Google Play Store
App Store

Yücebaş’ın ‘Yürüyüşler’ sergisi, özgün tekstil baskı ve lif sanatı eserleriyle doğanın akışını görünür kılarak izleyiciyi “bilmeme” yaklaşımıyla bir keşfe davet ediyor.

‘Yürüyüşler’ ile akışın izinde

Tuğçe ÇELİK

Decollage Art Space, yeni sezonunu 30 Eylül’de Damla Yücebaş’ın “Yürüyüşler” adlı kişisel sergisiyle açıyor. 2 Kasım’a dek sürecek sergi, lif sanatı ve tekstil yüzeyler üzerine uygulanan ipek baskı eserleriyle izleyiciyi hem yüzeyin detaylarına hem de saklı boşluklara bakmaya davet ediyor. Yücebaş’ın pratiği, “bilmeme” yaklaşımından besleniyor ve Doğu felsefelerinden gelen “faydalı boşluk”, “temelsiz düşünme” ve “kendiliğinden oluş” kavramlarıyla ilişki kuruyor.

Sanatçı, lif sanatıyla lisans eğitimi sırasında tanıştığını, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü’nde aldığı derslerin tekstil malzeme ve tekniklerini sanatsal bir ifade olanağı olarak değerlendirmesine imkân tanıdığını söylüyor. Aynı bölümde akademisyen olan Yücebaş, öğrencilerine kendi dil ve ifade biçimlerini keşfedebilecekleri bir alan açmaya özen gösterdiğini belirterek, kişisel pratiğinde karşılaştığı sorun ve çözümlerin derslere somut örnekler olarak yansıdığını, birlikte yürüttükleri projelerin de bu deneyimleri paylaşma fırsatı sunduğunu ekliyor.

Kullandığı tekniklerin temelde bilinen tekstil pratikleri olduğunu belirten Yücebaş, onları bozmak, dönüştürmek ve yeniden kurmakla ilgilendiğini aktarıyor: “Geleneksel olarak tekstil baskı desenlerinde tekrar ve süreklilik önemli bir özellik iken, benim işlerimde bu düzen, hata ve rastlantılarla kırılabilen bir zemin haline geliyor. Böylece teknik bilgi, deneysel yaklaşımla iç içe geçiyor. Gelenek ile güncel olanın temasından yeni olan doğuyor.”

“Yürüyüşler” doğanın akış halindeki öğelerinden ilham alıyor: “Kum, su, taş ve dalga gibi öğelerden hareketle izleyiciyi sabitlikten çıkıp harekete davet eden bir sergi. Paylaşmak istediğim şey bir sonuçtan çok sürecin, yani yürüyüşün kendisi. Fiziksel olduğu kadar zihinsel de olan bu yürüyüşte ‘bilmeme’yi temel bir varoluş biçimi olarak pratik ediyorum. Yaratıcı süreç, sabit bakış açılarını bırakarak tesadüflerin takip edildiği, yönsüz ve belirsizlikle birlikte hareket etmeyi esas alan bir yürüyüş.”

Mekânın da bu yürüyüşün ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkat çeken sanatçı, “Transparan ve opak kumaşların ışıkla kurduğu ilişki, üretim sürecinde malzeme seçimlerimi doğrudan belirledi. İzleyici, mekânın içinde yürüdükçe işlerle teker teker karşılaşıyor ve onları yürüyüşün durak noktaları olarak deneyimliyor. Dolayısıyla işler yalnızca mekâna yerleşen objeler değil, mekânın ışığını ve izleyicinin hareketini de içine alan bütüncül bir deneyimin parçası oluyor” diyor.

Renk ve desen seçimleri de bu akışkan yaklaşımın bir parçası: “Seçimlerim çoğu zaman malzemenin kendiliğinden sunduğu olanaklar ve gündelik deneyimlerim tarafından şekilleniyor. Kullandığım çizgiler bana bedenin, maddenin ve doğadaki varlıkların enerji hatlarını düşündürüyor. Aynı zamanda doğadaki kendi kendine organize olan oluşumları ve Doğu Asya kültüründeki öğeleri anımsatıyor.”

Damla Yücebaş

∗∗∗

GÜNDELİKTEN RİTÜELE: TEKSTİL

Tekstilin kadın emeği, hafıza ve gündelik hayatla bağını hatırlatan sanatçı, bu malzemenin tarih boyunca bedenimize, evlerimize ve ritüellerimize eşlik ettiğini söylüyor: “Hafızamızda sıcaklık, koruma ve yakınlık çağrışımları bırakıyor. Örneğin sergide mekânın ortasına yerleştirilen kumaşlar, ortamdaki esintiyle kıpırdıyor, izleyicide dokunma isteği uyandırıyor. Aynı düzenlemeyi metal, plastik ya da ahşapla kurduğumuzda ise tekstilin sunduğu sıcaklık ve yakınlığın çok daha farklı bir yerde durduğunu görmek mümkün.”