birgün

13° AÇIK

GÜNCEL 11.07.2020 00:32

Z kuşağı siyasal anlamda 'birleş, tepki ver, dağıl' kuşağı

Toplumsal eşitsizliklerin yoğun yaşandığı bir dönemde bu jenerasyonun içine doğdukları toplumu ve değerleri; eşitsizlik, özgürlükler, haklar temelli sorguladıkları bir gerçek

Z kuşağı siyasal anlamda 'birleş, tepki ver, dağıl' kuşağı

Can UĞUR

Siyasal İletişim Danışmanı ve SİTA Politik Danışmanlık Genel Müdürü O. Suat Özçelebi Z Kuşağı ile ilgili tartışmalarda tek yönlü ve değişmez bir tanımdan kaçınılması gerektiğini altını çiziyor. Özçelebi’ye göre bu tartışmayı iktisadi boyutundan bağımsız ele almak yanlış okumalara neden olur.

Z kuşağı ile ilgili tanımlamalar mevcut. Sizce tek başına, her şeyi belli; bir ‘Z kuşağı tanımlaması’ mümkün mü?

Elbette tüm dünyada yaşayan bu yaştaki nüfusu kapsayan bir tanımlama yapılamaz. Bizim, Türkiye’nin de içinde olduğu ülkelerde 90’ların sonu 2000’lerin başı gibi doğan Z kuşağının ortak hareket ettikleri, aynı şeylerle motive oldukları da çok izaha muhtaç bir açıklama. Bu konudaki genellemeler özellikle tüketim toplumu diyebileceğimiz bir noktaya ulaşmış ülkelerde var. Özellikle şirketler pazarlama iletişimi, insan kaynakları, tüketim alışkanlıkları/kalıpları gibi konulara odaklı olan çalışmalar, uzun yıllardır X, Y, Z kuşağı gibi genellemelerle üretim/tüketim, satış stratejilerini belirliyorlar. Mesela kimi saptamalar var: Bu kuşak çok büyük bir oranda internetten alışveriş yapıyor, TV yerine bilgisayar, tablet, telefon ekranında zaman geçiriyor, havalı şeyleri değil kullanışlı şeyleri tercih ediyor gibi.

Yaş veya doğum tarihi sizi bir “generation”a otomatik ait kılıyor ama bu tüm sosyal, siyasal, dini veya diğer konularda bu kişilerle ortak hareket ettiğiniz, düşündüğünüz anlamına gelmiyor. Tabii ki ortak özellikleri var. Kanımca Z kuşağı tanımlamasına bu kadar kolay anlam yüklenmesinin ardında onların etkilendikleri teknolojik trendlerin, özellikle internet ortamının görünür, ortak bir payda yaratmış olması var. Bu teknolojik payda Avrupa’da, Afrika’da veya Asya’da yaşayan birçok ülke gençliği için de ortak, ancak özellikle açık kapalı toplumlar düzeyinde bu teknolojiye erişim, maddi olanaklar, bulundukları sosyolojik katman açısından ise elbette farklı işliyor.

Toplumsal eşitsizliklerin yoğun olduğu bir dönemde ‘Z kuşağı’ tanımlamaları nereye tekabül ediyor. Özellikle bir bütünlükten bahsetmek mümkün mü?

Daha önce değindiğim gibi özellikle bir bütünlükten söz edilemez. Bu yüzden bu konuda yapılmış çalışmalar farklı ve çelişkili bilgiler ortaya koyabiliyor. Örneğin 2 üniversitenin yapmış olduğu bir çalışmada farklı dini/etnik yapıları kabul toleransı en düşük kuşak olarak Z kuşağı bulunurken, başka bir araştırma bu kuşak için din, dil, ırk, cinsiyet, mezhep düşük öneme sahip diyebiliyor. Ben bütünlükçü gençlik politikaları ve araştırmaları üzerine yoğunlaşılabilirse bu kuşağın da ancak o zaman daha gerçekçi değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Büyük işsizlik ve istihdam sorunları var. Koronavirüs sonrası oluşacak ekonomik sorunlar yine Z kuşağını tehdit ediyor. Eğitim alma özellikle yüksek eğitim konusunda da bu kuşağın talebi yüksek. Farklı grupların bir bileşkesi olduklarını unutmamalıyız, öğrenci, işçi, işsiz, esnaf, köylü, kentli vd. …

Söz konusu kuşak politik arenada herkesin yüzünü çevirdiği bir ‘kesim’ olma özelliği taşıyor. Bu konu hakkında ne düşünürsünüz?

Siyasi partilerin bu kuşağa yüzünü dönmesi zorunlu, 2023’de 7-8 milyonluk bir seçmen kitlesinden bahsediyoruz. Gençlerden zaten hiçbir zaman yüzünüzü çeviremezsiniz. İnterneti sürekli kullanan, sosyal medyada ölçülebilir ve dijital olarak ulaşılabilir “yönetilebilir” kampanya rasyonelinden, önemli bir hedef kitleden bahsediyoruz. Sadece bu kitle artık klasik politika, siyasal iletişim dili ve söylemi ile ikna edilemez. Bu açık. İki güzel slogan, lider eksenli 3-5 youtube videosu, ajite şarkılar, facebook ve instagram’a boca edilmiş sürekli aynı şeyleri tekrar eden siyasal reklamlarla olmaz. Sosyal medyanın konvansiyonel medyanın yerini aldığını görmek gerek, bu mecraların yani yeni, bağımsız medya oluşumlarının değerlendirilmesi artık zorunlu. Mesela Twitter ve Facebook’a mesafeliler. Sorunlarının, taleplerinin çözümünü “net” olarak görebilecekleri, manipülatif olmayan şeyler istiyorlar. Yani bedava internet paketleri dağıtmakla da bu iş olmaz. Ayrıca “kutuplaşma ekmeği”ni de yemeye niyetli olmadıklarını gösterdiler.

Çoğunluğu apolitik görünen bu kuşağın aslında sadece öncelikleri farklı kısır siyasi tartışmaların tarafı olmaya niyetli değiller. Ülkeye ve dünyaya gittikçe farklılaşan bir paradigmadan bakıyorlar. Bireyselliklerini, dijitale yatkınlıklarını, özgürlüklerine düşkünlüklerini bencil, ergen, bilgisayar, cep telefonu bağımlısı hatta lümpen bir kuşak gibi değerlendiren, önyargılı çok fazla analiz de var. İlginç olan iktidar yanlısı bir kesim bu kuşağın siyasal tutum ve davranışlarından memnun değil. Onları muhalif kampa yerleştiriyorlar, muhalefette de bir sahiplenme, kendilerine daha yakın oldukları gibi bir yargı var. İki tutum da çok gerçekçi değil. Örneğin Cumhurbaşkanına yönelik youtube video konferansı sırasında yazdıkları “Oymoyyok” etiketi de “dislike”lar da bu çerçevede okunabilir. Bir talepleri vardı, makuldü ve gerçekleşmemişti. Türkiye’de bu konuda çalışmalar yeterli değil. Varolanlar ise farklı veriler sunuyor.


SİYASİLERE GÜVENMİYORLAR AMA APOLİTİK DEĞİLLER

Z kuşağı diye tanımlanan gençlerin toplumsal olaylara bakışı nasıl, örgütlenme vb konularda sizce nasıl bir tablo söz konusu?

Bu kuşak siyasete sistem ve aktörler düzeyinde güvenmiyor. Bu haliyle sorunları çözeceklerine de inanmıyorlar. TÜSES’in gerçekleştirdiği araştırmada bu açık bir biçimde ifade edilmiş. Siyaseti; çıkar, rant ilişkilerine indirgenmiş kimsenin sorununu çözmeye niyetli olmayan kirli bir şey, politikacıları da kendilerinden uzak kişiler olarak görüyorlar. Mesafelerinin zemininde bu var, ancak bunu apolitiklik gibi okumayı sürdürmek isteyenler de var. Küresel anlamda iklim değişiklikleri konusunda duyarlılıkları, gönüllülük, sivil toplum faaliyetlerine yatkınlıkları özellikle Z kuşağı için birçok araştırmada dile getiriliyor.
Benim analizlerime göre Z kuşağını siyasal anlamda “Birleş, Tepki Ver, Dağıl” kuşağı olarak nitelemek mümkün. İdeolojik katılıkları yok, meselelere daha esnek bakıyorlar. Kolay harekete geçmiyorlar, dürtüsel bir yapıları var, sorun odaklılar, sürece kanalize oluyorlar ama her zaman sonuç odaklı değiller. Kapsayıcı nitelikleri, net tutumları onları demokratik taleplerin taşıyıcısı da yapabilir. Fakat her zaman arkanızda bir duvar gibi duracaklarını da düşünmeyin. Bu da farklı, gevşek örgütlenme modellerini gündemimize getiriyor. Tekrarlıyorum ülkemizde de bütün bunları 7-8 milyonluk Z kuşağı seçimlerde blok halinde davranır biçiminde okumamak gerekir.

TOPLUMSAL EŞİTSİZLİĞİN ETKİSİ

2000 sonrası doğan kuşağı nasıl tanımlıyorsunuz? Farklılıkları, onları öne çıkartan özellikleri neler?

Toplumsal eşitsizliklerin bu kadar yoğun yaşandığı bizim toplumuz da dahil bu dönemde bu jenerasyonun içine doğdukları toplum ve değerleri eşitsizlik, özgürlükler, haklar temelli sorguladıkları bir gerçek. Yine şunu unutmamalıyız bu sadece bu kuşağa ait değil, “gençlik” ile ilgili bir durum.

Peki fark ne? Bütün bunları dillendirme, kendini , düşüncelerini ortaya koyma araçları, yeni medya ve iletişim düzeni teknolojik anlamda hiçbir dönemde olmadığı kadar farklı. Örneğin belki bir süre sonra gündeme gelecek olan “alfa kuşağı” olarak nitelenen 2010 doğumlular ve sonrası bu açıdan bambaşka olanak ve süreçlere sahip olacaklar. Yani Z kuşağı hiçbirimize kısmet olmayan birbirleriyle iletişim kurma, kitleselleşme araçlarına ve bunları kullanma becerisine doğal olarak sahip. Daha doğrusu kullanma şansları çok yüksek. Hepsinin mi? İşte film burada yine kopuyor, elbette hayır. Aynı toplumun içinde bile çok farklı sosyal katmanların içinde yaşayan gençlerden bahsediyoruz. Bu nedenle sosyal medya örgütlenmelerinin olgu/sorun bağımlı olduğunu düşünüyorum. Birleş ve belli ölçüde sonuç alınca dağıl biçiminde. Bu da farklı, gevşek örgütlenme modellerini gündemimize getiriyor.

Bir Çağrımız Var
Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu.
Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur.
Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz.
Şimdiden sonsuz teşekkürler…
BirGün bizim; hepimizin.
Tıklayınız