Zaman, arkadaşlık ve çocukluk
Leb Demeden Leblebi, küçük bir hikâyenin içine büyük zamanları, kültürel geçişleri, toplumsal dönüşümleri ve bireysel bağları sığdırıyor. Jale ve Duru’nun dostluğu, zamanlar arası bir köprü kurarken; çocukluk, tüm bu çatışmaların ortasında evrensel bir uzlaşma alanı olarak beliriyor.

ŞEVVAL TUFAN
Hacer Kılcıoğlu’nun yeni romanı Leb Demeden Leblebi, ilk bakışta bir çocuk kitabı gibi görünse de derinlerinde postmodern edebiyatın önemli unsurlarını barındıran, geçmişle bugünü yan yana getirerek çocukluk, arkadaşlık ve değişen zaman algısı üzerine düşündüren katmanlı bir anlatı sunuyor. Özellikle nostaljiyle harmanlanmış yapısı ve anlatıcının hikâyeye doğrudan müdahil olması sayesinde klasik anlatılardan ayrılıyor ve okuyucuya eşsiz bir deneyim yaşatıyor.
ZAMANSAL BELİRSİZLİK VE POSTMODERN TEKNİKLER
Romanın başında bir kız çocuğu, gözlerini açar. Nerede olduğunu bilmez; çevresindeki her şey geçmişe dair izler taşır: eski evler, tanıdık olmayan eşyalar, meyve kokusu… Daha sonra başka bir kız daha gelir ve bu iki karakterin isimlerini, gökten gelen bir sesle öğreniriz: Jale ve Duru. Bu ses, yazarın ta kendisidir. Yazar, hikâyeye doğrudan seslenerek anlatıya müdahil olur; karakterlere isim verir, yön verir ve okuyucuya da varlığını hissettirir. Postmodern anlatıların en belirgin özelliklerinden olan, metinlerarası geçişler, anlatı içi oyunlar ve kurgu ile gerçeğin iç içe geçmesi Leb Demeden Leblebi'de ustalıkla işlenmiştir.
JALE VE DURU: ZAMANLARIN TEMSİLCİLERİ
Jale ve Duru, iki zıt karakter olarak geçmiş ile bugünü, geleneksellik ile modernliği temsil eder. Jale, köy yaşamına, doğaya ve eski değerlere yakın bir karakterdir. Yere düşen ekmeği öpüp başına koyar; kirli leblebileri yemekte sorun görmez. Güneş kremi nedir bilmez. Duru ise günümüz şehirli çocuğudur; güneş kremi sürmek ister, güneş gözlüğü takar, teknolojik aletlere bağlı yaşar. Tablet onun için bir ihtiyaçtır; Google’a erişimi vardır, Barbie bebeklerle oynamayı sever. Jale’nin doğallığına karşılık Duru’nun teknolojik dünyası dikkat çeker.
Bu ikilik sadece karakter farklılıklarını değil, aynı zamanda Türkiye’nin geçmişi ile bugününü de gözler önüne serer. Duru’nun tiksindiği şeyler Jale’nin günlük yaşamının bir parçasıdır. Duru’nun evinde bayat ekmek atılırken, Jale için ekmek kutsaldır. Bu karşıtlıklar, toplumun zaman içinde geçirdiği dönüşümü çarpıcı şekilde yansıtır.
GEÇMİŞ ZAMANIN İZLERİ: NOSTALJİ VE KÜLTÜREL HAFIZA
Roman 1960’ların İzmir’inde geçmektedir. Bu iki unsur, Türkiye’nin hem coğrafi hem de tarihsel belleğini içinde barındıran güçlü motiflerdir. O dönemin İzmir’inde insanlar daha aktiftir; herkes çalışır, hayat zordur ama daha doludur. Para kazanmak kolay değildir, ama insanlar daha üretkendir, daha emek yoğun bir hayat sürmektedir. Bu yönüyle kitap, sadece bireysel bir yolculuk değil, aynı zamanda toplumsal bir belleği de canlandırır.
Kitapta, dönemin kültürel simgelerine de sık sık yer verilir. Türkan Şoray gibi eski sinema yıldızları anılır; Tommiks, Tintin gibi nostaljik çizgi romanlar ve çocuk kitapları karakterleri karşımıza çıkar. Bu referanslar, okuyucunun geçmişe olan özlemini tetiklerken aynı zamanda kitabın atmosferini daha da güçlü kılar. Bu yönüyle Leb Demeden Leblebi, sadece çocuklar için değil, çocukluğunu 60’lı, 70’li, 80’li yıllarda yaşamış yetişkinler için de anlamlı bir nostalji kapısıdır.
ARKADAŞLIK: ZAMANLAR ARASI BİR KÖPRÜ
Jale ve Duru her ne kadar birbirlerinden farklı dünyalara ait gibi görünseler de zamanla ortak bir bağ kurarlar. Bu bağın temelinde çocukluk vardır. Merak, oyun, şaşkınlık ve öğrenme arzusu, onları birbirine yakınlaştırır. Postmodern anlatının içinde, zamanlar arası geçişle örülmüş bu dostluk, geçmiş ve geleceğin bir arada var olabileceğini gösterir.
İkisi arasındaki çatışmalar zamanla yerini anlayışa bırakır. Jale’nin naifliği Duru’nun dünyasında bir pencere açarken, Duru’nun şüpheciliği Jale’nin dünyasını sorgulamasını sağlar. Bu karşılıklı etkileşim, arkadaşlığın yalnızca benzerlikten değil, farklılıklardan da doğabileceğini hatırlatır. Kitap, dostluğun dönüştürücü gücünü, zamanlar üstü bir biçimde anlatır.
ZAMANDAN BAĞIMSIZ BİR DUYGU OLARAK ÇOCUKLUK
Her iki karakter de ne olursa olsun bir çocuktur. Jale geçmişin çocuğu, Duru bugünün... Ancak oyun oynarken, şaşırırken, korkarken ya da bir şeye sevinirken aynı dili konuşurlar. Çocukluk aslında bu nedenle zamanı aşar; içinde bulunduğu döneme rağmen evrensel bir masumiyet ve yaratıcılık taşır. Kitap, çocukluk kavramını bir zaman dilimi olmaktan çıkarıp bir ruh hâli olarak sunar. Bu da onu hem bugünün çocuklarına hem de içindeki çocuğu unutmayan yetişkinlere hitap eden bir anlatıya dönüştürür.
Leb Demeden Leblebi, küçük bir hikâyenin içine büyük zamanları, kültürel geçişleri, toplumsal dönüşümleri ve bireysel bağları sığdırıyor. Yazarın hikâyeye doğrudan ses verdiği anlatı yapısı, postmodern edebiyatın sınır tanımayan doğasını başarıyla yansıtırken; geçmişe dair detaylarla örülmüş anlatı, nostaljiyi sadece bir süs değil, hikâyenin ruhu hâline getiriyor. Jale ve Duru’nun dostluğu, zamanlar arası bir köprü kurarken; çocukluk, tüm bu çatışmaların ortasında evrensel bir uzlaşma alanı olarak beliriyor. Kitap, bir çocuk kitabı olmanın ötesinde; edebi, kültürel ve tarihsel bağlamlarıyla çok yönlü okunmayı hak eden bir eser. Özellikle zamanlar arası yolculuklar, kültürel kodlar ve arkadaşlık üzerine düşünmek isteyen herkesin kitaplığında yer almalı.


