Zamansız ve evrensel bir müziğin temsilcisi: Derya Yıldırım ve Grup Şimşek

01.12.2019 12:57 AVRUPA

Seçil Kalenderoğlu / Berlin

Bağlamasının tellerine bağlanan, içe işleyen, titrek ama tok sesini daha ilk kez duyduğumda Derya Yıldırım ismini aklıma yerleştirmiştim. Çok geçmeden de 70`li yılların klasikleri sayılan pek çok önemli türküyü, şarkıyı modern bir dokunuşla yeniden yorumlayan Derya Yıldırım ve Grup Şimşek`i keşfettim. Türkiye, Almanya, İngiltere, İtalya ve Fransa menşeili Derya Yıldırım ve Grup Şimşek`in, kendilerini hipnotize eden bu müzik etrafındaki yolculukları oldukça ilginç. Geçtiğimiz haftalarda Berlin`de verdikleri konserle de adlarından söz ettiren gruba, merak ettiklerimizi sorduk. Sorularımıza grup adına Derya Yıldırım cevap verdi.

Türkiye`de klasikleşmiş ve birçok kişinin bildiği ancak bugünlerde özellikle yeniden çekici hale gelen, Avrupa’da ise ilginin giderek arttığı Anadolu rock, folk ve psikedelik tınılarını birleştiren bir müzik yapıyorsunuz. Her biriniz bu müziğin köklerinden farklı ülkelerde doğmuş, büyümüş müzisyenler olarak bu müziğe olan ilginiz nasıl gelişti?

Güzel bir soru. Bence bu olağanüstü durum, müziğin zamansız ve sınırları aşarak, baki kalan bir gücü olduğunu gösteriyor. Grup üyeleri biz tanışmadan önce de retro diyebileceğimiz bu müzik tarzıyla ilgilenmekteydiler, 70'li yılların Türk müziği de radarlarındaydı. Ben ise Almanya`da yetişen bir Türkiyeli olarak, bu müziğe daima ilgi duydum. Bunun nedeni de ailemin genel olarak Türkçe müzik dinliyor olmasıydı. Onların dinledikleri müzikler daha çok 70`li yıllara aitti ve bu müzik benim de müzik deneyimimin büyük bir parçası oldu.

Peki Derya Yıldırım & Grup Şimşek üyeleri nasıl bir araya geldi?

2014 yılında, Antonin Voyant, Graham Mushnik ve Greta Eacott (Grup Şimşek) Hamburg'daki “Deutsches Schauspielhaus Hamburg” projesine davet edildiler. Bu proje, benim büyüdüğüm küçük bir semt olan “Veddel”de düzenlenen büyük bir festivaldi. Festivale katılan müzisyenlerin, mahalledeki müzisyenlerle çalışmalar yapması bekleniyordu. Böylece grup üyeleri tanışmış oldular ve festival için özel bir konser hazırladık. Proje bittikten sonra da tekrar buluşmaya ve birlikte daha fazla müzik yapmaya karar verdik.

İki yıl önce ilk kısa çalarınız “Nem Kaldı”yı ve geçtiğimiz Mayıs ayında ise ilk albümünüz “Kar Yağar”ı yayınladınız. Bu ikisi arasında geçen süreci ve ilk albümün ortaya çıkış aşamasını bize biraz anlatabilir misiniz?

Birlikte müzik yaparken çok eğleniyorduk ve “Nem Kaldı” ortaya bu şekilde çıktı. Bu kısa çaları farklı mekanlarda çaldıktan sonra kaydettik. Kendi organize ettiğimiz konserler de verdik. Sonunda bu birlikte ortaya çıkardığımız müziği kaydetmeye karar verdik. Bu kısa çaları ortaya çıkarmak, hepimizi adeta anne gibi hissettirdi. “Kar Yağar”, ilk albümümüz ve bu albümü oluşturmak için çok uzun zaman harcadık, çok fazla çaba sarf ettik. Müziğimizi farklı yönlerde geliştirdik ve özgün şarkılar yazdık. Sadece Türkiye'den türküler yorumlamak yerine kendi şarkı sözlerimizi ve melodilerimizi de kullanacağımız bir müzik yaratmak bizim için önemliydi.

Daha önce ilk kısa çalarınıza adını veren Mahzuni Şerif türküsü “Nem Kaldı”yı seslendirmiştiniz. Albümde ise yine Mahzuni`nin “Dom Dom Kurşunu” eseri yanı sıra Ersen ve Dadaşlar tarafından da seslendirilen “Üç Kız Bir Ana” ya da Selda Bağcan`dan duymaya alışık olduğumuz “Ey Şahin Bakışlım” gibi klasikleri de yeniden yorumluyorsunuz. Bu şarkıları nasıl seçtiniz, sizi heyecanlandıran neydi?

Temel olarak şarkılarımızı bize özel geldikleri için seçiyoruz, özellikle de içlerinde bize uyacağını düşündüğümüz bir duyguyu yakalamaya çalışıyoruz. Grup olarak Mahzuni Şerif’in pek çok türküsünü keşfettikten sonra, onun büyük bir hayranı olduk ve her zaman onun türküleri bizim esin kaynağımız olacaktır. “Üç Kız Bir Ana”yı yorumlamak ise benim fikrimdi çünkü melodiyi, ruhunu ve arkasındaki hikâyeyi çok seviyorum. Beni adeta hipnoz eden bu müzik için atan büyük bir kalbim var. “Ey Şahin Bakışlım” için de işte aynen bu şekilde hissettim.

zamansiz-ve-evrensel-bir-muzigin-temsilcisi-derya-yildirim-ve-grup-simsek-657830-1.
Fotoğraf: Mehdi Bankler

Albüm içeriklerinde “Ey Şahin Bakışlım” yorumlayarak, Derya Yıldırım ve Grup Şimşek olarak Türkiye'de bir azınlık topluluğu olan ve müziğin özellikle de bağlama enstrümanının kutsal bir değerinin olduğu Alevi kültürüne saygı gösterdiğinizi belirtiyorsunuz. Kullandığınız farklı enstrümanların ve müziğinizin, kültürel kökenleriyle ilişkisini nasıl tanımlıyorsunuz?

Müzik benim için hep evrenseldi ve hala da öyle. Bir şarkıyı ya da türküyü yeniden yorumluyorsam onun nereden geldiğine dikkat ederim, özellikle de özel bir geçmişi varsa. Türkiye müziğinde buna sıkça rastlanmaktadır. Pek çok Türkçe halk müziği eserinin derin bir geçmişi var. Bu türkü de Alevi Bektaşi kökenleri olan bir eserdi ve biz de özellikle bu kökenleri hatırlatmak istedik. Ayrıca bir başka önemi de Almanya, İngiltere, Fransa gibi farklı ülkelerden gelen kişilerden oluşan bir grup olarak, bu türküyü yeniden yorumlamasıydı. Türkiye’den bir türküyü yorumlayarak adeta bu ülkelere de bu kültürün aktarımını yapmış oluyoruz. Bu da ümit ediyorum ki özgün bir şekilde ele alınması gereken önemli bir kültürel sorumluluk.

Söz ve müzikleri size ait olan “Kar Yağar”, “Seni Hala” gibi şarkılarında albümde yer aldığını görüyoruz. Hâlihazırda var olan eserleri yorumlamak yerine kendi şarkılarınızı ortaya çıkarma sürecinizin farklılıkları neydi?

Kendi şarkılarımızı genellikle birlikte yazıyoruz. Bir grup olarak beraber ve eşit hareket ediyoruz. “Kar Yağar”ın sözleri ve müziği bana ait, evet. Ama diğer şarkılar mutlaka bir başka kişi tarafından ya da hep birlikte yazılmıştır. Bu süreç daima çok farklı oldu. Genellikle şarkı kayıt örneklerini, yazdığımız sözleri ve müziğe dair pek çok fikrimizi mail yoluyla paylaşıyoruz. Çünkü her birimiz farklı ülkelerde yaşıyoruz ve stüdyoya girmeden önce (genellikle Fransa’da) her şeyin rahatça ilerlemesi için düşüncelerimizi bu yolla geliştiriyoruz.

Albümde bir de Nazım Hikmet`in “Dünyayı Çocuklara Verelim” şiirine yer verdiğiniz bir parçanız var. Bu şiiri seçmenizin özel bir nedeni var mı?

Nazım Hikmet`in büyük bir hayranıyım. Babamın kendisinin pek çok kitabını okuduğunu hatırlıyorum ve benim de küçük yaştan beri bu kitaplara ilgim oldu. Bu heyecanı hala taşıyorum ve kendisinin bu özel şiirini her zaman çok sevmişimdir. Bir keresinde grup üyelerinden Graham`ın (org), enstrümantal bir şarkı çalmakta olduğunu duydum ve bu şiirin bu şarkıya mükemmel bir şekilde uyacağını düşündüm.

Şu anda turnedesiniz ve Avrupa’nın birçok kentinde konserler verdiniz. Konserlerde Türkçe şarkıları farklı kentlerdeki Avrupalı seyirci ile buluşturmak nasıl bir duyguydu, ne gibi tepkilerle karşılaştınız?

Bu şarkıları, çoğunluğu Avrupalı olan veya azından farklı ülkelerden olan dinleyiciler için çalmak gerçekten özel ve şaşırtıcı bir duygu. Benim için aslında bu yeni bir şey değil, daha önce de bahsettiğim gibi Almanya`da büyüdüm ve her zaman Türkiyeli olmayan kişilere de bağlama çaldım. Tepkiler çok güzel. Farklı kökenden ve kültürlerden gelen kişilerin Anadolu müziğinden keyif almaları kalbimi ısıtıyor. Müzik zamansız ve evrenseldir, bu hakikati sahnede olduğum her an bütün kalbimle anlıyor ve hissedebiliyorum.

Geçen yıl İstanbul Zorlu PSM`de bir konser vermiştiniz, Türkiye dinleyicisi ile buluşmak nasıldı? Yakın zamanda da Türkiye`de konser planı var mı?

O konser benim için en özel konserlerden biriydi. Çünkü benim Türkiye’deki ilk konserimdi. Kökenleri Anadolu coğrafyasına dayanan bir müzik yapıyoruz. Özellikle de konser salonunda rahatlayarak, o derin anlamlı şarkıları çalmak çok zordu. Orada yeniden çalabilmeyi çok isteriz…ve bağımızı daha da güçlendirmeyi. Umarım gelecekte yeniden böyle bir şans olur ancak şu an için planlanan bir şey yok. Ne yazık ki…

Kısa çalarınızda yer alan Özdemir Erdoğan şarkısı “Gurbet”, geçtiğimiz yıl Berlinale`nin açılışını yapan “Easy Love” filminde kullanıldı. Müziğinizi sinema perdesi karşısındayken duymak size neler hissettirdi? İleride de böyle çalışmalarda yer almak ister misiniz?

Çok iyi hissettirdi! Müziğimizin, film/sanat filmi gibi başka bir sanatsal yaşaması ve büyümesi harika.

Önünüzde netleşen planlar, heyecanlandığınız projeler var mi?

Önümüzdeki aylarda, yeni albümümüzün stüdyo kayıtlarını planlıyoruz. Gerçekten bu konuda çok heyecanlıyım. Kendi fikirlerimin ve grup üyelerininkilerin kayıt için bir araya gelecek olmasından dolayı sabırsızlanıyorum!

*Ana fotoğraf: Félix Vincent