Zenginleşen tekeller, yoksullaşan balıkçılar
Balık çiftlikleri hem balıkçıların geçim kaynaklarını elinden alırken hem de deniz ekosistemini yok ediyor. ZMO Şube Başkanı Kapıkıran, “Denizler küçük balıkçıların elinden alınıp, büyük şirketlere veriliyor” dedi.

Gökay BAŞCAN
Balıkçılık her geçen gün kan kaybederken Akdeniz ve Ege’nin ardından Karadeniz de balık çiftliklerine parsel parsel satılıyor. Denizleri kuşatan büyük balık tekelleri hem birçok bölgenin geçim kaynağı olan balıkçılığı bitiriyor hem de denizin ekosistemini bozuyor. Yüzler binlerce balıkçının para kazandığı, balıkların yuva yaptığı birkaç şirketin mülkiyetine geçiyor.
1980’ler yılda 700 bin ton civarı avcılık yapılırken bu sayı günümüzde 270 bine düştü. Öte yandan kafes balıkçılığı ise avcılık miktarının üzerine çıkarak 350 bin tonu geçti.
Orta ve Doğu Karadeniz’de pıtrak gibi çoğalan kafesler artıyor. Sinop’ta 22, Samsun’da 14, Ordu’da 10, Giresun’da 15, Trabzon’da 10, Rize’de 6, Artvin’de 11 kafes balıkçılığı projesi hayata geçirilirken onlarcası da yolda.

Son olarak Rize yapılmak istenen kafeslere karşı balıkçılar ve bölge halkı isyan etti. Yurttaşlar denizlerin kirletilmesine izin vermeyeceğini söyledi.
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Kapıkıran, kafes balıkçılığının bölgeye hem ekonomik hem de çevresel zarar verdiğine dikkat çekti. Kapıkıran, “Balıkçılık ikiye ayrılır. Biri avcılık biri yetiştiricilik. Son yıllarda iklim değişikliğinin etkisiyle ve yanlış kullanım sonucu denizler kirlenmeye başladı. Hem mikroplastikler hem evsel ve sanayisel atıklar, denizlere akan akarsuların kirletilmiş olması, madencilik faaliyetlerinin yer altı sularını kirletmesi ve atıkların denize aktarılması bu kirliliği artırıyorı” dedi.
AVCILIK BİTİYOR
1980’lerde yaklaşık 700 bin ton balık avı yapılırken bugün 270 bin ton civarına indiğini ve yetiştiriciliğin 350 bin tonla geçtiğini hatırlatan Kapıkıran, “Bunun önemli bir kısmı denizlerde kafes yetiştiriciliği şeklinde, bir kısmı HES’lerin baraj göllerinin kiralanmasıyla, bir kısmı da akarsulardan su alınarak yapılan tarla balıkçılığı şeklinde gerçekleşiyor. Yetiştiricilikte de büyük sıkıntılar var. Özellikle göletlerde yapılan yetiştiricilikte, HES’lerde olduğu gibi akarsulara bent konulup durgun sulara dönüştürülmesi ve bu alanların büyük şirketlere verilmesi ciddi sorun yaratıyor” dedi.
ŞİRKETLER KAZANIYOR
Denizlerin ekonomik çıktısının yine yöre halkında kalması gerektiğini belirten Kapıkıran, “Aslında yapılması gereken, bölge halkının bir balıkçılık kooperatifi kurarak üretimi kendi eliyle gerçekleştirmesi. Aksi halde doğal varlıklar halkın elinden alınıp şirketlere devrediliyor ve yerel halk faydalanamıyor. Bu durum durgunlaştırılan sularda sıcaklığın artmasına, biyolojik sistemin değişmesine ve önemli bir biyoçeşitlilik sorununun ortaya çıkmasına neden oluyor” diye konuştu.
BALIKLAR YOK OLUYOR
Kafeslerde yapılan yemlerin hem bölgede yaşayan balıkların alışkanlıklarını değiştirmesine hem de suyun kirlenmesine sebep olduğunu aktaran Kapıkıran, “Bu süreç kıyı balıkçılarının üretim alanlarını da işgal ediyor. Bir bölgede doğup büyüyen balıkların yumurtlama alanları şirketlerin eline geçiyor. Yemlerin GDO’lu olması ya da olmaması fark etmiyor, sonuçta balıkların beslenme düzeni değişiyor ve denizlerin kendini temizleme kapasitesi devre dışı kalıyor. Bunun sonucunda eşitsiz bir ekonomik gelişim ortaya çıkıyor, küçük balıkçılar uzaklaşmak zorunda kalıyor ve toplam avcılık miktarı daha da düşüyor” ifadelerini kullandı.
Kafeslerin artmasıyla birlikte daha büyük sorunların yaşanacağına ilişkin uyarılarda bulunan Kapıkıran şöyle konuştu: “İklim değişikliğinin etkisiyle deniz suyu sıcaklıklarının artması da kafes yetiştiriciliği yapılan alanların değişmesine neden oluyor. Sıcaklıkların yükselmesi ekosistemin bozulmasına yol açıyor ve bu durum önümüzdeki yıllarda daha büyük sorunlar yaratacak gibi görünüyor.”


