Google Play Store
App Store

11-25 Haziran arasında gerçekleştirilecek 54’üncü İstanbul Müzik Festivali; doğa, doğaçlama ve farkındalık temalı etkinliklere odaklanıyor. Festivali Direktörü Efruz Çakırkaya, “Müzik, zamanın akışını yavaşlatan ve insanı ana döndüren bir güç” diyor.

Zamanı durduran festival 54 yaşında

Deniz Burak BAYRAK

Modern hayatın hızına yetişmeye çalışırken çoğu zaman fark etmeden kaçırdığımız ‘an’lara dikkat çeken İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV)’nın düzenlediği 54’üncü İstanbul Müzik Festivali, bu yıl dinleyicisini yavaşlamaya ve şimdiye odaklanmaya davet ediyor.

Festival Direktörü Efruz Çakırkaya, ‘Ânın İçinde’ temasıyla kurgulanan programın çıkış noktasını; dijital gürültü, yoğun tempo ve kopukluk hissine karşı bir farkındalık arayışı olarak anlatıyor.

Çakırkaya’ya göre canlı müzik, insanı gündelik hayatın akışından çekip çıkaran, nefesi sakinleştiren ve zihni berraklaştıran en güçlü deneyimlerden biri. Bu yılki festival de tam olarak bu hissin izini sürüyor; ayrıntıları Çakırkaya, BirGün’e anlattı.

-54’üncü İstanbul Müzik Festivalinin teması “Ânın İçinde”. Bu temayı seçerken sizi en çok etkileyen düşünce neydi?

Her şey, modern yaşamın üzerimize bindirdiği o amansız hızla aramıza mesafe koyma ihtiyacıyla başladı. Bugün dijitalleşmenin ve kopamadığımız ekranların yarattığı devasa -gürültünün kuşatması altındayız. Bu koşturmaca içinde âdeta mekanikleşirken; üzerimizden süzülen bir bulutu, parkta bir bebeğin dünyayı ilk kez keşfeden o pürdikkat bakışlarını ya da bir sokak kedisinin huzurlu uykusunu fark edemez hâle geldik. Kendi adıma, pandemiden bu yana düzenli meditasyon yaparak şehir kaosunun ruhumda yarattığı ağırlığı hafifletmeye ve farkındalığımı canlı tutmaya çalışıyorum. Tam bu noktada bir aydınlanma yaşadım: Meditasyonla yakalamaya çalıştığım o ‘anda kalma’ hâlini, aslında hayatım boyunca en saf ve kristalize hâliyle canlı müzik konserlerinde deneyimlediğimi fark ettim.

CANLI MÜZİĞİN TEKRARSIZ MUCİZESİ

Canlı bir performans başladığında algımız tamamen sahnedeki o büyülü yaratıma odaklanıyor; nefesimiz sakinleşiyor, zihnimiz berraklaşıyor ve o birkaç saatliğine zamanın akışı âdeta şifalanıyor. Bu kişisel farkındalıktan doğan ‘Ânın İçinde’ temasıyla kurguladığımız festival, müziğin o geçici ama iz bırakan doğasından yola çıkıyor. Tıpkı hayatın kendisi gibi müzik de o biricik ânın içinde doğuyor, dönüşüyor ve yankılanarak kayboluyor. Her performans, tekrarı mümkün olmayan, sadece o ana özgü bir mucize olarak varlık buluyor. Biz de bu hakikatten ilhamla; dinleyicilerimizi bu gerçekliği beraberce solumaya, ânın içinde kalmaya ve müziğin zamanla kurduğu o büyüleyici bağı bizimle birlikte yeniden keşfetmeye davet ediyoruz.

DİNLEYİCİYİ “ŞİMDİ”YE DAVET EDİYOR

-Müziğin geçici ama kalıcı etkiler bırakan” doğası festival programına nasıl yansıdı? Dinleyiciler bu temayı hangi konserlerde, nasıl hissedecek?

Bu farkındalığı canlandırmak ve müzik aracılığıyla herkesi biraz ânın güzelliklerini yaşamaya çağırmak üzere programımızı oluştururken önceliğimiz, izleyiciye sadece bir konser sunmak değil, onlara ‘şu an’da var olmayı hatırlatacak deneyimler yaşatmaktı. Bu doğrultuda, müziğin kalbinin attığı en canlı kanıt olan doğaçlama performanslara, iç huzur ve manevi derinlik arayışını yansıtan farklı müzik formlarına ve doğayla iç içe etkinliklere yer verdik. İtalyan cazının ustası Enrico Pierannunzi ve Gabriele Mirabassi’yi Venedik Sarayı’nın büyülü bahçesinde ağırlıyoruz. Bach’tan Satie’ye, klasik müziğin devlerini cazın özgür ruhuyla, o anda yeniden doğacak doğaçlamalarla dinleyeceğiz. Bu konser, müziğin ‘biricikliğini’ hissetmek için mükemmel bir başlangıç.

GENÇLERLE FARKINDALIK ATÖLYESİ

Genç müzisyenlerle yürüttüğümüz farkındalık çalışmalarının bir meyvesi olan Atölye müziğin her seferinde yeniden kurulan bir ilişki ve ortak bir dikkatle paylaşılan anlardan oluştuğu gerçeğinden yola çıkarak oluşturulan yoğun bir gelişim programı. ‘Ânın İçinde Çalmak’ başlıklı bu atölye, performansın teknik sınırlarını aşarak sanatçının zihinsel, bedensel ve duygusal farkındalığını merkeze alıyor. Uzman psikologlar, sanatçılar ve eğitmenler eşliğinde gerçekleştirilecek nefes çalışmaları, ustalık sınıfları ve keşif oturumlarıyla genç yetenekleri, müziğin kalbinin attığı o ‘şimdi'yi birlikte inşa etmeye davet ediyoruz.

Yılın en uzun günü 21 Haziran’da Kapalıçarşı’da gün ışığının ve müziğin değişimini takip edeceğimiz, zamansızlığın içinde bir yolculuğa çıkacağımız ‘Anın Güzellikleri’ başlıklı proje ise; İstanbul’un tarih boyunca kültürlerin, inançların ve dillerin buluşma noktası oluşunu müzik aracılığıyla anlatan şiirsel ve geçici bir yolculuk olarak kurgulandı.

Festivalin son günü programda yer alacak; Anadolu’nun küçük kasabalarında hâlen süren mevsimlik ritüel oyunlarından ilham alan proje ‘Maison Lale’, ölüm ve yeniden doğuş temasını modern yaşamın hızlı temposunda nasıl bulabileceğimizi sorguluyor.

Son olarak ücretsiz çocuk etkinliğimiz ‘Sanata İlk Adım: Doğanın Müziği’nde doğada gerçekleştireceğimiz farkındalık yürüyüşleri ile minik sanatseverlerin bir ağacın hışırtısını veya kendi nefeslerini birer enstrüman gibi fark etmelerini sağlayarak, onlara ânın mucizesini aşılamayı hedefliyoruz.

YARIM ASIRLIK BİRİKİM

-İstanbul Müzik Festivalinin uluslararası klasik müzik sahnesindeki konumu bugün nerede duruyor?

İstanbul Müzik Festivali, bugün sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın ve yakın coğrafyanın en saygın klasik müzik duraklarından biri olarak kabul ediliyor. Yarım asrı aşan birikimimizle artık sadece bir konser dizisi değil, dünya klasik müzik repertuvarına yön veren bir platform hâline de geldik. Bizi uluslararası arenada farklı kılan iki temel gücümüz var: İlki, İstanbul’un binlerce yıllık tarihini, konserlerimizi sunduğumuz kadim mekanlar aracılığıyla müziğin yaşayan bir parçası hâline getirmemiz. 2’ncisi ise, sadece mevcut eserleri icra etmekle kalmayıp, yeni eser siparişleri yoluyla geleceğin müziğine yatırım yapmamız. Bu yıl da 54’üncü festivalimizde dünya prömiyerlerine ev sahipliği yaparak, küresel müzik mirasına somut katkılar sunmaya devam ediyoruz.

GENÇLERE YATIRIM

Uluslararası konumumuzun en değerli yapı taşlarından biri de festivalin üstlendiği toplumsal misyon ve ’herkes için müzik’ diyerek oluşturduğumuz kapsayıcı platform. Klasik müziğin geleceğinin gençlerin elinde olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle ‘Yarının Kadın Yıldızları: Genç Kadın Müzisyenler Destek Fonu' ile 120’den fazla genç sanatçının kariyerine dokunduk; onları sadece sahnede ağırlamakla kalmıyor, yurt dışı eğitimlerinden enstrüman alımlarına kadar yanlarında oluyoruz. Gençlerin bu kültürel mirasa katılımı önündeki engelleri kaldırmak ise en büyük önceliklerimizden biri. İKSV Kurucu Sponsoru Eczacıbaşı Topluluğu’nun desteğiyle sürdürdüğümüz 'Eczacıbaşı Genç Bilet' uygulaması sayesinde, tüm öğrenci biletlerini 50 TL gibi sembolik bir rakamda tutarak, festivalin kapılarını her bütçeden gence sonuna kadar açıyoruz.

HERKES İÇİN MÜZİK

Bu yılki en heyecan verici yeniliğimiz ise festivalin kapsayıcılık misyonunu bir adım öteye taşıyan ‘Rahat Konser’ serisi. Otizm, demans, dikkat eksikliği gibi farklı nörolojik hassasiyetleri olan bireylerin, çocuklu ailelerin ya da klasik müzik konserlerindeki katı kurallar nedeniyle çekince duyan herkesin kendisini ait ve evinde hissedeceği bir atmosfer yaratacağız. Seslerin ve ışıkların yumuşatıldığı, hareket özgürlüğünün kısıtlanmadığı bu konserlerle; müziğin iyileştirici gücünü hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm topluma yaymayı hedefliyoruz. İstanbul Müzik Festivali bugün, sadece yüksek sanatın icra edildiği bir yer değil; gençlerin desteklendiği, sosyal engellerin kalktığı ve herkesin ânın içinde kendine bir yer bulabildiği canlı bir ekosistemdir.

Özetle; dünyanın en iyi orkestralarını ve solistlerini ağırlarken, aynı zamanda yerel değerlerimizi evrensel bir dille harmanlayan ‘kurucu' bir festivaliz diye düşünüyorum. Uluslararası sahne bizi; geleneği koruyan ama yüzü her zaman geleceğe dönük, yaratıcı ve cesur bir festival olarak tanımlıyor.