkan’ın adliyede ifadesi alınacak. 11.00’da da Genel Başkanımız otobüsün üzerinde olacak. İnanıyoruz, her şey çok güzel olacak.”
"METRO ÇALIŞIYOR, MEYDAN UYGUN"
Akdoğan, yurttaşlara yaptığı çağrıda ise “Otobüsümüz Çağlayan Adliyesi önünde. Metro çalışıyor, meydan uygun. Gelinemiyor, gidemezsiniz, alan kapalı algısını yaymak istiyorlar” ifadelerini kullandı.
Otobüsümüz Çağlayan Adliyesi önünde. Metro çalışıyor, meydan uygun.
— Umut Akdoğan (@AKDOGANumut) October 26, 2025
Gelinemiyor, gidemezsiniz, alan kapalı algısını yaymak istiyorlar.
⏰ 11.00’de ÇAĞLAYAN’dayız.
İstanbullular haydi ÇAĞLAYAN’a…@aligokcek pic.twitter.com/cnNMck26Gh
CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek de sabah saatlerinde yaptığı açıklamada, “Dün akşamdan beri İstanbul Adalet Sarayı’nın önündeyiz. Ekrem İmamoğlu’nun görüntüsünü, sesini, videosunu yasaklayanlar bugün de CHP’nin otobüsünü görmek istemedi. Çünkü onlar halka yalan söylüyor, biz ise doğruları anlatıyoruz. Genel Başkanımızın katılımıyla bugün saat 11.00’de halkımıza doğruları söylemeye devam edeceğiz” dedi.
***
NE OLMUŞTU?
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, seçim kampanyası direktörü Necati Özkan ve TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ hakkında “casusluk soruşturması” başlatılmıştı.
Merdan Yanardağ’ın dün gözaltı süresi uzatılırken Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından önceki gün TELE 1’e kayyum olarak görevlendirilen eski Yeni Şafak Yazarı İbrahim Paşalı’nın ilk icraatı yayınları durdurmak olmuştu.
Kayyum Paşalı, TELE 1’in YouTube hesabında bugüne dek yayımlanan videoları sildirirken ardından YouTube kanalı kapatılmıştı.


